Harry Potter, bana göre insan zihninin ortaya çıkardığı en etkileyici hayal eserlerinden biridir. Hikâyenin temelindeki neden-sonuç ilişkileri o kadar güçlüdür ki, bazen bu evrenin gerçekten var olduğuna inanabilirsiniz. Aslında tüm seri tek bir cümleyle özetlenecek olursa, bu iyi ile kötünün savaşıdır.
Dumbledore, bu evrenin gelmiş geçmiş en büyük büyücüsüdür. Ancak benim düşünceme göre Tom Riddle iyiliğin yolunu seçmiş olsaydı, potansiyeli sayesinde Dumbledore'u bile rahatlıkla aşabilirdi.
Harry Potter'a daha gerçekçi bir gözle bakarsak, aslında kusursuz bir büyücü değildir. Hatta bazı insanlar onun başarısını şansa ve çevresinden aldığı desteğe bağlayabilir. Fakat Harry'nin en büyük gücü büyü yeteneği değil; davasına olan sadakati, cesareti ve taşıdığı güçlü yüreğidir. Çünkü Voldemort'a karşı mücadele eden birçok yetenekli ve güçlü büyücü vardı, ancak çoğu başarısız oldu. Harry'yi farklı kılan şey, hiçbir zaman vazgeçmemesiydi.
Elbette Ron ve Hermione'yi de unutmamak gerekir. Onlar olmasaydı Harry'nin başarılı olması neredeyse imkânsızdı. Bu yüzden övgünün yalnızca Harry'ye değil, onun yanında savaşan dostlarına da verilmesi gerekir. Aslında bu yönüyle hikâye, büyük davaların yalnızca bir kişinin değil, onunla birlikte mücadele eden ve gerektiğinde kendini feda eden insanların eseri olduğunu gösterir.
Serinin en gri ve aynı zamanda en hüzünlü karakteri şüphesiz Snape'tir. En karizmatik karakter Alastor Moody, en zeki karakter Hermione, en iyi dost Ron, en anaç karakter McGonagall ve en babacan karakter ise Hagrid'dir. Serinin en kaybedeni Draco Malfoy ve babası Lucius Malfoy, en hain karakteri ise Peter Pettigrew, yani Kılkuyruk'tur.
Harry Potter serisi yalnızca büyülerden ve fantastik olaylardan ibaret değildir. Dostluk, fedakârlık, sadakat, cesaret ve umut