Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. Küçük topluluklar olarak, birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız. Ben, Hikmet VI, zamanında -yani Hikmet I olduğum sıralarda- bu oyunu ciddiye almış ve bütün oyunları heyecanla seyretmiştim. Sonunda, kendi oyunumu, bütün bu oyunların dışında ve gerçek olarak yaşamağa karar verdim. İnsanlarımız, aynı piyesi yıllardır aynı biçimde oynamanın yorgunluğu ve gerçeğe bir türlü benzetememenin bezginliği içindeyken ben, bizlere bugüne kadar hiç yararı dokunmamış olan aklın -daha doğrusu, akıl olduğunu sandığımız akıl taklidinin- zincirlerinden kurtularak, bütün ülkeleri ve onların gerçek kişilerini içine alan büyük oyunun heyecanı içinde bulunuyorum.
Kalplerimiz, başkalarına ait olan farklı kırık parçalardan oluşurdu ve doğru olanı bulduğumuzda, bize o kırık parçaları nasıl tekrar bir araya getirebileceğimizi gösterirlerdi.
Yarasa ve Ev Gelincikleri
Yere düşen bir yarasayı bir ev gelinciği yakaladı. Neredeyse öldürüleceğini fark eden yarasa yaşamının bağışlanması için yalvardı. Ev gelinciği gitmesine izin veremeyeceğini çünkü gelinciklerin, tüm kuşların doğal düşmanı olduklarını söyledi. Yarasa kendisinin bir kuş değil bir cins fare olduğunu söyledi. Böylece kendini tehlikeden kurtardı. Daha sonra ikinci kez yere düşünce başka bir ev gelinciği onu yakaladı. Bir kez daha kendisini yememesi için gelinciğe yalvardı. İkinci gelincik, tüm farelerden nefret ettiğini söyledi. Ama yarasa bir fare olmadığını, bir yarasa olduğunu ısrarla anlattı. Ve yine serbest kaldı. Yani adını değiştirerek kendini iki kez ölümden kurtarmış oldu. Bu öykü her zaman aynı taktiklerle kendimizi sınırlamamamız gerektiğini gösteriyor. Tam tersine eğer koşullara uyum sağlayabilirsek, tehlikelerden daha kolay kurtulabiliriz.
Fabllar, Ezop, MÖ VI. YY
Welatek, te dispêre welatekî din…
Lê, ka te min sipatiye kîjan welatî…?!.
Li wî alî, hezkiriyên te, daketine nêçîra hev.
Li vî alî, hezkiriyên te, siya xwe dixwin, û
wêneyên te, kirne mirêka giriyên xwe.
Li wî alî, pezkovî, sûnda maçîkirina dêmên te xwarin e.
Li vî alî, perperîk, xalxalok, şahing û
qazîmazî, ji bo vegera te, ketine rojiyê.
Tu li virî, û ne li virî…
Tu li wirî, û ne li wirî…
Tenê dilê zavayê te, yê nîvkuştî dizane, bê tu li kurî.