Mert Orhan Demir

Mert Orhan Demir
“Would that I could be the peacemaker in your soul, that I might turn the discord and the rivalry of your elements into oneness and melody. But how shall I, unless you yourselves be also the peacemakers, nay, the lovers of all your elements?
İstanbul
2005
41 okur puanı
Mart 2022 tarihinde katıldı
Fırtına sırasında ağaca bir yıldırım çarpmıştı. Gösterdiği ağaç Jung’un her gün altında oturduğu ağaçtı. Serrano, ziyaretinin ardından Jung’un kabrini ziyaret ettiğinde aile kabristanının taş kaidesinde şu sözlerle karşılaşmıştı: “Çağrılsın ya da çağrılmasın Tanrı vardır.” “Benim ana ilkem şundan daha fazlasını içermiyor: Deneyimin, senin kendin olmanı –örneğin kendi bireyselliğinin doğru ifadesini– desteklediği o yolun ve o iradenin peşinden git. Hiç kimse, aynı türden varlıklarla yakından ve sorumlu biçimde alakadar olmadıkça kendi bireyselliğinin farkına varamayacağı için o kişi kendini bulmaya çalıştığında egoist bir çöle çekilmiş olmuyor. Kişi ancak kendini karşılaştırma şansına sahip olduğu ve kendiyle arasında ayrım yapabildiği bazı kişilerle –genel olarak pek çok kişiyle− derinlemesine ve koşulsuz ilişkide olduğu zaman kendini keşfedebilir. Son derece egoist olan biri Everest Dağı’nın ıssızlığına çekilecek olsaydı kibirli meskeninin rahatlığı hakkında birçok şey keşfederdi, fakat kendi hakkında neredeyse hiçbir şey −örneğin önceden bilemediği hiçbir şey− keşfedemezdi. Genel olarak insan, öyle bir durum içerisindedir ki bir dereceye kadar kendi üzerine düşünme kabiliyetine sahiptir, fakat aynı ölçüde de bilinçle donatılmış başka hayvan türleriyle kendini karşılaştırma olasılığı olmayan bir hayvandır. Samanyolu’ndaki küçücük bir zerre olan gezegende sürgün olan bir hayvandır. Bu nedenle kendini bilmez, kozmik olarak yalnızdır. Kesin olarak sadece maymun olmadığını, kuş olmadığını, balık olmadığını ya da ağaç olmadığını ifade edebilir. Fakat kesinkes ne olduğu belirsiz kalır
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kozmik iradenin isteme ilkesi, ancak feragat etme ile işlevsiz kalır. Kişi önce "feragat" etmesini bilmelidir. Bir piyon olmaktan kurtulmak için bir şey istememeyi öğrenmelidir. Schopenhauer'a göre, kozmik iradenin mutsuzluk saçan oyunu, feragat etmesini bilen üstün insanların sayesinde bozulacaktır. Ona göre, ün, şöhret, cinsellik, tüm bu isteme, tutku, arzular dünyası insana sadece acı verir, kim ki feragat ederse, üstün kişidir. İstememek, hayattan bir şey beklememek ve nihayet feragat etmek, bu felsefenin öncelikli konusudur. Bir diğer ifade ile yaşamın temelinde acı ve mutsuzluk olduğu gerçeğini gören ve bu durum karşısında, feragat ederek sıradanlıktan kurtulan kişi üstündür. Üstün insan, kozmik iradenin ürküntülü gerçeği karşısında etkilenmez, hayattan vazgeçmez. Kozmik gücün, kendi amacı doğrultusunda (türün devamı) onu kullanmasına izin vermez. Kör iradenin oyununu bozabilmek için, isteme dünyasından kendini kurtarır. Feragat eder ve mutluluk tuzağından uzaklaşır.
Ătman kendisini iki türlü taşır: Yaşam soluğu olarak ve güneş olarak. Aynı şekilde onun yolu da iç ve dış olarak ikidir ve onlar da kendilerine gündüz ve gece olarak dönerler. Güneş dış ruhtur, yaşam soluğu da iç ruhtur. İç ruhun ölçüsü dış ruhun ölçüsüyle belirlenir. Zira derler ki: "Bilen kişi, kötülükten kurtulmuş, duygularına hâkim, saf akıllı, özüne tutunmuş kişi, Ätman ile aynıdır." Dış ruhun (Bahiratman) ةlçüsü, iç ruhun (Antaratman) ölçüsüyle belirlenir. Bunun için derler ki: "Güneşte yer alan ve altından mekanında oradan yeryüzüne bakan altın kişi ile kalbin lotusunda yerleşmiş yemek yiyen kişi aynıdır."
Ve işte şimdi Doğu paradoksu devreye girer. Burası aynı zamanda mücevher zenginliğidir. Fakat tutku nedir? Duygular nedir? Ateşin kaynağıdır, enerji bolluğudur. Ateşte olmayan bir insan hiçtir; gülünçtür, iki boyutludur. Kendini budala durumuna düşürse bile ateşte olmalıdır. Bir yerlerde bir alev yanmalıdır, aksi takdirde hiç ışık olmaz, ısı olmaz, hiçbir şey olmaz. Elbette son derece tuhaftır bu; acı vericidir, çelişkilerle doludur, hatta görünürde zaman kaybından ibarettir hiçbiri olmasa, akla aykırıdır. Fakat o lanetli Kundalini der ki: "Bu, mücevher zenginliğidir; enerjinin kaynağıdır." Herakleitoś un pek yerinde ifadesi gibi: Savaş her şeyin atasıdır.
Günahkâr dediğimiz kimse, Buddha yolunda ilerleyen biri değildir: Her ne kadar biz düşüncelerimizde nesneleri başka türlü tasarlayamazsak da, günahkâr bir kimse bir gelişim sürecini yaşamaz. Hayır, gelecekteki Buddha günahkâr kişinin içinde şimdiden, bugünden vardır, geleceği içindedir onun, onda, sende, herkeste oluşan, olası, gizli Buddha'ya tapmak gerekir. Dünya, dostum Govinda, mükemmellikten yoksun ya da mükemmellik yolunda ağır ağır ilerliyor değildir; hayır, her an mükemmeldir o, tüm günahlar bağışlanmayı, tüm küçük çocuklar yaşlıyı, tüm bebekler ölümü, tüm ölenler sonsuz yaşamı kendi içinde taşır. Hiç kimse bir başkasının yürüdüğü yolda ne kadar ilerlemiş olduğunu göremez, haydutların ve zar atıp kumar oynayanların içinde bekleyen bir Buddha, Brahmanların içinde bekleyen bir haydut vardır. Yoğun bir meditasyonla zamanı yok etme, var olmuş olan, var olan, var olacak olan tüm yaşamı bir eşzamanlılık içinde görme olanağı ele geçirilir, böyle bir durumda her şey iyidir, her şey mükemmel, her şey Brahman'dır. Bu yüzden, var olan her yer iyi görünüyor bana, ölüm yaşam gibi, günah kutsallık gibi, akıllılık aptallik gibi görünüyor, her şeyin öyle olması gerekir, her şey benim onayımı, benim istekliliğimi, benim sevecen rızamı beklemektedir, benim için iyidir o zaman, bana zararı dokunamaz