8/10
·288 syf.··
2026 34. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 20:50
Pek çok türde yazan Zweig, bu sefer "tarihsel minyatür" denilen bir deneme türüyle karşımıza çıkıyor. Öncelikle özgün bir çabaya girisimen Zweig, tarihin gündelik ve sıradan olaylarla dolu olduğunu; ancak tarihe yön verenin unutulmaz anlar olduğu söylemiyle hareket ediyor. Metinde insanlığın kaderini değiştiren bu olağanüstü olaylardan 14 tanesini ele alıyor ve birer "minyatür" olarak gözler önüne seriyor. Metin İstanbul fethi sırasında yetmiş geminin karadan Haliç' e indirilmesinden; Waterloo Savaşı'nın sonucunu değiştiren anlık bir hataya; Goethe'nin 19 yaşında bir kıza duyduğu aşkla yarattığı basyapıttan, Tolstoy'un yarım alan tiyatro eserinin alternatif bir senaryosuna olmak üzere pek çok tarihi ana götürüyor bizleri. Metni genel olarak yorumlarsak, ben genelde Zweig'in dilini ve yazım tarzını seviyorum. Bu metin de güzeldi. Ancak beni rahatsız eden bir şey var ki; İstanbul'un fethini anlattığı bölüm. Bu bölümde Fatih Sultan Mehmet "şeytani, hırstan gözü dönmüş bir diktatör" olarak tarif edilmiş. Bu ifadeler beni çok rahatsız etti. Bunun dışında geri kalan bölümler guzeldi.
Edebiyat
İnsanlığın Yıldızının Yükseldiği AnlarStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20196,8bin okunma
6/10
·576 syf.··
2026 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 22:28
Uzun zamandır Dünya klasiklerinden okuma yapmıyordum ve Parma Manastırı ile yeniden dönüş yaptım. Yazarın 52 günde yazıp tamamladığı bu eser, ikinci romanı olmasına rağmen benim kendisinden okuduğum ilk kitap. Parma Manastırı, İtalya’nın köklü aristokrat ailelerinden Del Dongo’nun oğlu Fabrizio’nun hayatını merkeze alarak, onun kişisel hikâyesi üzerinden dönemin İtalya’sındaki siyasi ve toplumsal olayları ele alıyor.   Kitap, ilk olarak dönemin toplumsal ve siyasal düzenini anlatarak başlıyor. Ardından Del Dongo ailesini tanıtıyor ve baş kahramanımızın Napolyon hayranlığıyla Waterloo Savaşı’na katılmak üzere büyük bir heyecan ve coşkuyla yola çıkışına tanık olarak hikâyeye asıl giriş yapıyoruz. Romanın ilk bölümü benim için biraz zorlayıcı başlasa da Fabrizio’nun savaşa katılma isteğini, çabasını ve sonrasındaki dönüşünü merak ve keyifle okudum.   Ancak devamı ne yazık ki benim için aynı akıcılıkta ilerlemedi. Aslında kahramanımızın hayatındaki en büyük kırılma anına kadar roman oldukça akıcıydı; hem okuru bilgilendiriyor hem de merak duygusunu canlı tutuyordu. Fakat bu kırılmadan sonraki bölüm benim için daha durağan geçti. Özellikle bazı kısımların gereğinden fazla uzatıldığını düşündüm. Son bölüm ise tüm olayları bir araya getirip hızlı bir şekilde sonuçlanıyor. Açıkçası bu durum beni şaşırttı; çünkü yazar, roman boyunca hem olayları hem de karakterlerin duygularını, çatışmalarını ve kişiliklerini oldukça detaylı ve derinlikli bir şekilde işlemişti. Bu nedenle romanın aslında daha uzun yazılıp sonradan kısaltılmış olmasının bu duruma etki etmiş olabileceğini düşünüyorum. Bu da okur olarak kurduğum bağın zaman zaman zayıflamasına neden oldu.   Genel olarak, biraz sabırla okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yazarla tanışmak için özellikle bu kitabı tercih
Edebiyat
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,199 okunma
Reklam
Vicdan
Puan vermedi·460 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 01:14
Victor Hugo bazen hikayeyi durdurup bize Paris’in kanalizasyonlarını, Waterloo Savaşı’nı veya manastır hayatını sayfalarca anlatır. Sabırlı olun; bu detaylar aslında dev bir yapbozun parçalarıdır ve bittiğinde karşınıza muazzam bir manzara çıkar." Sadece aç olan ailesini doyurmak için bir somun ekmek çalan bir adamın, hayatının 19 yılını zindanlarda geçirmesi adil midir?"
