"Derda bir felçli gibi yatıyordu. Beton zeminde, görünmez bir çarmıha gerilmiş gibi kollarını iki yana uzatmıştı. Her nefes alıp verişinde göğsünün üzerindeki Tutunamayanlar yükselip alçalıyordu.
Derda Oğuz Atay'ı anlayamamış, ancak daha da ileriye gidip hissetmişti. Belki de oraya giden yol, anlamamaktan geçiyordu."
"Pekâlâ, Sisifos, tanrılarla sorun yaşayan bir kraldı. Kural ihlalleri nedeniyle Tanrılar onun cezalandırılmasına karar verdiler ve onu ruhlar diyarına sürgüne gönderdiler. Burada, bütün gün kocaman bir kaya parçasını yuvarlayarak dik bir tepeye çıkarmaya mahkum edildi; bu, Tanrılar, geceleri kayayı tepenin diğer tarafına yuvarladıkları için zavallı Sisifos, bir gün önce başladığı yerden yeniden başlamak zorunda kalıyordu."
"Farklı görünsek de -ikimiz de bu insan dünyasının işleme şeklinden koptuğumuz ve ikimizin de kafası karışık olduğu için- aynıydık. Bizi ayıran temel fark ise, benimkinden farklı olarak, onun soytarılığının tamamen bilinçsiz olması ve kendi trajik doğasından tamamen habersiz olmasıydı."
"Günümüzün 'krallarıysa' aşağılık bir ölme numarasına yatmaktadırlar."
(...)
"Kendi ölümü sayesinde yeniden yaşama dönebileceğini düşünmek. Varlığını bunalım, olumsuzluk ve iktidar-karşıtı bir aynayla sürdürebileceğine inanmak.
Bunlar bildik (dejâ-vu) ve ölüp gitmiş (dejâ-mort) her türlü iktidarla kısırdöngüleşmiş bir sorumsuzluk ve asal bir biçime dönüşmüş yokluklarına bir son vermek isteyen her türlü kurumun başvurabileceği türden çözüm bahaneleridir."