zamanın, akışta bir başkasına sunduğu imgeler bizde nasıl karşılık buluyor, anlamam. fakat kişinin kendini omuzlarından tutup silkelediği, silkelerken çıkan tozun benliğine işaret ettiği bir kiler tabii ki olmalı.
Thomas BernhardKiler
uzun zamandır okuduğum en iyi novella.
kahramanın yasını içinde gezdirmesiyle başlıyor hikâye, hâlbuki hiçbir şey hareket halindeyken eski biçimini koruyamaz.
Pastel renklerle süslü bu öyküde, yeni okuma çağındaki çocuklar bulutlardan düşen ve yavaş yavaş denize doğru yol alan küçük bir yağmur damlasının büyük macerasına tanık olacaktır. 7-9 yaş aralığındaki çocuklar keyifle okuyabilir. ️
Yola çıkmış olmanın, yolu yarılamış olmanın ve işte! yolun sonundayım, dediğiniz anların elinde, belinizi doğrultan bir şeyler vardır. Kimi o belirsizliğin rehavetine kapılırken kimi ardına düşmeye meraklıdır.
Ben iz sürmeye başladığımda omzumda eli olan bazı yazarlarla dolaştım bir süre. Neymiş nefes almama sebep olacak o güzellik? Merak ettim. İşin garip yanı hiçbirinin cevabı benim soruma yanıt veremedi. Herkesin bulduğu anahtar yalnız
kendi kapısını açıyormuş, şaşkınlıkla baktım. Omuzumdaki eller biraz daha sıktı beni eh, tek değildim anladım.
İsmet Bey'de bu yazarlardan biridir. Kırk Hadis kitabı, benim için ayrıca değerli çünkü kendi kişisel menkıbesi
peşine düşmüş, başka bir dostumla okumaya başladım.
Kitap, yazarın özenle seçtiği kırk hadisi, farklı bakış açılardan incelemesini konu alıyor. Oldukça temel düzeyde yazıldığını ve yer yer yazarın tekrara düştüğünü söylemek muhtemel kendisi kitapta birkaç kere hadisçi olmadığını vurguluyor zaten bunun yanı sıra onlarca not çıkardım, tefekkür pencerelerimi açmama çok yardımcı oldu.
"Bütün işaretler sadece o işaretleri verenlerin değil, aynı zamanda o işaretleri kabul edenlerin ortaya çıkardıkları ya da verimli hale getirdikleri şeylerdir."
Kitap; eşini savaşa gönderen Cemile’nin, savaştan dönen, köye yeni gelmiş gazi Danyar ile olan aşkını anlatıyor. Fransız Şair Louis Aragon’a göre bu kitap dünyanın en güzel aşk kitabıymış. Pek katılmıyorum bu fikre hatta baş karakterin Cemile olduğunu bile düşünmüyorum.
Sadık’ın -Cemile’nin cepheye giden eşi- kardeşi (isim belirtilmiyor), olaylar onun ağzından bize aktarılıyor. Diğer incelemelere de baktım kimse ondan bahsetmemiş fakat çocuk o kadar güçlü tasvir etmiş ki diğer ikisi arasında ki bağı okuyucuda da bu denli vuku bulmuş bence. Yani gözlenen aşk, anlatıcının hayal dünyası ve kuvvetli yorumuyla hayranlığı ortaya çıkarmış.
Kitabın sonunda, şöyle bir ayrıntı var; çocuk büyüdüğünde yengesinin ilk aşkı olduğunu fark ediyor. Buradan da anlaşılıyor ki anlatıcı kendi gönül gözüyle gördüğünü yorumlamış. Aşık biri sevdiğini ne kadar kötü görebilir ki?
Fakat düşünüyorum da bizzat Cemile’den dinlesek ne kadar samimi gelirdi?
İskender Pala bu yüzden mi “Duyduğu ateşi tarif edebilen, yeterince yanmıyor demektir.” demiştir?
Böyle uzun uzun yazdığıma hiç bakmayın. Kitap, bir solukta bitecek kadar kısa ve akıcı. Naçizane tavsiyemdir.