ZAMAN İLACI MIDIR HER ŞEYİN? YOKSA UNUTMAK MI DAHA ZOR SENİ?
6/10
·192 syf.·
2026 2. kitabı
Hepinize merhabalar, Karıştırıcı kitabının incelemesiyle karşınızdayım. Öncelikle benim uzak doğuya karşı olan sempatimi ve ilgimi, okuduğum ve okumayı planladığım kitaplardan anlayabilirsiniz. Bu yüzden Lee Hee-young'un bu kitabını ve özellikle de kapağındaki karakterleri gördüğümde inanılmaz heyecanlandım. Kitabın konusunu kısaca özetlemem gerekirse; Ana karakterimiz Nawoo, hayatını renksiz bir dünyada yaşamak zorunda kalmış ve yaşamın renklerini 13 yıl önce yaşadığı bir olayla kaybetmiş, 32 yaşında bir yetişkindir. Ona kendisinden bile daha yakın olan, en değerlisi gibi gördüğü biricik dostu, arkadaşı Leenae bir kazada öldükten sonra hayat Nawoo için aynı gitmemiştir, fakat bir şekilde arkadaşının acısını unuttuğunu veya alıştığını telkin ediyordu kendisine. Üstelik o gün 13 yıldır yüreğinde gizli bir aşkla sevdiği Haje'ye evlenme teklif etmeyi planlamaktadır. Fakat sokakta karşısına çıkan deniz gözlü, gece kürklü bir kediciğin onu götürdüğü gizemli bar, hayatını ve o hayata bakış açısını son derece değiştirecek bir maceraya atacaktır onu. Geçmişin kapısı Nawoo için aralanmak üzeredir. Ve pişmanlıklar, bu geçmişin en büyük mimarlarıdır. Kendi yorumum: Açıkçası fikrinin ve başlangıcının bu kadar güzel olduğu bir kitaba yakışmayacak kadar sade bir anlatımı ve sade bir sonu vardı. 6 yıldız vermemdeki sebep, başlangıçta beni çok heyecanlandırmış olmasına rağmen bu heyecanımı devam ettireceğim kadar bir heyecanlı son veya akış vermemesiydi. Buna rağmen kitabı sevdim mi? Sevdim. Okurken eğlendim mi? Evet. Çok daha iyi yazılabilir ve sonuca bağlanabilir miydi? Kesinlikle evet! Kalbinizin sakinleşmesi gerektiği bir zamanda okunacak, tek oturmada bitirilecek güzel bir kitaptı. fazla kompleks düşünmeden okursanız daha çok zevk alırsınız. **Kitabın vermek istediği
KarıştırıcıLee Hee-young · Yuzu Kitap · 2025302 okunma
Katil kim ya da Neden ???
Puan vermedi·256 syf.·
2026 10. kitabı
Agatha Christie'nin en önemli eserlerinden biri olan Doğu Ekspresinde Cinayet, 1933 yılında kaleme alınmış ve 1934 yılında yayımlanmıştır. Romanın İstanbul'daki Pera Palace Oteli'nde yazıldığı söylense de bu konuda net bilgiler bulunmamaktadır. Yazar, romanı yazarken Lindbergh olayından esinlenmiştir. Eser ayrıca yazarın ikinci eşi olan Max Mallowan'a ithaf edilmiştir. Romanda trende işlenen bir cinayet ve katilin bulunma süreci konu alınmaktadır. Ünlü dedektif Poirot, katilin bulunması sürecinde önemli bir rol oynar. Keskin zekâsıyla trendeki herkesi sorguya çekerken vicdanıyla da yüzleşmek zorunda kalır. Bu noktada önemli bir soru devreye giriyor: Vicdan mı, adalet mi? Neden para adaleti satın alacak kadar güçlüdür? Peki paranın gücü vicdanı satın almaya yeter mi? Adaleti para karşılığında satın alan insanlar bir gün Allah'ın huzurunda nasıl hesap verecekler? Hiç mi vicdan azabı yaşamıyorlar? Geceleri nasıl uyuyorlar? Kabus görmüyorlar mı? Hiç mi kaybetme, tükenme ya da bir gün bedel ödeme korkuları yok? Bunlar nasıl insanlar? Evet, yine bir Kumrike ve kafasında deli sorular... Tüm insanlar masum doğar. Onları kötülüğe iten şey aileleri, çevreleri ve içinde bulundukları şartlardır. Buna inanıyorum. Ama yine de bir çocuk katiline karşı merhametli olamıyorum ve katilin ödediği para karşılığında özgür bırakılmasını aklım da vicdanım da kabul etmiyor. Bundan yaklaşık otuz yıl önce üvey kızına yaptığı kötülüklerle tanınan bir kadın vardı bizim köyde. Ben o küçük kızın acısını hâlâ hissediyorum ve o üvey anneye bugün bile selam vermiyorum. İçimden gelmiyor. Çocuklar masumdur. Kitabı okurken katilin peşine düşmek yerine sürekli "neden?" diye sordum. Çünkü karakterlerin hepsi kendi dünyalarında yaşıyor gibiydi. İnsanların davranışlarının altında yatan nedenleri
Doğu Ekspresinde CinayetAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201936,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·852 syf.··
2026 108. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 14:31
