Artık hatırlamadığımız ve etkileriyle ömrümüze tecavüz eden bir hastalığa karşı hangi tedavi yolunu kullanmalı? Varoluşa nasıl bir çare bulmalı, o sonu olmayan iyileşmeyi nasıl nihayetine erdirmeli? Ve doğumun etkisini üzerimizden nasıl atmalı?
Nietzsche’nin kendi kendini bitirme dürtüsü, zamanla zihinsel bir düşkünlük haline geliyor.
“Yok etme şevkimi, yok etme gücüme eşdeğer ölçüde biliyorum”. Salt bir kendini dönüştürme fenomeni içinden kendisiyle çelişkiye düşme, kendi kendinin muhalifi olma şevki gelişiyor.
…veya piyano çalmak. Fakat bu coşku da ona işkence ediyor. Çünkü onu göz yaşlarına boğacak kadar duygulandırıyor. Yoksun olunan şey öyle yok olmaya yüz tutmuş ki onu artık sadece ıstırap olarak hissedebiliyor ve bu ona acı veriyor.
“…İşte böyle delirdim, ve deliliğimde hem özgürlüğü hem güvenliği buldum.
Yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmazlığın güvenliğini. Bizi anlayanlar bizden bir şeyleri tutsak ederler çünkü.”