10/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
İnsan nasıl yaşamalı? Hangi amaç uğruna hayatını devam ettirmeli? Yaşarken hangi değerleri gözetmeli? Yaşamında hangi değerleri kendine rehber olarak seçmeli? Yaşarken neleri korumalı? Yaşamında neler için mücadele etmeli ve savaşmalı? Bir inaanın yaşam mottosu ne olmalı? Yazarımız Roger-Pol Droit tüm bu sorulardan yola çıkarak yazma serüvenine başlıyor ve ortaya "Alice Fikirler Diyarında" çıkıyor. Adından da anlayacağınız üzere Lewis Carroll ve dünyaca ünlü "Alice Harikalar Diyarında" eserine selam çakılıyor. Benzerliklere baktığımızda, kahramanımızın adı Alice ve yine bir tavşan deliğine çekiliyor. Ancak bundan sonrasında, kurgu çok farklı ilerliyor. Roger-Pol Droit, kurgusuyla felsefeyi iç içe geçiriyor. Felsefeyi sıkıcı bir tarih dersi kıvamından çıkarıyor ve romanının kurgudan sonraki en önemli parçası haline getiriyor. Geçmişten günümüze fikirlerin ortaya çıkışını ve gelişimini, insanlığı ve yüzyıllar boyunca dünyanın nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. Ana kahramanın yolu boyunca dönemine ışık tutmuş pek çok önemli filozof karşımıza çıkıyor ve sanki ben de romanın kahramanıyla empati kurup değerli filozoflarla konuşuyormuşum gibi hissettim. Droit, okuru kurgunun içine başarıyla katmayı beceriyor ve bunu yaparken de çaktırmıyor. Kitabın tüm bu etkileyiciliğinde, yazarın bir filozof ve akademisyen olmasının rolü büyük. Çok beğendiğim bir roman oldu. Alice, artık genç bir kız olmuş ve artık çocuk olmadığının farkında... Dünyayı farklı algılamaktadır ve insanlık konusunda derin soruları bulunur. İnsanları bekleyen küresel tehlikeler konusunda endişelidir. İnsanlığın nasıl yaşaması gerektiği hakkında oldukça düşüncelidir. Bir yandan da dövme konusunda takıntılıdır ve koluna hayat mottosu olarak yazdırabileceği bir söz aramaktadır. Tüm düşünceleri onu bir tavşan
Edebiyat
Alice Fikirler DiyarındaRoger-Pol Droit · Domingo Yayınları · 202632 okunma
10/10
·399 syf.··
2026 11. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 18:19
Cemil Meriç'in 1955 yılında görme yetisini kaybetmesiyle başlıyor Jurnal serüveni....Kendisini çaresiz, kimsesiz ve yalnız hisseden yazarın kelimeleri yalnız kendi dünyasını aydınlatmakla kalmıyor tüm insanlığa Işık oluyor. Aralıklarla olsa da bu çabasını yirmi dokuz yıl sürdürürerek birinci cildi 1955-1965 yılları, ikinci cildi 1965-1983 yılları arasında tamamlıyor. Sadece bir günlük demek çok büyük bir halsızlık olur. Çünkü bu kitapta her şey mevcut... Meriç, “Jurnal”ine okuduklarını, acılarını, ıstıraplarını, ihtiraslarını, aşklarını, özlemlerini, hayallerini, umutlarını ve umutsuzluklarını adeta nakış nakış işliyor. Kimseyle paylaşamadığı iç dünyasını döküyor satır aralarına. Kimi zaman kendisini yargılıyor, kimi zaman canını sıkan olayları ve insanları...Tarihi, edebiyat, sanat, sosyoloji, felsefe Sayın Meriç'in kaleme aldığı satırların temelini oluşturuyor. Ona göre gerçek yazar fildişi kulede süslü mısralar arayan sanat zübbesi değil bir kavga adamı olmaktır... Nitekim düşünce dünyası ve yazdığı kitaplarda bu kavga hep var. Gerçek bir dava adamı. Çok büyük bir mütefekkir. Hem okumak, hem yazmak hem de bu kadar alana hakim olmak... Aklım nutkum tutuluyor her okuduğumda... Gerçekten de Jurnal’de çocukluğundan itibaren kendini yetiştirmiş bir entelektüelin çektiği acı ve ıstıraplarının yanında, yetiştiği aile ortamı ve sosyal çevrenin izlerini de bulmak mümkün. Kişiliğinin, kimliğinin, huy ve mizacının nasıl şekillendiğine şahit oluyorsunuz. Büyük mütefekkir Cemil Meriç'in aynı zamanda büyük bir gönül adamı olduğunu da duygu yüklü satırlarını okurken anlıyorsunuz. Diğer kitaplarından farklı olarak o yoğun duygular çok net içinize işliyor. Batı’dan Doğu’ya etkilendiği ve eleştirdiği şairlerin, yazarların, sanatçıların, büyük filozof ve sosyologların
1000Kitap
Jurnal - Cilt 1Cemil Meriç · İletişim Yayınları · 20183,677 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiç J.P.Sarte okumayan da ne bileyim......
