Yolda karşılarına faytonlar çıkıyordu, ama dayı, faytonla gitmek gibi bir zayıflığı ancak istisnai durumlarda ve büyük bayramlarda uygun görürdü. Yegoruşka'yla dayısı, uzun süre taş döşenmiş sokaklarda, sonra sadece kaldırımları olan taş döşenmemiş sokaklarda yürüdüler, en sonunda da ne taş döşenmiş ne de kaldırımı bulunan sokaklara girdiler. Ayakları ve dilleri onları Malay Nijnaya Sokağı'na ulaştırdığında ikisi de kıpkırmızı olmuşlardı, şapkalarını çıkarmış, terlerini siliyorlardı.
Yegoruşka, paltosuna bakınca ona acıdı, kendisinin ve paltosunun, her ikisinin de kaderin ellerine terk edildiklerini, bundan sonra artık eve geri dönemeyeceklerini hatırladı ve öyle hüngür hüngür ağlamaya başladı ki, nerdeyse tezeklerin üstünden yere düşüyordu.
Gökyüzündeki siyahlık ağzını açıp beyaz bir ateş çıkardı; hemen ardından yine gök gürledi; gök gürültüsü kesilir kesilmez öyle geniş bir şimşek çaktı ki, Yegoruşka, hasırın aralıklarından bir anda ta uzaklara kadar anayolun tamamını, arabacıların hepsini ve hatta Kiryuha'nın yeleğini gördü. Sol yandaki kara saçaklar artık yukarı yükseliyordu, bunlardan peçeyi andıran kaba, çirkin bir tanesi aya doğru uzanıyordu. Yegoruşka, gözlerini sımsıkı kapatmaya, aldırış etmemeye ve bütün bunların biteceği anı beklemeye karar verdi.
Rus insanı anımsamayı sever, yaşamayı sevmez; Yegoruşka henüz bunu bilmiyordu ve lapa yenmeden önce kazanın çevresinde kaderin aşağıladığı, üzdüğü insanların oturduğuna derinden inanıyordu.
Saf, bakir, apaçık, capcanlı Türkçe kullanımıyla Türk romanı tartışmasının ortasına alev gibi düşen bu başyapıtla Kemal Tahir; söz konusu lokal imgelerin, unsurların ve dilin kullanımında mahirliğini göstermiştir. Esinlerini, referanslarını gazavatnamelerden, atasözleri ve deyimlerden, Orta Anadolu'nun bağrından kopan yazılı ve sözlü miraslardan alarak bu yapıyı oluşturmuştur.
50'ler sonrası Türk romanı tartışmasına yerel unsurlarla beslenen saf Yunus Emre Türkçesi ile karşılık verirken dönem edebiyatı için belirleyici olacak Türk romanı ve Türkçe roman farkını da göstermiştir. Eserini yazarken kökenini Anadolulu eserlerden alıp konuşmalarında Dostoyevski'ye atıfta bulunmuş, lokal ögeleri hikayelerine katıp tam bir Türk romanı oluşturma çabasına girmiştir.
Okuyup araştırıp yazma sürecinde Köprülüler ailesinden miras kütüphanenin Amerika'ya satılmasına da kızgınlığını İsmail Coşkun ve Emrah Safa hocamın Devlet Ana incelemesi yayınında öğrendim. Yazarın açık seçik, gerçeğe en yakın Türk romanı oluşturma sürecinde bu kadar ince eleyip sık dokurken bilgi ve esin kaynağı olabilecek bu kütüphanenin elden çıkarılmasına tepkisiz kalacağını düşünmek saçma olurdu.
Romanın temelini atarken çeşitli ahi gruplarının, heteredoks dervişlerin, savaşçı grupların, heterodoks İslami yapı içerisindeki grupların rollerini olduğu gibi yansıtıp beylikten devletleşme sürecini tarafsızca anlatmış, okuyucuyu bu farklı kültürlerle tanıştırmıştır. Dini alanın kuruluşta yaygın kanının aksine henüz oturmamış olması çeşitliliği ve dolayısıyla ilerde uygulanacak istimalet politikasının ilk adımlarını atmasını sağlamıştır.
Beyliğin yükselmesinde dönemin coğrafyasını etraflıca analiz eden ve özgüveniyle, kendini ifade edişindeki kararlı tavrıyla beyliğin fikir babalarından Şeyh Edebali'yi öyle
Devlet AnaKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 20268,9bin okunma