Her şeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana.. Belki böylesi daha iyi. Yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. Böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin.
Toplumun kendi kabuğuna çekildiği bu pek de büyük olmayan kasabada hayatın hem ölü hem de canlı anlarına şahit olan iki arkadaşın hayatından küçük parçalar okurken, çocukluğumuzun el değmemiş yıllarını göz önüne getirtecek, toplum tarafından saygı duyulmanın kabul görülmenin ne anlama geldiğine bir çocuğun gözünden bakacaksınız.
Hayatını bir insana adamış ve o insanda kaybolmuş bir kadın. Adamda benliğini kaybetmiş bir insan. Küçük kız. Büyümüş kadın. Gerçek aşk mı? Onu hiç bilmeyen, tanımayan bir adam ve beyaz gülller ah o beyaz güller. Gülleri öpen kadın. Zweig üzdü...
Kaleminiz diyorum azizim kaleminiz..
"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa ve tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde acizlik var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…"