Puan vermedi·79 syf.··
Beğendi
·
2026 102. kitabı
Sartre denince ilk akla gelen ilke "Varoluş özden önce gelir" önermesidir. Ona göre insanın önceden belirlenmiş bir "kaderi" veya "doğası" yoktur. İnsan dünyaya fırlatılmıştır ve kendi özünü kendi eylemleriyle yaratır. Bu durum, beraberinde mutlak bir sorumluluk getirir. Sartre’ın "İnsan özgürlüğe mahkumdur" sözü, bu kaçınılmaz seçme zorunluluğunun yarattığı bunaltıyı (angoisse) temsil eder. Sartre, karmaşık felsefi kavramları sadece kuramsal kitaplarla (Varlık ve Hiçlik) değil, edebiyat aracılığıyla halka indirmeyi başarmıştır. Bulantı: Varoluşun anlamsızlığı ve nesnelerin çiğ gerçekliği karşısında hissedilen tiksintiyi işler. Gizli Oturum: "Cehennem başkalarıdır" sözüyle, bireyin özgürlüğünün başkalarının bakışıyla nasıl kısıtlandığını tiyatro sahnesine taşır. Sözcükler: Kendi çocukluğunu ve yazarlık tutkusunu acımasız bir özeleştiriyle ele aldığı otoportresidir. Sartre yaşamı boyunca her türlü yerleşik otoriteye karşı mesafeli kalmıştır. 1964 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü reddetmesi, kurumsal bir güç tarafından "tescillenmeyi" reddedişinin en somut örneğidir. Marksizm ile varoluşçuluğu sentezlemeye çalışmış, sömürgeciliğe karşı durmuş ve her zaman ezilenlerin yanında saf tutmuştur. Kendi anarşizmini "hiçbir erki kabul etmemek" olarak tanımlar. Sartre, düşüncelerinin değişmesinden korkmayan bir filozoftur. Gençliğindeki bireysel özgürlükçü tutumunu, yaşlılığında toplumsal bir kurtuluş arayışına (Diyalektik Aklın Eleştirisi) evriltmiştir. Simone de Beauvoir ile olan ömür boyu süren, geleneksel olmayan ilişkisi ise onun kuramsal özgürlüğünü pratik yaşamına nasıl uyguladığının bir göstergesidir. Sartre, 70 yaşına geldiğinde kendine bir otoportre çizerken, aslında sadece bir filozofun biyografisini değil, koca bir
Sartre Sartre'ı AnlatıyorJean-Paul Sartre · Yapı Kredi Yayınları · 2004404 okunma
10/10
·151 syf.··
2025 62. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2025 00:00
“Eğer olası dünyaların en iyisi buysa kim bilir diğerleri nasıldır?” Voltaire'i tanımayanlar eminim Fransız edebiyatının en çok okunan bu eserinin ne kadar saçma, gülünç ve absürt olacağını düşünecektir. Eserlerini okumadan önce hakkında araştırma yapıp, bilgi edinmekte okuyucular için büyük fayda var. Çünkü tanımadan okursanız (biraz da çevirmenin notlarının önemi burada daha çok ortaya çıkıyor), “ne okudum ben şimdi?” sorusuyla kapatabilirsiniz kitabın kapağını. Voltaire 1694 yılında doğmuş, edebiyat dünyasının hiciv sanatında ustalaşmış en bilinen yazarlarından birisidir. Edebî yeteneği sayesinde saray çevresince beğenilip, alaycı üslubu bu arkadaşlığı pekiştirse de bu özelliği yavaş yavaş başına iş açmaya başlamış. Sürgünden sürgüne giden, her gittiği sürgün yerinde mutlaka birileri ile dalga geçtiği eserler yayınlayan Voltaire Candide'de de yine bir hiciv ustalığı sergilemiş. 17.yy Alman Filozofu Leibniz'in mümkün dünyaların en iyisinde yaşadığımızı savunduğu iyimserlik felsefesini acımasız bir şekilde eleştirerek bizlere güzel bir eser sunmuş. Candide, ismini kitabın baskahramanı olan Candide'den alıyor. Candide, ruhu ve kalbi bu dünyada görebileceğimiz en temiz insanlardan birisidir. Yüreğinde her zaman iyimser düşünceler taşır ve “Olası dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlıdır” felsefesi ile yaşar. Bunda elbette akıl hocası olan Pangloss'un etkisi vardır. Fakat bir gün gaflete düşüp, sevdiği kızı öpünce başı belaya girer ve saraydan kovulur. Artık gerçek dünya ile tanışma vaktidir. Ülkeden ülkeye göç etmek durumunda kalan, her gittiği ülkede başına iş açan Candide, şimdiye kadar dünya üzerindeki cennet sandığı sarayın sıradan bir saray olduğunu ve hocasının öğrettiği “her şey iyidir” felsefesinin boş bir felsefe olduğunu yavaş yavaş
Alıntı
