Peki ama, insanın her işte, özellikle bu işe başlarken tanrıların gücünü talep etmesi nereden geliyor? Her girişimin koşulu, hatta nedeni, onun başarıya ulaşması dileği ya da umududur. Örneğin Odisseus, eğer onu sonunda evine dönme dileği, umudu canlı tutmasaydı, bir tanrıçanın kollarından nasıl kurtulabilir ve denizdeki tehlikelere nasıl göğüs gerebilirdi? Ama bu dileğin yerine gelmesi, sadece insana, dikkatli davranmasına, uğraşmasına ve çaba harcamasına değil, üstelik aynı zamanda dış koşullara ve durumlara da bağlıdır. Tragedya yazan İon şöyle der: "Her yetenekli kişiye üç şey gereklidir: Akıl, güç ve talih" [Voss, Mitol. Mektuplar c. 5, s. 135]. Ben becerikli ve deneyimli bir ok atıcı da olsam, hedefe isabet ettirmek için hiçbir şeyi de unutmasam ve ihmal de etmesem, dıştan gelen ters bir olay, ki ister tam da nişan alırken gözüme giren bir sinek ya da elimi sokan bir böcek olsun, yine de fırlattığım oku hedefinden saptırabilir. Sadece dış durum ve koşullar benim amacımla aynı anda bir araya gelirse ya da aşılmayacak engeller yoksa, ancak o zaman işimde başarılı olabilirim. Sadece dilekler insanın tekelindeki mülkiyettir, yapabilmek, yapmak kendisinde insanınki kadar dış dünyanın da payı olan ortak bir mülkiyettir. İradenin sorunu olan her şey, yani insanın -praemissis praemittendis- bilinçle ve hareket ederek meydana getirdiği şey, bu yüzden sırf dileğin de sorunudur, çünkü insanın gayretlerinin boşa çıkması, gücünün yarı yolda tükenmesi mümkündür. İnsan, bu korkunç olasılık düşüncesiyle, bir işe başlarken bu iş henüz sadece bir tasarım, sadece bir olanak halindeyken yüreğini kaplayan korkuyla tanrısal güçlere seslenir, çünkü tanrıların karşısında bu iç karartıcı düşünce kaybolur, çünkü onlar insana, dileklerinin yerine getirilmesine ilişkin bir güven telkin