Kendi kendinizin efendisi olmalısınız. Başkalarının ne dediğine, ne düşündüğüne bakarak hayat geçmez. İnsan, kendi doğrularını, kendi değerlerini inşa etmeli ve o doğrular üzerinde dimdik durmalıdır. Cesaret, sadece korkmamak değildir; cesaret, yanlışı görüp ona 'hayır' diyebilmektir."
İnsanlar yazdıklarımı okuyor sonra: "Hiç de fena değil, hoş, ilginç... hoş ama Tolstoy nerede bu nerede..." Yani son nefesime kadar her şey hoş ve ilginç olacak, daha fazlası değil. Ölümümden sonra da tanıdıklar mezarımın yakınından geçerlerken "Burada Trigorin yatıyor" diyecekler, "iyi bir yazardı, ama Turgenyev kadar değil."
“Biz hepimiz kaderlerimizden öyle hoşnutsuzuz, yaşamlarımızdan öyle bezmişiz ki! Ama doğru da, baksanıza, sonuçta ilk bakışta çevremizdeki her şey soğuk, suratsız, neredeyse öfkeli...
'Zavallılar' diye düşünüyor hayalperestim.”
“Bu hüzünlü , dalgın gözler nasıl bir güçle böyle alev alev parlamaya başladı? Bu solgun, çökmüş yanaklara nereden kan geldi? Bu narin yüz hatlarına tutku saçan ne? Neden bu göğüs iníp kalkıyor? Bu zavallı kızın yüzüne birdenbire canlılık, hayat ve güzellik katan, onu böyle bir gülümsemeyle ışıldatan, böyle ışık saçan, parıldayan bir gülüşle canlandıran şey nedir? Çevreye bakar, bir şeyler aranır, bir şeylerden şüphelenirsiniz... Ama o an geçer ve belkí de ertesi gün, daha önceden olduğu gibi, yine aynı düşünceli ve dalgın bakışla, o aynı solgun yüzle, hareketlerdeki o aynı boyun eğmişlik ve çekingenlikle ve hatta vicdan azabı, hatta bir tür ölgün bir keder ve geçici canlanmanın verdiği sıkıntının izleriyle karşılaşacaksınızdır... Ve üzülecek, bir anlık güzelliğin böyle hızla böyle geri dönülmez biçimde solmasına, önünüzde böyle yanıltıcı ve boşuna parlamış olmasına, hatta onu sevecek kadar vakit bulamamış olmanıza bile üzüleceksinizdir."