Kitap uzun zamandır listemdeydi. Otobiyografik bir roman olarak nitelendirilen Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, akıl hastalığı ile ilgili bir roman. Başkahramanımız Deborah’ın yaşadığı ruhsal bunalımlar ve beraberinde diğer ruhsal sağlığı yerinde olmayan diğer karakterleri okuyoruz. Otobiyografik olduğu için yazar çok gerçekçi, güzel bir şekilde yazmış yaşanılanları. Kitabı ilk okuduğumda "Bana delilik kavramını sorgulatacak." diye düşündüm, gerçekten de öyle ama benim için yeni bir şey değil bunlar. Kayda değer psikolojik romanlar ve filmler ile geçirdiğim bu hayatı düşünürsek Deborah’ın sanatla, resimle iyileşmesi ve doktoruyla konuştuğu sahneler çok tanıdık geldi ama bence bu kitap inanılmaz realistik bir şekilde anlatmış tüm bu süreci. Özellikle kitabın başları bir doktorun, hastasını anlattığı psikolojik bir vaka gibi görülebilir ki bu da kitabın ağır veya akademik olmasına yol açıyor ancak ileriki sayfalarda okuyucu, biraz daha karakterlerin içine giriyor, bu da olumlu bir sonuç tabi. Metini çok daha akıcı yapıyor. Ben beğendim, psikolojiye ilgisi olan arkadaşlara öneridir.
Ben çok etkilendim. Cengiz Aytmatov’dan daha öncesinde Beyaz Gemi adlı eserini okumuştum, Beyaz Gemi de beni çok etkilemişti. Cemile, Cemile adlı kadın kahramanımızın yaşadığı aşkı anlatıyor ancak sadece bununla sınırlı değil. Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi kitabında olduğu gibi bu kitabında da folklorik öğeleri, doğa ile başarıyla sentezliyor. O dönemdeki savaşı da çok güzel bir üslupla anlatıyor yazarımız. Ben genel olarak aşk hikâyesini okurken çok etkilendim, özellikle küçük çocuğun yengesinin sırrı karşısındaki tutumunu, onun da kendince bu olaydan dersler çıkarması, yaşamı sevmeyi öğrenmesi ve beraberinde okuyup ressam olmak istemesi beni çok mutlu etti ve sevdiğim bir bakış açısı oldu. Belki Cemile’nin yaptığı nereden baksan etik değildi ama ıssız; çevrende tonla insan olmasına rağmen mutsuzlukla dolu bir hayat, mutlulukla dolu bir hayattan daha mı iyidir? Cemile, zor bir seçim yaptı. Ama mutlulukla dolu bir seçim yaptı.