Siyabend, annesiz babasız kaldığı için amcası ve yengesi tarafından büyütüldü. Siyabend ile Xece birbirlerine aşık olurlar, eveleneceklerken ayrı düşerler ve Xece'yi Miroğlu ile evlendirmek isterler, düğün olacak derken düğünde Xece kaçar. Siyabend ile tam mutlu olacak derken Siyabend bir olay sonrası başına iş gelir, sonra da delirir. Xece onu yalnız bırakmaz ve ikisi de uçurumdan atlarlar. Siyabend hemen ölür Xece ise kervancıya vasiyetini söyler ardından ölür. İlk kez Kürt Edebiyatından bir kitap okudum. Türk Edebiyatından bazı hikaye sonlarına benzerlik göstermiş. Tek seferde okunabilecek, güzel bir kitap. 8/10 :)
Tarihi gerçekleri ve şahsiyetleri edebiyata aktaran metinleri her zaman severek okudum. Kurmacaya aktarılan olayların , kişilerin gerçekle örtüşüp örtüşmediğini sorgulamadan okumak bana hep büyüleyici gelmiştir. Revan’ı da bu duygularla okudum. Eser aşık Dadaloğlu ile Kürtlerin Homeros’u olarak bilinen Evdal’in etrafında şekilleniyor. Her iki aşığın da otoriteye başkaldırdığını görüyoruz. Birinci kitapta Dadaloğlu’nun etrafında, padişahın yaylaları yasaklayan fermanına karşı Avşarların mücadelesini, Dadaloğlu’nun esir düşmesini okuruz. Dadaloğlu ile Evdal’in atışmaları, aşıklık geleneği çok canlı bir şekilde verilmiş bu bölümde. Dadaloğlu Avşarların kahramanlıklarını, Evdal ise Siyabend u Xece hikayesini anlatır.İkinci kitapta ise Evdal’in gözünden bakarız olaylara. Avşarların bozguna uğratılmasından sonraki süreç anlatılır bu bölümde. Oğlu Temo ile yola revan olan Evdal’in Dadaloğlu’nu arama macerasını okuruz.
Bıharê
İlk defa bir şiir kitabi değerlendirme hadsizliğini gösteriyorum.Daha önce roman,arastirma-inceleme vb.alanlarda amatörce de olsa degerlendirmelerim olmuştu.Bu şiir kitabi benim için ilkti.Beni buna sürükleyinin,günlerce bunun üzerine çalışıp amiyane deyimle kafa patlatmanın nedenini halen kendime soruyorum ve cevabını arıyorum.Emin olduğum tek şey bu süre zarfında evrendeki en büyük çekim kuvveti tarafından sarmalandığımdır.Lakin bu çekim kuvveti yeri geldiğinde yazarı elestirmeyeceğim anlamına gelmez.Ki eleştirilerim mevcuttur.Hakikate, güzele ulaşmak için yapıcı eleştirilerin kesinlikle olmasını belirten bir insanım ve bu metodoloji ile değerlendirmelere geçelim:
Yazarın şiirlerinin temasında göze çarpan "Yitiklik ve Kaybedilenler, Sürgünlük,Multecilik,Aidiyet, Doğaya övgü" vb.konular oluyor.
"Elde avuçta ne varsa kaybettik, dostluğu, kardeşliği kaybettik."
Bu dizelerde hepimizin hayatında sıkça karşılaştığımiz yitirme teması öne çıkıyor. Yazarin şiirlerinde ölüm, ayrılık, geçmişe duyulan özlem sadece bireysel değil, toplumsal bir kaybın da ifadesi. Aynı hepimizin sık sık dönüp baktığı, ama ulaşamadığı çocukluk günleri gibi...
“Sürgün olmuşum yurt bildiğim topraklarda.”
Halklarımızın yaşadığı tarihsel travmalarla iç içe geçmiş bir sürgünlük duygusu var. Tıpkı birçoğumuzun yaşadığı yersizlik, bağsızlık hissi gibi... Bu şiirler bu coğrafyanın sesiyle konuşuyor.
Munzur, Dicle, rüzgâr, bulut, papatya, sarı başak gibi imgeler sık sık tekrar eder. Bunlar hem şiirin halkla, toprakla bağını kurar, hem de yitirileni simgeler. “Munzur’a karşı çay içmek” bir şiir değil, bir yaşama biçimi, özlemle baktığımiz...
Şiirler gösterişli değil, içten bir dertleşme gibi. Bu da benim sevdiğim şiir
ÇIPLAK DENİZ ÇIPLAK ADA
(Bir Ada Hikayesi 4)
YAŞAR KEMAL
Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi dörtlemesinin son kitabı olan “Çıplak Deniz Çıplak Ada” devam romanında, geçmişin yaraları kapanmaya yüz tutmuş ama izleri kalmıştır.
