Kitap bir Bilim adamının canavar yaratması ve bu yarattığı canavarın sevdiklerini elinden almasını anlatıyor. Canavar yaratıcısından bir eş istiyor fakat bu kötülüğü devam ettirmek istemeyen bilim adamı eşini yaratmıyor. Kitap bu ikisi arasındaki takipleşmece, kovalamaca ve intikam/can yakma duyguları ile harmanlanıyor. Kitabın bende uyandırdıkları Einstein ve yaratmış olduğu Atom Bombası. Bilim adına kötü şeyler yaratılabilir. Bu yaratılan kötü şeyler ve sonuçları bir hayalet gibi insanın peşinden gelebilir. Şimdiye kadar bütün insanları kaçınılmaz son olan ölüme götüren doğanın, insanlığın onu alt etmesi gereken bir kinle, tıpkı Dr. Frankenstein'in canavarının peşine düştüğü gibi bir hırsla, peşine düşmeli ve ölüme bir çare bulmalı.
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, bana göre vasata yakın bir kitap. Yahudi soykırımı konusunu kitabında geçirdiğin anda okunması önerilen kitaplar arasında buluyorsun kendini. Nietzche Ağladığında kitabı (muadili olarak düşünülebilir) beni çok daha fazla içine çekmişti. Dokuzuncu hariciye Koğuşu keza hasta psikolojisini derinlemesine hissettirmektedir. Bu kitapta kendimi kızın yerine bir türlü koyamadım. Anlatımdan kaynaklı mı bilmiyorum ama, kitapta okuyucuyu tatmin etmeyen, sıradan metinsel bir kurgu var.
Out-with denen yer en kötü tayin yeri olabilir. Kitabın yarısında anladım.Auschwitz! Bir subay çocuğunun tayin sebebiyle arkadaşlarından ayrılması. Kasvetli başladı.
Kitabı okudugunuzda bir akıntıdaymıssınız hissiyatı veriyor. Yeni bir şeylerle karşılaşılıyor, yeni insanlar girip çıkıyor. Tıpkı yoldaymıscasına geriye dönmeden sürekli ilerilere giden ve duraganlıktan uzak bir akıntıya kapılıyorsunuz. Kitabı okurken sizde kendinizi yollara vurup biryerleri gezesiniz geliyor. Kitabı okurken Amerika haritasını önüme açarak okudum. Nerde hangi eyalet, hangi şehirler var , güzel bir genel kültür de oldu.