Sefiller - 1. CiltVictor Hugo · Lilith Yayınevi · 2018105,3bin okunma
8/10
·685 syf.··
2019 40. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2019 00:00
İngiliz romanının klasiklerinden Gurur Dünyası, William Thackeray’in 1848’de tamamladığı bir başyapıt. Romanı ilk defa Alain de Botton’ın Statü Endişesi eserinde, snop karakterlere yer verirken, Thackeray ve Proust’un snop karakterlerini incelemesiyle hafızamda yer edinmişti. Üniversite ilk yılında alıp rafa kaldırmıştım ve beş yıl sonra tekrar buluşmuş olduk. Gurur Dinyası, Napolyon savaşları döneminde, çürümüş ve kokuşmuş İngiliz aristokrasisinin çözümlemesini yapıyor. İngiltere’nin toplumsal yapısını çözümlemekte, üst tabaka olan aristokratların modern yaşama karşı verdikleri beyhude gayeyi roman karakterleriyle bütünleştirerek nefis bir şekilde sunuyor. İngiliz toplumlarının paraya olan düşkünlüğü ve soya kayıtsız şartsız kucak açmaları, bu millet hakkında fikir veriyor. Roman, Osborne’lar, Crawley’ler ve Sedley’ler arasında üç ailenin, etrafındaki yüksek sosyetenin ve nihayetinde Waterloo Savaşları (1815) gölgesinde şekilleniyor. Thackeray’in muhteşem benzetmelerle süslediği, esere magazinsel bir biçim veren dilin kullanımı inanılmaz keyifli. Magazin dergisi okuyormuşsunuz hissiyatı oluşabilir, dikkat. İki karakter var ki, okunması sonsuz keyif vereci türden ve her bölümlerini, yaptıkları dümenleri iple çektim: Rebecca Becky ve Rawdon Crawley. Yazdıkça bile gülüyorum. 700 sayfaya yakın kalınlığındaki bu eseri bulursanız, gözünüz korkmasın. Hemencecik bitiveriyor. Roman okumanın tadına nadiren vardığım bir durumu burada yaşadım. Okuyun, okutun. #ölmedenönceokunacak1001kitap seçkisinden!
Gurur DünyasıWilliam Makepeace Thackeray · İmge Kitabevi Yayınları · 2006135 okunma
Sefiller: Kısaltılmış Bir Hayattan, Tam Metin Bir Başkaldırıya
9/10
·1724 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 21:28
Bitti. Hayatımda okuduğum en hacimli, en ağır ama ruhumda bıraktığı iz de bir o kadar derin olan o devasa eserin son satırını az önce okudum. Victor Hugo’nun Sefiller’i... Dürüst olacağım; bu kitabı yıllar önce kısaltılmış bir versiyonundan okumuş ve konusunu bildiğimi sanmıştım. Yanılmışım! Şimdi tam metni, o eksiksiz ve devasa tuvali bitirdiğimde çok net anladım ki: Sefiller'in tam metnini okumadan bu kitabı okudum demek, Hugo'nun dehasına ve anlattığı o büyük toplumsal acıya haksızlık etmekmiş. Kısaltılmış versiyonlar size sadece hikayenin iskeletini verir; tam metin ise size o dönemin Paris'ini, sokakların kokusunu, barikatların öfkesini ve sefaletin anatomisini yaşatır. Okuma süreci her anıyla akıcı mıydı? Kesinlikle hayır. Bazen Victor Hugo’nun o bitmek bilmeyen Waterloo Savaşı tasvirleri, Paris'in kanalizasyon sistemleri üzerine sayfalarca süren teknik detayları veya dönemin argosu üzerine uzun uzun felsefe yapması arasında kaybolduğumu hissettim. İtiraf edeyim, yer yer sıkıldığım, "Hugo, sadede gelsen mi artık?" dediğim anlar da oldu. Ama kitabın sonuna ulaştığınızda anlıyorsunuz ki, o yorucu detayların hiçbiri boşuna değilmiş. Yazar, sadece birkaç karakterin hikayesini değil; koca bir yüzyılın, sınıfsal adaletsizliğin ve ezilmişlerin haritasını çiziyormuş. Emeğin nasıl sömürüldüğünü, cehaletin insanı nasıl karanlığa ittiğini ve adaletsiz bir sistemin kendi elleriyle yarattığı uçurumları okurken içimdeki adalet duygusu sürekli ayağa kalktı. Barikatlarda omuz omuza çarpışan o gençleri, o haklı öfkeyi okumak, insana dayanışmanın ve aydınlık bir gelecek için yan yana durmanın ne kadar evrensel bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Sefalet sadece midesi aç olanların değil, zihni, eğitimi ve hakları gasp edilen bir toplumun trajedisidir. Bazen sayfalar
İnceleme
Sefiller (2 Cilt Takım)Victor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105,3bin okunma
Puan vermedi·576 syf.··
2026 2. kitabı
Parma Manastırı, Stendhal’in en önemli eserlerinden biri olarak, bireyin tutkuları ile toplumun sert gerçekleri arasında sıkışmışlığını çarpıcı bir şekilde anlatır. Romanın merkezinde yer alan Fabrizio del Dongo, hayalleriyle hareket eden, saf ve romantik bir gençtir. Onun gözünden hem savaşın anlamsızlığına hem de aristokratik entrikaların karmaşıklığına tanık oluruz. Eserde özellikle Waterloo Savaşı sahneleri, kahramanlık miti ile gerçek savaş deneyimi arasındaki uçurumu etkileyici biçimde ortaya koyar. Fabrizio’nun savaşta yaşadığı şaşkınlık ve yönsüzlük, aslında gençliğin ideallerinin gerçeklikle çarpışmasının bir simgesidir. Romanın bir diğer güçlü yönü ise karakter derinliğidir. Özellikle Gina (Düşes Sanseverina) ve Clélia Conti gibi karakterler, aşkın farklı yüzlerini temsil eder: tutkulu, fedakâr ve çoğu zaman trajik. Stendhal, bu karakterler üzerinden aşkın sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir mücadele olduğunu gösterir. Dil ve anlatım açısından eser oldukça akıcıdır; olaylar hızlı ilerlerken, okuyucuyu sıkmadan derin psikolojik çözümlemeler sunar. Siyasi entrikalar, aşk hikâyeleri ve bireysel çatışmalar ustalıkla iç içe geçirilmiştir. Sonuç olarak, Parma Manastırı, hayal ile gerçek, aşk ile güç, birey ile toplum arasındaki gerilimleri etkileyici bir şekilde işleyen, sürükleyici ve düşündürücü bir klasiktir.
Parma ManastırıStendhal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,199 okunma
Reklam
Reklam