Oruç sayesinde beyin, enerji kaynağı olarak glikoz yerine karaciğerde üretilen ketonu kullanmaya başlar. Beyin enerji kaynağı olarak keton metabolize etmeye başladığındaysa mitokondriyal genler aktif hale gelir, apoptoz (hücre intiharı) azalır ve böylece mitokondriyal yenilenme başlar. Kısacası oruç, enerji üretimini artırarak daha net düşünmemizi sağlayan ve daha iyi işleyen bir beyne sahip olmamızın yolunu açar.
Oruç dinler tarihi boyunca pek çok ruhsal arayışın ana öğesi olmuştur. Bütün büyük dinler orucu diğer ibadetlerin üstünde tutar. Oruç, İslam'daki Ramazan orucu ve Musevilikteki Kipur orucu gibi, dinlerin temel taşlarını oluşturur. Yogiler beslenme biçimlerinin bir parçası olarak "yoksunluk" çalışması yaparlar ve aynı şekilde Şamanlar da "görü arayışları" esnasında oruç tutarlar. Hıristiyanlıkta da dindar Hıristiyanlar arasında yaygın olarak tutulan ve Kutsal Kitap'ta örnekleri bulunan bir günlük, üç günlük, yedi günlük ve kırk günlük oruçlar bulunmaktadır.
Bilgeliğin ana ilkesi bozulmuş düzeni onarmak değil, var olan düzeni korumaktır. Bir hastalığı ortaya çıktıktan sonra iyileştirmeye çalışmak, susadıktan sonra su kuyusu kazmak ya da savaş başladıktan sonra silah üretimine başlamak gibidir.
— NEI JING, MÖ 2. YY.
Ana düşünce: İnsan, nefsinin sınırlarını keşfetmeden, "asla yapmam" dememeli. Zira bu ihtiraslı sözler, bazen ruhunun derinliklerinden gelen "yapabilirim" çığlığı da olabilir. Ve insan gerçeğinden, korkularından, dürtülerinden, en ilkel davranışlarından tutun da etik ve ahlâki değerlere maruz kalarak sınırlandırılan bir dizi davranışa kadar bunlardan kaçamayabilir.
Zweig, bu kitapta bizlere o bilgin psikolog tavrıyla "yargılamayınız" demektedir. "İnsanları seçimleri, yönelimleri, duyguları ve tepkileri yüzünden üstün körü bildiğiniz durumlar karşısında yargılamayınız. Çünkü bir gün siz de yargılanabilirsiniz demektedir. " "Bu sizin en insanî tepkileriniz. Doğru ya da yanlış diye ayrılan davranışlar bizi biz yapan, aynı zincirin halkalarıdır. "Saphiens" lerin henüz sınırlarını ve davranışlarının nedenlerini tam anlamıyla bilmediğimiz gibi bu davranışları da bir bütün olarak görmenin doğal göründüğüne değinir. Doğru, yanlışın varlığı kadar doğrudur. Tıpkı yanlışların da doğrular kadar yanlış olabileceği gibi...
Konuya değinmeyeyim... Bunu Kari' nin yorumuna bırakmak daha doğru olur sanırım.
~~Keyifli okumalar~~
~Kitapla kalın~