Samipaşazade Sezai, ‘Küçük Şeyler’ için neyin anlatıldığının değil nasıl anlatıldığının önemini vurgulamış. Nasıl anlatıldığı kadar ne anlatıldığı da benim için çok önemliydi. Olay örgüsü, kurgu beni en çok ilgilendiren, kitabın sürükleyiciliğini etkileyen unsurlardı. Ancak kitapta bulunan her hikayenin anlatımı o kadar sakin, duru ve güzeldi ki; sayfa sayısının az olmasına rağmen sindirerek okumak için her güne birkaç hikaye ayırarak okuma süremi uzattım. Okurken olaya, kişilere ya da devamında ne olacağına bakmadan tasvirlerine odaklandım. Ancak alışkanlık sebebiyle, yine de bir olay örgüsü arama isteğimi bırakamadım. Bu sebeple kitaptaki en sevdiğim hikayeler “Arlezyalı” ve “Pandomima” oldu. Kitabın son iki hikayesi olan bu hikayeler biraz daha uzun olay örgüsü içeriyordu.
Romanlardan sonra hikaye kitaplarına Sabahattin Ali ile alıştım ve keyif almaya başladım. İçinde birçok hikayeyi barındıran hikaye kitaplarını bir çırpıda okumak yerine, günlere bölerek okumayı tercih ediyorum. Küçük Şeyler kitabında da bu şekilde yaptım. Önerim, her bir hikayeyi sessiz ve sakin alanınızı oluşturduktan sonra sindirerek okumanız. Hikayelerin kısa olması ve belli bir olay örgüsü olmaması sebebiyle aynı gün içerisinde bitirdiğinizde anlamlandıramazsınız. Ki kitaptaki her bir hikaye anlatılış biçimi sebebiyle sindirerek okunmayı hak ediyor.