1984George Orwell
1984 Romanı Yorumu Kitap Konusu ve Özeti için epeyce uzun bir şeyler söylemek gerekiyor. 1984, distopya tarzında yazılan ve en meşhur romanlardan biri hatta ilk sırada yer alıyor denilebilir. Romanı okumak ve anlamak için tabii ki sabır gerekiyor. Büyük Brader’in, partinin yönetim felsefesi, ekonomik ve toplumsal modelini okumak bazen çok sıkıcı gelebiliyor. Winston’ın günlüğüne yazdıkları hem Büyük Brader’i hem de yeni toplumsal düzeni anlatmakla kalmıyor düzene başkaldırıyor. Dünyanın nükleer savaşlarla nasıl yok olduğunu, kapitalist ve komünist dünya düzenin nasıl yıkıldığını okurken bazı yerlerde Yeni Cesur Dünya’dakine benzer anlatımları da bulmak mümkün. 1984, kötünün de kötüsünü karşımıza çıkarıyor.
Kitabı okurken insan şunu fark ediyor: insanlık tarihinin ilk günlerinden beri zaten dünyaya kötülük, baskı, savaş hâkimdi. Dünya hiçbir zaman biz iyimserlerin hayal ettiği gibi bir olmadı belki de olmayacak. Herkesin “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir” Çift Düşün Sistemi en temel parti düsturlarıdır. Doğruluk Bakanlığı’nın tarihi yeniden yazması, partinin ideolojisiyle çelişen her şeyin değiştirilmesi ve sanki her zaman o şekildeymiş gibi gösterilmesi ile insanlar devrim öncesi dünyayı bilmezler. Sanki ezelden beri Okyanusya ve parti, Büyük Birader vardır. Suç işlemenin serbest olması, cinselliğin ve sanatın yasak olması, geçmiş tüm bilimsel gelişimlerin parti tarafından icat edilmesi (örneğin uçağı parti icat etmiştir) 1984’ü tam bir korku romanına çeviriyor. George Orwell bu harika romanı için ilhamı Yevgeni Zamyatin’in Biz adlı romanından almıştır. Biz’de Velinimet 1984’te Büyük Birader olmuştur. Biz’de olaylar İntegral gemisinin baş mühendisinin tuttuğu günlüklede anlatılır.
Emre Metin
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos
Kitabın incelemesi, değerlendirmesi ve kısa özeti konusu. Çok yaramaz, küfürbaz, herkesin canını yakan ele avuca sığmayan 5-6 yaşlarındaki Zeze’nin başından geçenler kitabın konusu. Zeze, fakir ailenin 4. çocuğudur. Kendinden küçük bir kardeşinin adı da Luis’tir. Uzun süredir işsiz olan babası, çalışırken fıtık olan ve çalışamaz duruma gelen annesi, kardeşleri ile fakir hanelerinde yaşayan Zeze aslında zeki bir çocuktur. Zeki, okumayı 5 yaşında kendi kendine öğrenen, yaşından üstün zekaya sahip, her şeyden haberi olan Zeze yaramazlığı nedeni ile sopa yer. Sürekli sopa, sopa üstüne sopa, her gün sopa… Yediği sopaların, okulun, çocukluk hayallerinin, arkadaşlarının, geleceğe olan ümitlerinin tabii ki şeker portakalı fidanının, dayakçı ailesinin arasında Zeze ayrı bir evrende yaşıyor gibidir.
SimyacıPaulo Coelho
Santiago adındaki genç, ailesinin kendisinden beklentilerini bir kenara bırakır. Babası rahip olmasını istese de o yaşamı tanımak, yeni yerler keşfetmek için çoban olur. Çobanlar hem çok gezer hem de çok vakitleri olur, çok fazla insanla tanışır. Genç Santiago gördüğü bir rüyayı yorumlatacak ve bu rüyanın peşine koşacaktır. Hedefi Mısır ülkesine varmaktır.
Bu yolculukta falcı bir kadınla, bir kralla, billuriye dükkanı sahibi ile ve sonunda simyacı ile tanışır. Ko akladığı her durakta yaşamaya, evrene, yaşamın işleyişine dair yeni bir şeyler öğrenir. Bu sırada hayatının aşkını da aramayı sürdürür. Onlarca insanla tanışır. Her tanıştığı insan onu başka bir yere yönlendirir. Sonunda Mısır’a gider ve orada değersiz metalleri altına çeviren adamı bulur.
