İki Şehrin Hikayesi'ni okuyalı ve bir inceleme yapmamanın üzerinden tam 4 ay geçmiş. Ne utanç ama, değil mi? Kolları sıvadım, zihnimi toparladım :).
Dickens’ın bu dev eserini sadece bir "ihtilal romanı" olarak görüp geçemiyorum. Yol işçisinin gördüğü o yabancı sahnesi benim için kitabın zirve noktasıydı. Çoğu kişi orada sadece sefalet içindeki bir adamı, yaralı ayakları ve yırtık pırtık elbiseleri görebilir. Ama dikkatli bakınca fark ediyorsunuz ki onda sefalet yoktu. O, devrimin bizzat kendisiydi. Ayakkabısının içine ot koyup dinlenmeye çalışan o yorgun beden, aslında birikmiş bir öfkenin ve sarsılmaz bir iradenin simgesi. Kaleler, şehirler, hendeklerle korunan o koca yapılar; bu adamın temsil ettiği o devasa dalganın önünde duramazdı. Onun iradesi karşısında hepsi yıkılmaya mecburdu. Dickens bize orada bir insanı değil, tarihin yönünü değiştirecek o durdurulamaz gücü anlatıyordu. Diğer yanda ise Jerry’nin tanık olduğu o cenaze sahnesi var. Kimin öldüğünü, neden nefret ettiklerini bile bilmeden yuhalayan kalabalıklar... Ne kadar tanıdık bir sahne. İnsan teker teker çok akıllı(?) olabilir ama bir "yığın" haline geldiğinde ne kadar korkutucu bir canavara dönüşebildiğini görmek sarsıcı.
Sonunda dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: "Zaten sevgi her zaman nefretten üstün değil miydi?" İki Şehrin Hikâyesi, 4 ay sonra bile zihnimde aynı tazelikle duruyor. Çünkü bize sadece geçmişi değil; insan olmanın, öfkenin ve en nihayetinde sevginin o ebedi savaşını anlatıyor.
Son olarak Sydney Carton... Ben de seni unutmayacağım.
Bir bakış sebep olmuştu bu değişime. Olan olmuştu. Kaderi sonsuzluğa girmişti. Kadınların bakışları böyledir. Günlerce bunların yanından sakin sakin geçersiniz. Hatta kimi zaman, bu bakışların var olduğunu bile unutursunuz; ancak günün birinde bir mekanizmanın dişleri gibi sizi yakalar bu gözler. Artık her şey bitmiştir. Makine sıkı yakalamış, o bakış sizi esir etmiştir. Artık bundan kurtuluş yoktur. Boş yere çırpınırsınız. Kimse yardım edemez size. Esrarlı kuvvetlerin etkisinde bocalarsınız, üzüntüden kedere, kederden işkenceye düşersiniz. Ruhunuz, beyniniz her şeyinizle artık başka bir yaratığın (yaratık diye çevirmesini ne kadar hoş karşılamasamda çeviriye sadık kalmak istedim) esiri olursunuz. Bu şansınıza göre değişir, ya kötü bir kadına oyuncak ya da yüksek ruhlu biriyle aşkı tatmış olursunuz. Bu korkunç mekanizmadan, utançtan değişmiş ya da tutkudan asilleşmiş olarak kurtulabilirsiniz ancak.
Yaşam bir yılandır. Onlar da aynı Firdevs. Yılan, senin yılan olmadığını anlarsa sokar. Zehirli iğnelerinin olmadığını bilirse hayat seni bir lokmada yutar.