Yaşamıyoruz. Resimlerimiz, fotoğraflarımız kadar yaşamıyoruz. Mendilimiz, gömleğimiz, potinlerimiz kadar yaşamıyoruz. Bir sigara kâğıdını şu masaya koy, üstüne bir taş bırak, kapılan kapa ve git! Üç yüz sene sonra gel, yerinde bulursun. Belki sararmış, belki buruşmuş, fakat yine o. Bir sigara kâğıdı kadar yaşayamıyoruz. Kefenimizden evvel çürüyoruz. Duyuyorum! Kulak ver, sen de duyarsın. Toprak altında, milyarlarca kurdun, çıtır çıtır dut yapraklarını yiyen milyarlarca ipek böceği gibi, milyarlarca ölüyü yediğini duyuyorum. Ölüler! Gözsüz kulaksız kurtların içtiği köpüklü şampanya damlaları! Tozun toprağın mezeleri! Korkunç bir saklambacın korkunç oyuncuları. Kurtarın beni ebedilikten! Öldüm sizi araya araya... Kurtarın beni düşünmekten!
Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgar!
Benim artık yalnız sana itimadım var.
Gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden
Yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.
Etrafımın sözlerine aklım ermedi,
Etrafım da bana asla kulak vermedi.
Senelerden beri hala anlaşamadık,
Ben de kestim anlaşmaktan ümidi artık.
Gözlerimde hakikati sezen bir nurla
Etrafımı süzüyorum biraz gururla.
Baharın ilk günlerine rastlayan o gün, güneşin sıcaklığıyla havadaki güzel kokular beni bile neşelendirmişti. İçimde uzun süredir hissetmediğim türden hoş ve keyifli hisler uyandı. Biraz da yeniden canlanan bu duyguların verdiği şaşkınlıkla kendimi bırakıverdim ve yalnızlığımı, çirkinliğimi unutarak mutlu olma cüretini gösterdim.
Nasıl yumuşatabilirim yüreğini? İyilik ve merhamet dilenen şu kendi yaratığına kulak vermeni sağlayacak bir yakarış yok mu? İnan bir zamanlar müşfik biriydim, Frankenstein. Ruhum, sevgi ve iyilikle dolup taşıyordu. Ama yalnızım, yapayalnız. Yaratıcım olan sende dahi tiksinti uyandırırken bana hiçbir borcu olmayan insanlardan ne gibi bir ümidim olsun?
Bazen bütün düşünce ve hislerimi silkeleyip atmak istiyordum, fakat acının üstesinden gelebilen tek şey vardı; korktuğum ama bir türlü kavrayamadığım ölüm.