Etiraf edim ki, romanın başlanğıcı mənim üçün bir qədər ağır oldu. Dostoyevski hadisələri çox ətraflı, az qala ləng təqdim edir. Amma bu lənglik aldadıcıdır. Çünki o, sanki məni Karamazovların qaranlıq dünyasına hazırlayır. Bir neçə fəsil keçəndən sonra mən artıq özümü o kiçik rus şəhərində, Fyodor Pavloviçin iyrənc evində hiss etdim. Mənə elə gəlir ki, Dostoyevskinin əsas məharəti budur: o, qəhrəmanlarını o qədər canlı yaradır ki, sən onlara nifrət edirsən, sonra onlara acıyırsan, sonra isə bir qəribə hiss edirsən – onların sənin öz qorxulu tərəflərin olduğunu anlayırsan. Mənim üçün əsas münaqişə: İvan və onun şeytanı Bilirsiniz, mən romanda ən çox İvan obrazına bağlandım. Yox, ona heyran deyiləm – o, məni qorxudur. Çünki İvan çox ağıllıdır. O, “Əgər Tanrı yoxdursa, hər şey icazəlidir” deyir. Mən bu cümləni eşidəndə düşündüm: bəs həqiqətən də, əgər mən də inancımı itirsəm, məni nə saxlayacaq? Dostoyevski İvanın bu fəlsəfəsini Smerdyakovda reallaşdırır – Smerdyakov atasını rahatlıqla öldürür, çünki onun üçün heç bir əxlaqi qadağa yoxdur. Mənim ən çox təsirləndiyim hissə “Böyük inqvizitor” idi. İvan Alyoşaya deyir ki, Məsih insanlara azadlıq verdi, amma insanlar bu azadlığın öhdəsindən gələ bilmir. Bəlkə də həqiqətən də, insanlar istəyir ki, onlara nə edəcəklərini desinlər? Amma mən buna qarşıyam. Mən düşünürəm ki, azadlıq əzab çəkməyə dəyər. Amma... İvanın bir başqa arqumenti var: günahsız uşaqların əzabı. Buna görə o, Tanrının dünyasını “qəbul etmir”. Mən də çox düşünmüşəm bu məsələ üzərində. Həqiqətən, bu dünyada niyə bu qədər ədalətsizlik var? Dostoyevski dəqiq cavab vermir. Və bəlkə də bu yaxşıdır – çünki dəqiq cavab olmayanda düşünməyə davam edirsən. Dmitri – ehtirasın əsiri, amma saf ürəkli. Dmitri mənə elə gəlir ki, ən “rus” obrazdır. O, həddindən artıq
Edebiyat & Roman
Karamazov QardaşlarıFyodor Dostoyevski · Qanun Nəşriyyatı · 201445,4bin okunma
Uyuyan Vicdanları Uyandıran Bir Tokat: Hacı Ağa’yı Okurken
Puan vermedi·105 syf.··
2026 9. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 04:48
Sadık Hidayet’in Hacı Ağa’sını bitirdiğimde içimde tuhaf bir fırtına koptu. Kitaba başlar başlamaz o Hacı Ağa'nın nasıl bir kan emici olduğunu iliklerime kadar hissettim. Sözde dindar, özde halkın cebindekini çalan, çaldıklarıyla semiren o tanıdık silüet... Okurken sayfalara bakıp içimden hep şunu söyledim: "Ulan hiç yabancı gelmiyorsun, sanki her gün karşımda gibisin!" Gerçekten de öyle değil mi? Etrafımız insanları açlıkla, yoksullukla sınayıp dini hurafelerle uyutan, kendi kasasını doldururken her türlü arsızlığı mübah gören bu adamlarla dolu. Sayfalar aktıkça, adamın serveti ve kibri büyüdükçe benim de vicdanım sızım sızım sızlamaya başladı. Göz göre göre yapılan bu hırsızlıklar, bu riyakârlık karşısında "Kimse mi dur demeyecek, kimse mi buna isyan etmeyecek?" diye yiyip bitirdim kendimi. Bir ara o ağır, kasvetli ve ikiyüzlü dünya ruhuma öyle bir çöktü ki, kitabın sonlarına yaklaşmama rağmen kaçıp uyumak, o ağırlıktan kurtulmak istedim. Ama sonra... Tam da sessizliğin ve umutsuzluğun dibindeyken sahneye o şair çıktı ve uykum falan kalmadı! O şairin, Hacı’nın karşısına dikilip bütün şerefsizliklerini, bütün yalanlarını suratına bir tokat gibi çarpması var ya... İşte o an, okurken içimde biriken o zehirli irin aktı gitti. O adam konuştukça ben rahatladım, o haykırdıkça vicdanımın ağrısı dindi. Resmen içsel bir arınma yaşadım. İnsan o an tek bir şey diliyor: Vicdanı olan, insan olan herkes keşke o şair gibi olabilse. Dünya maalesef bu Hacı Ağalarla kaynıyor, bitmek de bilmiyorlar. Ama o şairin sözleri insana umut veriyor. Bir gün gerçekten herkesin bilinçlendiği, bu kan emicilerin yüzüne gerçeklerin korkusuzca haykırıldığı o devrim dolu günlerin geleceğine inanmak istiyorsun. Çünkü karanlığı, sahteliği ve bu uykuyu ancak gerçeği yüzlerine çarpan o cesur kelimeler
Hacı AgaSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 20172,883 okunma
Vicdanın gözünden hiçbir şey kaçmaz.