Roman boyunca “kişisel menkıbe, evrenin ruhu” gibi fantastik ve biraz da gerçek yaşamda karşılığı olmayan tamamen fantizi kavramlar kullanılır. Öykünün fantastik ve gerçek yaşamla uyuşmayan öğütleridir bunlar. Bu nedenle kitap ortaöğretimin öğrencileri için çekici gelse de yetişkinler için hiçb şey anlam edeceğini sanmıyorum. Çünkü gerçek yaşam öykülerdeki gibi değildir. Belki yeni yetmeler için etkileyici olabilir.
Romanda Santiago yaşama dair güzel tecrübeler de edinecektir. Özellikle billuriye ve simya ona insanın önce kendini dönüştürmesini tembihleyeyecektir. İnsan kendi değişmelidir, oysa biz dünyanın değişmesini ya d abir başkasının değişmesini isteriz. Yine kralın verdiği derste olduğu gibi etrafımızdaki güzellikleri önemsiz işlerimiz ve uğraşlarımız için kaçırırız.
Simyacı Eleştiri ve Kitap Yorumu
Bütün bu güzel öykü içindeki öykler dışında, Simyacı sadece fantastik bir romandır. Kişisel gelişim kitabı değildir. Bir yol haritası gibi okurun önüne getirilmesi ve “kişisel menkıbe” gibi benim saçma
DönüşümFranz Kafka
Pazarlamacı Gregor Samsa bir gün uyandığında kendinde bir tuhaflık hisseder. Önce hayal gördüğünü sansa da durum gerçektir. Yatağın üzerinde dönüşen vücudunu, ayaklarını görür. Artık o bir böcektir. Hamam böceği şeklinde, iğrenç bir görünüşü vardır. İşe de geç kalmıştır. İş yerinin denetim görevlisi eve gelip, işe neden gelmediğini soracaktır. O devirde işler çok sıkıdır. İşe gelmemek büyük suçtur. Zaten pazarlamacıların d aişi çok zordur. Toplum onları rahat yaşıyor sansa da az maaş ile zorluklar içinde yaşar. Bir böceğe değiştiğini saklamaya çalışsa da başaramayan Gregor, sonunda teşhir olur. Onu gören herkes kaçar. Denetim görevlisi tabanları yağlar, koşa koşa kaçar.
Ailesi oğullarının bu iğrenç halinden tiksinir. Onu odaya hapsederler ve sadece yemeklerini getiriler. Babası, annesi artık oğullarını sevmez, ondan korkarlar. Kaçmaması için ellerinden geleni yaparlar. Gregor bütün bunlara daha fazla dayanamaz sonunda ölür. Kitabın özeti kabaca böyle.
Emre Metin
İnsan Ne ile YaşarLev Tolstoy
Öykünün inceleme ve yorumunu sıradan bir okur olarak yapmak gerekirse: Öyküdeki “Anasız babasız yaşanır ama Tanrısız yaşanmaz.” cümlesiyle başlamak gerekli. Tolstoy, dindar bir Hristiyandır. Ama 1901 yılında kilise tarafından aforoz edilmiştir. Çünkü Ortodoks inancının şekillendirdiği Hristiyanlık inancına göre yaşamıyordu. Zaten kitaplarına sansür uygulanmış hatta yasaklanmıştır. Kroyçer Sonat için yazdığı son sözde evlilik, cinsellik, seks, kadın erkek ilişkisi, çocuk yapma gibi konularda çok eleştirilen düşüncelerini yazmıştır. Tolstoy bu ve benzeri benzeri öykülerinde ahlak, doğruluk ve zenginliğin; iyi biri olmanın ancak Tanrı sevgisi ile ve iyi bir Hristiyan olmakla mümkün olduğunu yazar.
Ben sıradan bir okur olarak, Tolstoy’un bu tür öykülerini sevmiyorum. İnanç, din ve doğruluk, Tanrı sevgisi ile insanın dürüst ve mutlu olacağı gibi öyküleri gerçekçi bulmuyorum. Olsa olsa Tolstoy’un fantezileri olabilir. Çok büyük bir yazarı benim gibi sıradan bir okur eleştiremez mi? Bir okur olarak, özgür düşünceli biri olarak eleştirme hakkına sahibim. Sonuçta ne kadar büyük yazar olursa olsun, yazarları değerlendirecek okurlardır. Okurları küçümsemek de doğru değil.
Kitap klasik kanatlı melek, göğe yükselme gibi mitolojik anlatımlara sahip. Ruhun vücudu terk etmesi ve göğe yükselmesi, kanatlı melekler daha çok mitolojik anlatımlarda, peri masallarında karşımıza çıkar. Biliyoruz ki bu tür anlatımlar sadece öykülerde geçerlidir. Tolstoy da bu tip bir anlatım ile öyküyü yazmış.