Kahveyi olduğunun yüz kat geniş ve ferahlı gösteren aynalar geceyle beraber daha genişliyor, içlerinde lambalarla eşyanın ve insanların akisleri hep bir arada bir donanmanın bezgileri gibi görünüyordu. Sokağın ve denizin hareketli manzaraları da bunun içindeydi. Cemil Kâmi, bu aynalara bir çocuk sinema perdesini nasıl seyrederse, öyle bakıyordu ve Necdet'in neler söylediğine artık kulak asmıyordu ve Necdet söylüyordu, söylüyordu; şimdiye kadar kalbinin içine ne kadar zehir birikmişse, onları alabildiğine döküyordu. Cemil Kâmi kendisini dinlesin, dinlemesin, bu onun için bir vesir teselli oluyordu.