vetra

vetra
aktif değil, bıraktı
Terapiste gelen kişilerde, genel olarak dört çeşit kişilik organizasyonu düşünebiliriz: 1- Nevrotik Kişilik Organizasyonu 2- Narsisistik Kişilik Organizasyonu 3- Borderline (Sınır) Kişilik Organizasyonu 4- Psikotik Kişilik Organizasyonu İlk kişilik organizasyonuna sahip erişkin kişi, hem ayrıştırmayı, hem de bütünleştirmeyi yapabilir. Üst düzey (nevrotik) kişilik organizasyonuna sahip kişiler bütünleştirilmiş bir kendilik imgesine sahiptir. Nesne imgeleri ve içsel karşılıkları hakkında değişik şiddette karmaşa deneyimlerlerken, bunları gerçekçi düzeyde algılayabilirler.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
ulan istanbul sen misin senin ellerin mi bu eller ulan bu gemiler senin gemilerin mi minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında liman liman götüren ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler [senin mi akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor antenlerinden neden peki istanbul ya ben ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi [boy boy gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas ya benim kahrım ya senin ağrın ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz [yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi Burgu burgu içime boşalttığın o senin ağrın o senin
Sayfa 13
Kimliğin yapıbozumu siyasetin yapıbozumu değildir, daha ziyade kimliğin ifade bulduğu terimlerin kendilerini siyasi kılan bir girişimdir. Bu tür bir eleştiri feminizmin bir kimlik politikası olarak ifade edildiği temelci çerçeveyi tartışmaya açıyor. Söz konusu temelciliğin iç paradoksu, temsil etmeyi ve özgürleştirmeyi umduğu "özneleri" varsayması, sabitleştirmesi ve kısıtlamasıdır. Yapmamız gereken iş her imkânı bir imkân olması nedeniyle yüceltmek değil, halihazırda mevcut olan ama kültürel olarak idrak edilemez veya imkânsız addedilen kültürel alanlarda mevcut olan imkânları yeniden betimlemektir. Artık kimlikleri siyasi kıyasın öncülleri olarak sabitlemekten ve siyaseti bir dizi hazıryapım öznenin çıkarlarından türeyen bir dizi pratik olarak kavramaktan vazgeçersek, siyasetin yeni bir biçimlenimi eskisinin enkazından mutlaka doğacaktır. Böylece cinsiyetin ve toplumsal cinsiyetin kültürel biçimlenimleri çoğalabilir ya da daha doğrusu mevcut çoklulukları idrak edilir kültürel hayatı kuran söylemler içinde ifade edilebilir hale gelir, cinsiyetin ikililiğini yalanlayabilir ve esasen gayritabii olduğunu teşhir edebilir. "Gayritabiiyle" uğraşmakta kullanılabilecek başka hangi yerel stratejiler toplumsal cinsiyetin doğallıktan çıkarılmasına vesile olabilir
Kendi başına parodi altüst edici değildir, kimi türden parodik tekrarları gerçek anlamda sekteye uğratıcı ve hakikaten belalı kılanın ne olduğunu, ayrıca hangi tekrarların evcilleştirilip kültürel hegemonyanın araçları olarak yeniden dolaşıma sokulmaya elverişli olduklarını kavramanın bir yolu olmalı. Edimlerin bir tipolojisini çıkarmak yeterli olmayacaktır kuşkusuz, çünkü parodik yerinden etme, parodik kahkaha, altüst edici karmaşaların gelişebileceği bir bağlama ve alımlamaya bağlıdır. Hangi bağlamda hangi performans iç-dış ayrımını tersyüz edip bizi toplumsal cinsiyet kimliğine ve cinselliğe dair psikolojik önvarsayımlan köklü bir biçimde yeniden düşünmeye zorlayabilir? Hangi bağlamda hangi performans bizi eril ile dişilin yerini ve istikrarını yeniden değerlendirmeye zorlayabilir? Ayrıca ne tür bir toplumsal cinsiyet performansı, doğallaştırılmış kimlik ve arzu kategorilerini yerinden oynatacak bir şekilde bizzat toplumsal cinsiyetin performatifliğini icra ederek göz önüne serebilir? Eğer beden bir "varlık" değil de değişken bir sınırsa, geçirgenliği siyasi düzenlemeye tabi olan bir yüzeyse, toplumsal cinsiyet hiyerarşisine ve zorunlu heteroseksüelliğe ait kültürel sahada bir imleme pratiğiyse, toplumsal cinsiyet denen ve bedenin "iç" imlemini bedenin yüzeyinde kuran bu bedensel icrayı kavramamız için geriye hangi dil kalıyor? Sartre olsa buna "var olma stili" derdi herhalde, Foucault ise "varoluş stilistiği". Ben de önceki bir Beauvoir okumamda toplumsal cinsiyetli bedenlerin envai çeşit "ten stili" olduklarını ileri sürmüştüm. Tüm bu stiller asla baştan sona bireyin kendince oluşturulmamıştır çünkü stillerin de bir tarihi vardır, bu tarihler imkânları koşullandırır ve kısıtlar. Mesela toplumsal cinsiyeti bir bedensel stil, tabiri caizse bir "edim" olarak, hem
Foucault
Özgürleştirici Eros fikrinin yaşattığı hayal kırıklığıyla yazan Foucault, cinselliği iktidarın tümüyle nüfuz ettiği bir şey olarak kavrar ve yasadan önce veya sonraki bir cinselliğin var olduğunu iddia eden kuramlara eleştirel yaklaşır. Oysa Foucault'nun kendi metinlerinde cinsiyet kategorilerini ele alışını ve cinselliğin iktidar rejimini eleştirdiği yerleri değerlendirdiğimizde, aslında onun kuramının da teslim etmediği bir özgürleşmeci ideali barındırdığım ve sürdürdüğünü görürürüz, her ne kadar Foucault'nun kendi eleştirel mekanizması içinde bu ideali barındırmak gittikçe zorlaşsa da. Foucault'nun Cinselliğin Tarihinde ileri sürdüğü cinsellik kuramıyla, bir on dokuzuncu yüzyıl Fransız hermafroditi olan Herculine Barbin'in günlükleri için yazdığı kısa ama önemli önsöz yazısı arasında kimi açılardan çelişkiler vardır. Herculine'e doğumunda "dişi" cinsiyet verilmiş. Yirmili yaşlarının başında, doktorlara ve rahiplere bazı itiraflarda bulunmasının ardından yasal olarak cinsiyetini "erkek"e döndürmek durumunda kalmış. Kitapta Foucault'nun bulduğunu iddia ettiği günlüklerle beraber Herculine'in "hakiki" cinsiyetine hangi temellere dayanarak karar verildiğine dair tıbbi ve yasal belgeler de yer alıyor. Bir de Alman yazar Oscar Panizza'nın hicivli bir öyküsü var. Kitabın İngilizce çevirisine yazdığı önsözde Foucault hakiki cinsiyet mefhumunun şart olup olmadığını sorguluyor. Bu soru ilk bakışta Cinselliğin Tarihinin birinci cildinin sonlarına doğru ortaya koyduğu, "cinsiyet" kategorisinin eleştirel soykütüğünün devamıymış gibi görünüyor.17 Oysa günlüklere ve önsöze bakınca Foucault'nun Herculine'e dair değerlendirmesinin Cinselliğin Tarihinin ilk cildindeki cinsellik kuramına ters düştüğünü görmek mümkün.