Candide ya da İyimserlikVoltaire · Can Yayınları · 20237,1bin okunma
10/10
·116 syf.··
Beğendi
·
2025 578. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2025 21:29
"SAFDİL" “Hangi anlaşılmaz mekanizma organları duygulara ve düşüncelere tabi kılmıştır? Tek bir acı düşünce nasıl olup da kan akışını bozabilmekte ve bozulan bu kan akışı insanın zihninde düzensizliklere yol açabilmektedir? Göz açıp kapanıncaya kadar tüm yaşam kanallarına yayılan, duyguları, hafızayı, kederi veya sevinci, mantığı veya kafa karışıklığını oluşturan, insana unutmak istediklerini bütün dehşetiyle hatırlatan ve düşünen bir hayvanı hayranlık uyandıran bir varlık veya acınası bir mahlûk hâline getiren, özünü bilmediğimiz, fakat varlığı kesin olan, ışıktan bile hızlı bu akışkan madde neyin nesidir?” "Her şey en iyi şekilde oluyor" diyenlere Voltaire'den tok bir cevap: Safdil! 1759'da yayımlandığı andan itibaren Avrupa'nın entelektüel iklimini sarsan bu kısa ama güçlü roman, güncelliğini hiç yitirmeyen bir eleştiri sunuyor. Fransız Edebiyatının ve Aydınlanma düşüncesinin bu unutulmaz ismi, sadece edebiyatla sınırlı kalmayan; felsefeden siyasete, dinden toplum eleştirisine uzanan cesur bir entelektüel miras bıraktı. Gerçek adı François-Marie Arouet olan Voltaire, 18. yüzyıl Avrupa'sını derinden etkileyen bir isimdi. Voltaire, eleştirel zekâsı ve hiciv ustalığıyla döneminin kutsal sayılan kurumlarına meydan okudu. Özellikle Felsefe Sözlüğü ile kiliseyi, mutlak monarşiyi ve toplumun dogmalarını acımasızca eleştirdi. Onun eserleri, Fransız İhtilali'nin fikri temellerini atan metinler arasında yer aldı. Safdil'de bizleri dünyanın "mümkün olan en iyi dünya" olduğu yanılgısından uyandırıyor. Ana karakterimiz Candide'in başına gelen felaketler dizisi -savaşlar, depremler, engizisyon işkenceleri- Leibniz'in felsefesinin ne kadar gerçeklikten uzak olduğunu gözler önüne seriyor. Pangloss karakteri ise, en korkunç trajediler karşısında bile teorisinden vazgeçmeyen kör
Edebiyat
SafdilVoltaire · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020845 okunma
9/10
·136 syf.··
2025 56. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Ekim 2025 20:06
"Bu dünya mümkün olan dünyaların en iyisidir," demişti Pangloss… Peki gerçekten öyle mi? Voltaire'den Cahil Filozof kitabıyla tanışmıştım.Biri düşünen, öğretmeye çalışan filozof Voltaire'yle diğerinde alaycı sanatçı Voltaire karşı karşıya kaldım. Candide, Almanya’da bir baronun şatosunda büyüyen saf, temiz kalpli bir gençtir. Onun hocası Pangloss, tam bir Leibniz takipçisidir: “Her şey en iyisi için olur” diye gezer durur. Candide bu fikirle yetişir, yani hayata pembe gözlüklerle bakar. Baronun kızı Cunegonde’a âşık olur ama fark edilince Thunder ten tronckh'un şatosundan kovulur. Candide’de felsefenin pembe gözlüklerini kırıyor. Candide’in başına gelen savaşlar, felaketler, ihanetler, ölümle burun buruna gelişleri… Hepsi, iyimserliğin sınırlarını zorlayan birer ironi aslında. Her felaketten sonra hâlâ “her şey iyiye gider” diyebilmek, bir erdem mi yoksa bir körlük mü? Voltaire bu soruyu bütün bir roman boyunca sorgulatıyor. Romanın sonunda Candide “Artık felsefeyi bırakıp bahçemizi ekip biçelim,” derken aslında Voltaire kendi çağının tüm sahte bilgeliğine meydan okuyor. Kısaca, bu kitap; düşünmeden inanmanın, sorgulamadan “iyimser” olmanın ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteriyor. Hem düşündüren hem de ince bir alayla gülümseten bir felsefe yolculuğu.Kitabı çok severek okudum. Az bilinen bir bilgi vermeye gerek duydum: Voltaire, Candide’i yazarken sansürden kaçmak için eseri gizlice yayımladı. Hatta ilk baskılarda Cenevre’de yazsa da, kitap aslında gizlice Fransa’da basılmıştı. Cesaretine bakar mısın?
1K
Candide ya da İyimserlikVoltaire · İş Bankası Kültür Yayınları · 20257,1bin okunma