Gösteriş hastalığı ..
Yaptığı dini davranışlardan tat almamak ve onları yavan bulmak da nefsin bir hastalığıdır. Bu hastalık, ya kulun ibadetini gösteriş (riya) veya böbürlenme maksadıyla yapmasından kaynaklanır. Veya ihlâs (içtenlik/samimiyet) eksikliğinden, yahut da Peygamber Efendimizin sünnetlerinden birini terketmesinden ileri gelir. Çare Bu hastalığın ilacı, ruhunu ihlasla bezemektir. Bütün davranışlarında Efendimiz aleyhisselâmın yapıp ettiklerini gözetmektir. Giriştiği gayretlerin hayırlı sonuçlar doğurması için elinden gelenin en iyisini yapmaya çabalamaktır.
Sayfa 24 - Sufi Kitap·Kitabı okuyor
20) Vesvese (Vesvâs) Bir başka nüshada "takva" geçer. Her ikisi de birbirinin gereği olduğundan tek bir anlamda birleştikleri kabul edilebilir. Çünkü vesveseci (olan şeytan), kul ancak takvada derinlik kazanmaya başladığında ona yanaşır ve onun eksikliğini ve kusurlarını görür. Bu süreçte kul içten içe celal ve kahra düçar olduğunu düşünür ki bu durumun nefiste bıraktığı etki kabz (daralma) hali olarak belirir. Kabz insanı bast (genişlik) haline ulaştırır; çünkü kabz ve bast, gece ve gündüz gibi peş peşe gelen ve birbirinin zıddı olan iki haldir. Vesvese duyan insanın işi, ibadet ve ibadet edilen hakkında kuruntuya kapılmaktır. Vesvese insana tam olarak yerleşirse, bu hal kendisini deliliğe ve aklın bütünüyle ortadan kalkması haline ulaştırır. Allah'ın insana verdiği en büyük lütuf Akıl ve edeptir, bunu bil Mertlik o ikisine bağlı, bir kez yok olmasınlar Ölüm daha iyi gelir insana İnsanın durumu şiddetlenip gönlü daraldıktan sonra inayet yetişir ve Allah her işi bırakarak kendisine dönmeyi ve kaçışı (firâr) ilham eder. Bu kaçma "Bütünüyle Allah'a firar ediniz."¹ ayetinde belirtilir. Bazen de samimi, gönlü geniş ve saadete eren kardeşlerle oturup vesveselerden uzaklaşmayı kendisine ilham eder. Bu durum onu bast halini sevmeye, Allah'a yönelme haline ulaştırır. Çünkü bu haldeyken açık düşman olan şeytanla savaşmaktan kurtulur. Kalbine de ki vesveseler artarsa Vesveseci olmuştu İblis taşkınlığa saptığında Özetle, kabz halinin sebebi, kötü işleri düşünmek, Mevla'dan habersiz kalmak ve gafil olmaktır. Kalbini arındıranlar ise sadece temizlik halini müşahede ederler. Bu nedenle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: "Kim üzüntüye
Sayfa 59 - ¹ Zâriyât, 51/50.
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
17) Pişmanlık (Hasret) Kişi pişmanlık hisseder, mahrum kaldığı veya kaçırmış olduğu işler hakkında hüzünlenir. İnsanın pişmanlığı ve hüznü mahrum kaldığı bir şeye dair olup o işe ulaştıracak sebeplere yönelirse bu, sıdk ehlinin (özü sözü bir insanların) hüznüdür. Ebâ Ali ed-Dekkâk (ö. 406/ 1015) böyle bir hüzün hakkında şöyle demiştir: "Hüzün sahibi başka birisinin iki senede katedemeyeceği yolu bir ayda kateder." Kişi kaçırdığı işlerin sebeplere yönelmezse, onun hüznü ve üzüntüsü yalancıların üzüntüsüdür. Başka bir ifadeyle insanın pişmanlığı ve hüznü kaçırdığı işler hakkında iken telafi etmesi mümkün olup gereğini yerine getirirse, bu hüzün dürüst insanların hüznüdür. Onu elde etmek için harekete geçmezse, onun hüznü yalancıların hüznüdür. Râbia el-Adeviyye'nin (ö. 185/801 [?]) "Çok kederliyim." diye feryat eden birini duyduğunda ona şöyle söylediği aktarılır: "Senin hüznün pek az! Hüznün dürüst olsaydı, böyle rahat oturma imkânın olmazdı." Bundan dolayı yerine getirme imkânı varken ibadetin kaçırılması nedeniyle üzülmek, kendini aldatmanın alametidir. İnsanın üzüntüsü yalancıların üzüntüsü gibiyse böyle bir üzüntü ona fayda vermek yerine kötü ahlaka ulaştırır.
Sayfa 57
Din
Zihniniz hiç durmadan düşünceler üretir, siz de bütün enerjinizi bu düşünceler hakkında düşünmeye harcarsınız. Düşüncelerinizin çoğu geleceğe veya geçmişe aittirler çünkü zihin şimdiki anda kalamaz. Beden anı yaşar, ama zihin her zaman başka yerdedir. Sizi huzursuz ve mutsuz kılan şey zihninizin sürekli gezinti halinde olmasıdır.
Alıntı
Zihnin gerçek doğasının sonsuz ve sınırsız olduğunu, gökyüzü gibi olduğunu biraz evvel konuşmuştuk. Düşünceler, gökyüzünde beliren bulut kümeleri gibidir. Bulutlar gelip geçerler, ama gökyüzü onların geçişlerinden hiç etkilenmez, bozulmaz, lekelenmez, eksilmez veya çoğalmaz. Daima aynı kalır. İri bulutlar, ufak bulutlar, beyaz bulutlar, gri bulutlar ve kara bulutlar... Kimi zaman pırıl pırıl bir günes görünür, kimi zaman ise bulutlar güneşi örter. Bazen korkunç bir fırtına patlak verir, şimşekler ve gök gürültüleri yüzünden gökyüzü ürkütücü bir hale bürünür. Fakat ne gelmiş olursa olsun ve ne kadar sürerse sürsün, eninde sonunda bitecektir. Bulutlar geçip giderler, fırtına diner ve tüm bu olup bitenler gökyüzünde hiçbir iz bırakamaz. Zihnin gerçek doğası saf, bozulmamıs ve sonsuz halini daima korur.
Alıntı
Peygamberimizin süt kardeşleri...
Peygamberimiz Aleyhisselamı; önce annesi Hz. Amine, üç gün veya 7 gün emzirdi. Bundan sonra Süveybe hatun, oğlu Mesruh ile birlikte, günlerce emzirdi. Süveybe hatun, daha önce Hz Hamza'yı sonra da Peygamberimiz aleyhisselam ile birlikte Ebu Seleme b. Abdulesed'i de emzirmişti. Bunun için Hz. Hamza ile Ebu seleme, Peygamberimiz Aleyhisselam'ın süt kardeşleridirler.
Alıntı