“daha dün kendimi, uyumsuz titreşimlerle hayatın göğünde dolaşan
bir toz zerresi olarak görüyordum;
bugün ve işte şimdi biliyorum ki, gök benim, ben kendim;
ve uyumlu toz zerreleri halinde
bu, içimde dolaşıp duran da
hayatın kendisi.”
“sürgit yürüyorum bu sahillerde, kum ve köpük arasında böyle.
dev dalgalar silecek ayak izlerimi, rüzgar esip götürecek, sisi, köpüğü, burada yaşadıklarımı,
düşlerimi, düşüncelerimi; fakat deniz ve sahil,
onlar kalacak sonsuza kadar.”
“nerdesin? meğer ne doldurulmaz bir derinlikmiş yokluğun. kaderde bu sensizlik de varmış. her insanın yüzünde sana benzeyen bir şey aramak da varmış. sesini duymak varmış şarkılarda, bütün kitaplarda seni okumak varmış. meğer ne dayanılmaz bir şeymiş yokluğun. kağıtlara seni yazmak varmış, renk renk düşünmek varmış seni, çiçek çiçek koklamak varmış. artık hiç yazmasan da olur hiç gelmesen de.. meğer ne türlü bir ölümmüş yokluğun.
bir daha nerdesin demeyeceğim. bendesin artık. dudaklarımın değdiği kadehlerdesin. serin yağmurlar getiren bulutlardasın. kâh denizlerdesin, kâh rüzgarlardasın. uzaktasın, ama yine bu şehirdesin.
gittiğine inanmıyorum. gel demeyeceğim.