Romanın isminin seçimi de özel bir önem arzediyor. Çıplaklık doğallığın ismidir. Doğa ilk günkü gibidir. Yani çıplaktır. Doğanın mükemmel yapısı insan eli değmemişliğindedir. Doğa, görkemliliğini müdahale olmadığında gösterir. Müdahale edilmemiş doğa daha çok gelişir, gelişir ve kavileşir, derinleşir, devinim kazanır.
Yaşar Kemal insanı da doğanın bir parçası olarak görür ve egemenlerin müdahalesi olmadığında tüm insanların farklılıklarını bir tarafa bırakarak uzlaşabildiklerini gösterir. Kürtçeyi bilmeyen adadaki Türkmen, Arap, Rum, Tatar, Çerkez yerleşimcilerin, dengbej Uso’nun çaldığı kaval ile anlattığı Avdale Zeynıke, Fekiye Teyran, Siyabend u Xece gibi trajik hikayelerdeki hüznü çok iyi anladıklarını gördüğümüz bu romanda yazar çıplak bir yargıda bulunuyor: İnsanların bu hikayelerdeki hüznü anlaması için Kürtçe bilmesine gerek yoktur.
Burada müziğin fonksiyonuna da işaret ediliyor. Sanatların etkisine. İnsanlar sadece lisan ile iletişim kurmamışlardır. Müzik de, resim de,
diğer sanatlar da birer iletişim kanalı olarak kullanılmışlardır ve bunların üstün yönleri de tüm insanlar tarafından anlaşılıyor olmasıdır.
Adada yeni bir toplum şekillenmeye başlamıştır artık. Toplumun çekirdeği olan aile kurumu da teşekkül edecek ve yeni bir nesil doğarak adayı ilk yurtları olarak tanıyacaktır. Yani, yabancılaşmadan bir hayatın kurgulanması mümkün olacaktır.
Adada, Ağaefendi’yle Melek Hatun, Poyraz’la Zehra, Ali Hüseyin’le Nesibe evlenirler.
Lena Ana’nın hasretle yollarını beklediği kayıp oğulları da geri dönerler.
Ada mutluluğun remine dönüşür.
Okunması
İnanılmaz bir hikaye dram,aşk,umut herşey var.Soluksuz bir hikaye ve sanki yaşar Kemal kitabı sanki Yılmaz güney oynasın diye yazılmış siyamend mutlaka okuyun
Siyamend u XeceMuhammed Said Ramazan el-Buti · Kent Işıkları Yayınları · 2009333 okunma
1K da hiç incelemesi yapılmamış bir öykü kitabı Eski Kürt Hikayeleri, niyeyse üzerinde kürt yazan kitaplarda ilginç bi şekilde kendi etnik kimliğini de belirterek şöyle bir yorumda bulunan tipler gördüm. Kürt degilim ama ya da; alevilik üzerine bi şeyler okuyanlar alevi değilim ama. Bu ama ile başlayan yorumları okudugum zaman geri kalan yazdıklarını okumuyorum ben. Çünkü baya faşizan bi söylem bu ve oldukça çirkin buluyorum. 'Benim alevi komşularım var, olsun onlar da insanlar' var mesala siz biraz insanlık öğrenin bence ya.
Neyse kitap 23 öyküden oluşmakta yazar İlhami Yazgan'ın bir çok çeviri kitabını okudum ama mitolojik öykü dilinden midir nedir yazarlık kısmını zayıf buldum. Ama zaten bu altı yüz yıllık öyküleri zaten nasıl anlatabilirsin ki diye kendisinin yerine koydum kendimi. Zaten krallı, aslanlı, tavşanlı, perili mitolojik öyküler var içeriğinde ve oldukça da keyifli.
Yazılı kültürün çok yaygın olmadığı Kürt toplumunda, nesilden nesile dilden dile aktarılan söylence ve efsanelerle bize ancak ulaşabilmiştir. Bunda en çok payı olanlar 19. Yüzyıldan sonra Oskar Mann, Peder Lerch, Friederich Müller gibi kürdologların derlemeleridir.
Öykü ve söylencelerde anlatılan aşiretler arasındaki çatışma ve savaşlarda ağaların yeri azımsanmayacak kadar fazla. Kadınların 600 yıl önce de olduğu gibi adı yok. Alınıp satılan bir eşya ya da zafer de kazanılan bir ödüldür zira.
En sevdiğim öykü Eşek Müftü, Botan'ın Yiğitleri ve Siyabend ve Xece'dir. Puhu Kız öyküsü bana Guguk kuşunu hatırlattı öykü de benzer bir öyküdür zira.
Guguk kuşunun daha önce insan olduğu Kürtler arasında yaygın bir inanışmış. Bu kuş daha önce insan olarak yaşamış ve kardeşini öldürmüş. Bu nedenle Tanrı tarafından cezalandırılmış ve yaşamına guguk kuşu olarak devam etmiş. Guguk kuşu sürekli "ki