Charles Baudelaire
Kötülük kalbin tembelliğinden doğmaktadır ve bu tembellik aynı zamanda insanın vicdanının sızlamasının da ah­laken zayıflamanın rahatsız edici belirtisi gibi görünmesine yol açar: "Günahlarımız katı, pişmanlığımız gevşek." Kötülük, in­sanın sırf rahatı bozulmasın diye bile olsa işlemeyeceği suç değil ("le viol, le poison, le poignard, l'incendie" [ırza tecavüz, zehir, hançer ve yangın] yaşam güçlerinin çöküşüyle birlikte dür­tülerin yükselmesidir.
Sayfa 78·Kitabı okudu
Felsefe
İMGELEMDEN FARKIN ORTADAN KALKMASINA (KIERKEGAARD, BAUDELAIRE, GEORGE, MANN) 19. yüzyılda Romantizm sonrası edebiyahn özelliklerinden biri, kötünün ilk defa bütün boyutları ve sayısız veçhesiyle estetik bir kategori olarak kavranabilir kılınmasıdır. Modern estetik siste­ minde kötü, tıpkı Rosenkranz'ın doğa ve sanatın eksik hali diye betimlediği çirkin gibi, güzelin tamamlayıcısıdır. Sadece bir ede­ biyat nesnesi değil, estetik üretime ve estetik deneyime aynı de­ recede hakim olan bir itkidir aynı zamanda. Romantizm sonrası metinlerde büyüleyici bir etki gücü kazanmıştır, çünkü arhk doğ­ ruca yazınsal eserlerin dilsel düzenleniş ilkeleri ve kurgusal yapı­ ları üzerinden kurulmaktadır.225 Sanahn özerkliği programının te­ melinde yükselen yeni anlayışın özgün yanı, kötülüğü kapalı bir biçim kültürü çerçevesindeki belli davranış ve tavırların ötesine geçerek ele alıyor ve belirliyor olmasıdır. Estetik niteliği ise, hem Batı mitleri tarihinde yer alan figüratif bedenleştirmeyi hem de kara romantizmin kullandığı yüzeysel korku unsurlarını geride bırakmış olmasıdır. Metin bir hareketin yapısını ortaya koymak­ tadır: Ayrışma hali imgelemin estetik bir biçimi üzerinden iletilir. Bundan böyle edebiyatta kötülük, belli konu, başlık ve figürlerin dehşet uyandırma etkisine değil, kurgunun, anlatı düzenlerinin ve canlandırma ritimlerinin örüntülerine bağlı olacaktır. Öte yandan, 19. yüzyılın Romantizm sonrası döneminin ede­ biyatı kötünün estetik boyutunu Friedrich Schlegel'den beri sahip 69 KARANLIK RUHUN ARKEOLOJİSİ: İÇİMİZDEKİ KÖTÜLÜK olduğu psikolojik temellerinden ayırmanın zorluğunu da göster­ mektedir. Schlegel "şoke edici" olanın poetikasını kurmak iste­ miş, "yavaş yavaş parçalarına ayırma" fikrinden hareket etmişti. Böyle bir yaklaşım, düzenlenmiş ilişkileri şüpheyle
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Words! Mere words! How terrible they were! How clear, and vivid, and cruel! One could not escape from them. And yet what a subtle magic there was in them! They seemed to be able to give a plastic form to formless things, and to have a music of their own as sweet as that of viol or of lute. Mere words! Was there anything so real as words?"
Kierkegaard tarafından Entweder-Oder'de estetik araçlarla ele alınan yeni kötülük imgeleminin tipik yazınsan temsili Baudelaire'in biçim ve psikolojiyi birbirine yaklaştıran anlayışıdır. Kötülük Çiçekleri'nde (1857) kötülük, onu tefekkürün ürünü olarak meydana getiren hayal gücünün dilleriyle ilintilendirilir. ... Kötülüğün ana sahnesi, ruhun yorgun ve korkak olduğu için zaten gerçekleştiremeyeceği ("n'est pas esse hardie" [Yeterince cesur değil de ondan]) sapkın edimler değil, hayal gücüdür. Asıl kaynağı da can sıkıntısında (ennui) yatar; okura da bilindik metaforlarla anlatıldığı gibi, can sıkıntısı darağaçlarını düşlerken ("Il reve d'echafauds" [Darağaçları düşler]) bir yandan da nargile içmektedir ("en fumant son houka" [çubuğunu içerken]). Bu pasajın temel aldığı model, Delacroix'nın anıtsal resmi Sardanapal'ın Ölümü'dür (1826/27): Savaşta yenilgiye uğrayan Babil Kralı Sardanapal, cariyelerinin öldürülmesini ve sarayının yıkılmasını emretmiştir. Adamları bu kanlı buyruğu yerine getirirken, zorba hükümdar yanı başında zehir şişesiyle kabarık yastıklara uzanmış, korkunç olayları bir tiyatro sahnesi gibi seyretmektedir. Konusunu Byron'ın bir dramından (1821) alan tablo, Baudelaire'in ennui [can sıkıntısı] kuramını tüm ahlaki güçlerin tükenmesi motifine ve izin verilmeyen şeyin salt duyusal algılanışından duyulan hazza bağlar. Kötülük kalbin tembelliğinden doğmaktadır ve bu tembellik aynı zamanda insanın vicdanının sızlamasının da ahlaken zayıflamanın rahatsız edici belirtisi gibi görünmesine yol açar: "Günahlarımız katı, pişmanlığımız gevşek." Kötülük, insanın sırf rahatı bozulmasın diye bile olsa işlemeyeceği suç değil ("le viol, le poison, le poignard, l'incendie" [ırza tecavüz, zehir, hançer ve yangın]), yaşam güçlerinin çöküşüyle birlikte dürtülerin
Sayfa 78·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Words! Mere words! How terrible they were! How clear, and vivid, and cruel! One could not escape from them. And yet what a subtle magic there was in them! They seemed to be able to give a plastic form to formless things, and to have a music of their own as sweet as that of viol or of lute. Mere words! Was there anything so real as words?
Rue d'Auseil
A sudden gust, stronger than the others, caught up the manuscript and bore it toward the window. I followed the flying sheets in desperation, but they were gone before I reached the demolished panes. Then I remembered my old wish to gaze from this window, the only window in the Rue d’Auseil from which one might see the slope beyond the wall, and the city outspread beneath. It was very dark, but the city’s lights always burned, and I expected to see them there amidst the rain and wind. Yet when I looked from that highest of all gable windows, looked while the candles sputtered and the insane viol howled with the night-wind, I saw no city spread below, and no friendly lights gleaming from remembered streets, but only the blackness of space illimitable; unimagined space alive with motion and music, and having no semblance to anything on earth. And as I stood there looking in terror, the wind blew out both the candles in that ancient peaked garret, leaving me in savage and impenetrable darkness with chaos and pandemonium before me, and the daemon madness of that night-baying viol behind me.
Korku-Gerilim