10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 00:22
Kitap “küçük” şeylerden bahsediyor gibi görünse de, aslında insanın vicdanına dokunan çok büyük meseleleri anlatıyor. Ben önce uyarlamasını izledim. Cillian Murphy’nin performansı o kadar içten, o kadar sessiz ama etkileyiciydi ki… sadece bakışlarıyla bile çok şey anlatıyordu. Ve şanslıyım ki kitap gerçekten aynı etkiyi taşıyordu. Bağırmadan, zorlamadan, sakince anlatıyordu derdini. Kitabın çıkış noktası da en az kendisi kadar çarpıcı. Claire Keegan bu hikayeyi, İrlanda’da pek çok kadının sessizce acı çektiği Magdalene çamaşırhanelerinden ilhamla kurmuş. Yazarı bu yüzden de tebrik etmek lazım aslında. Çünkü kendisi de yarattığı karakter gibi zulme karşı duranlardan. Bazen bir yanlışı tamamen düzeltme şansınız olmaz. Ama böyle durumlarda en azından sessiz kalmamak da bir tepkidir. Zorda olana sırtını dönmemek, zulme alışmamak… belki de insan kalmanın en temel hali. Kitabın ana karakteri Furlong da çoğu insanın yapamadığını yapıyor, vicdanını dinliyor. Furlong tam bir aile babası, evine bağlı, çocuklarına karşı şefkatli, sorumluluklarının farkında bir adam. Ama belki de en dokunaklı detay, kendisinin babasız büyümüş olması. Bu eksiklik, onun içinde sessiz bir iz bırakmış gibi. Belki de bu yüzden başkalarının görmezden geldiği şeyleri görmezden gelemiyor. Üstelik yaptığı iş de hiç kolay değil. Günlük hayatın yükünü omuzlarında taşıyan, emeğiyle geçinen bir adam. Maddi durumu çok iyi olmamasına rağmen, yine de başkalarına yardım etmekten geri durmuyor. Aslında onu değerli kılan şey de tam olarak bu bence. İyiliği, imkanı olduğu için değil; inanmayı seçtiği için yapıyor. Kitapta Furlong’un hayatına dair verilen o küçük detaylar ise bambaşka bir derinlik katıyor hikayeye. Küçükken Noel hediyesi olarak bir yapboz istemesi… büyüdüğünde ise David Copperfield okumak
Edebiyat
Böyle Küçük ŞeylerClaire Keegan · Jaguar Kitap · 20223,621 okunma
5/10
·296 syf.·
2026 40. kitabı
Düşüncelerim çok karmaşık. Kitabı merakla okudum. Yazarın kalemini seviyorum ama konusu kesinlikle sevmediğim bir durumdu.. Spoiler Darcie'ye bu haksızlığı yaptıklarından sonra vicdanım kitabı sevmeme engel. Darcie nin gozunden çok kitap okudum. Eski aşıklar bir şekilde ayrılır ve erkek karakter Darcie gibi birisiyle mantık evliligi yapar sonra da birbirlerine aşık olurlar. Genelde böyle olurdu. Burda durum baska simdi Felicity yuva yıkan kadın rolünde değil mi? Tamam mektubu geç aldın ama adam evlenmiş hala neyin ona veda edemem demelerin derdindesin? Başta cesur olup kabul edecektin etmedin... Hayır Leo da evde karım var demiyor ben onu seviyorum birkaç kez daha birlikte olmamız lazım deyip koştur kostur Felicity in yanına gidiyor. Ama adamımız dürüst birisi herşeyi karısına anlatıyor da eski aşkıyla buluşmaya gidiyor ne kadar hoş...... Ayrıca gerçekten omurgalari olsaydı en azından boşanmayı beklerlerdi. Hala adam evliyken birlikte olmalarına ne kadar saydirsam az. Birçok konu da kitap okudum ama evlilik içindeki aldatmalari asla hoş görmem, sevgilikte aynı sekilde. Boşanma aşaması, anlaşmalı evlilik vs arkasında ne olursa olsun bu konu benim için tabudur. Spoiler bitti Penelope nin kalemini severim bu hikayeyi de merakla okudum ama içim huzursuz oldu da. Bu yazar öyle güzel yazıyor ki kitapları okurken kızıyorum ama okumayı bırakamıyorum da
AristokratPenelope Ward · Yabancı Yayınları · 2025155 okunma