I. BÖLÜM: BİLİMSEL BİLGİNİN SINIRLILIĞI
Freud’un teorik sistemini anlayabilmenin ön koşulu teorilerinin hatalı ve yanlış içerikler barındırdığının farkına varılmasından geçer, bu durumun asıl nedeni temelinde yatan çelişkidir. Düşüncelerimizin eleştirel yönde olmasıyla elde ettiğimiz fikirler gerçeği ortaya çıkaran unsurlardır. Unutmamalıyız ki üzerinde düşünmediğimiz herhangi bir olay, durum ya da duygu aynı zamanda söyleyemediğimiz şeylerden ibarettir.
İnsanlar yaşadıkları toplumun ister istemez etkisinde kalırlar. Bir toplumun değerlendirilmesinde, yöneticilerin halkın mutluluğuna ne ölçüde katkı sağladığı ya da engel olduğunun farkında olması önemli bir ölçüttür.
Freud ‘kadın’ın doğası gereği narsist olduğunu sadece kendisini sevdiğini ve cinsel açıdan soğuk bir varlık olduğunu tanımlamıştır. Aslında bakıldığında bu sınıflamayı yapmasında yatan temel algı yaşadığı dönemde orta sınıf kadınlarında bu özelliğin var olması gerektiğini savunan bir toplum yapısı olmasıdır. Hatta bazı düşünürler Freud’un üst sınıftan kadın hastalarla çalışsaydı bu düşüncelerinin değişeceğini dile getirmişlerdir.
Freud, sevginin insanı zayıflattığını, asıl mutluluk kaynağının sevilmek olduğunu, sahip olmanın ya da denetim altında tutmanın mutluluğun esas kaynağıdır demesi ve kadın ile bir malın aynı değerde olduğunun altını çizmiştir. Çünkü Freud’a göre kadın, erkeğine ait olduğu için ona sevgi borçludur ve sevgi göstermek zorundadır der ve aslında Oedipus Kompleksinin kaynağını bize buldurur. Sevgi, korku, mutluluk, nefret gibi sözcükler her birey için apayrı anlamlar taşır. Yeryüzünde hiç kimsenin birbiriyle benzeyen duyguları yoktur. Aynı insanı baz aldığımızda bile aynı sözcükler, farklı zamanlarda apayrı anlamlar taşıyabilir. Çünkü insan değişen ve gelişen bir yapıdır.