İdam cezasının barbarca olduğuna ve medeni bir devlette asla meydana gelmemesi gerektiğine inanıyorum. Sözgelimi idam cezasına ilişkin bir referandumda idam cezasının kaldırılması yönünde oy kullanır ve çoğunluk benim verdiğim kararın aksi yönünde seçimini yaparsa, bu durumda bir paradoksla karşı karşıya kalırım. Demokratik ilkelere bağlı birisi olarak, çoğunluğun kararının kabul edilmesi gerektiğine inanıyorum. İdam cezasının uygulanmasının yanlış olduğuna inanan bir birey olarak da, idam cezasına hiçbir zaman izin verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu durumda, hem idam cezasının (çoğunluğun kararının sonucu olarak) olması gerektiğine hem de (kişisel inançlarım dolayısıyla) olmaması gerektiğine inanmış oluyorum. Fakat bu iki inanç birbiriyle bağdaşmıyor. Demokratik ilkelere bağlı herkesin, kendini bir azınlığın içinde bulduğunda, benzer bir paradoksla karşı karşıya kalması oldukça muhtemeldir. Bu, demokrasi kavramının tümden altını oymaz, fakat vicdani karar ile çoğunluk kararı arasındaki çelişki ihtimaline dikkat çeker (bu konuya Sivil İtaatsizlik Bölümünde değindim). Demokratik ilkelere bağlı herkes, bireysel inançlar ile kolektif inançlara verilen göreli ağırlık arasındaki dengeyi kurmak zorunda kalacaktır. Nitekim bu insanlar, “demokratik ilkelere bağlı olmanın" ne anlama geldiğini ayrıntılı biçimde açıklamak durumundadır