“Adalet hem adil hem de bağışlayıcı olmaktan geçer ve herkes tatmin olana kadar da adalet sağlanmış sayılmaz. Bu iki genç adama yaptığımızdan anlaşılacağı üzere, adalet sadece yanlış yapanları cezalandırmak amacıyla kullanılmaz. Biz aynı zamanda adaletle onları kurtarmaya da çalışırız.”
Bugün bizlerin derdi yok. Dertsiz olan bizler, daha iyi olmak için çaba göstermeyi bir zul sayar olduk. Derdimiz olmadığı için amaçsız savrulan yapraklara döndük. Nefsimiz, kendi istekleri peşinde koşturuyor. Hâlbuki derdi olan bir insan, o derde doğru yönelir. Belki üzülür, belki ağlar. Ama o dert; insanın yüreğini gerçekten olgulanştırır,insanı duyarlı hale getirir. Mevlana'nın, "Hamdım,piştim,yandım."sırrını altında yatan, bir dertten başkası değildi. Necip Fazıl'a Çile'yi yazdıran da çileden başkası değildi. Dert; insanı vicdan sahibi yapar. İyi bir anne-baba, iyi bir yönetici, iyi bir evlat haline getirir.
Ahlak standartlarımızı seçici olarak sıkı tutma veya serbest bırakma becerimiz insanların nasıl bir anda barbarca canileşebildiğini ve bir sonraki anda merhamet gösterebildiğini anlatmaya
yeterlidir.