E.

E.
@xxmorbidezza
Yasa Koyan Yurttaş: Düşten Devrime Bir Adım
Puan vermedi·136 syf.·
2025 15. kitabı
Toplum Sözleşmesi, Fransız filozof Jean-Jacques Rousseau’nun siyaset felsefesine en önemli katkılarından biridir. Eserin temel iddiası, “insan doğası gereği özgür doğar ancak her yerde zincire vurulmuştur” ifadesiyle özetlenebilir. Rousseau bu kitapta, bireyin özgürlüğünü yitirmeden toplumsal bir düzene nasıl katılabileceğini ve meşru bir siyasal otoritenin hangi temeller üzerinde yükselebileceğini sorgular. Asıl amacı ise, özgürlük ile otorite arasındaki çelişkiyi bir toplum sözleşmesi aracılığıyla çözmektir. Rousseau’ya göre toplumsal yaşamın temelinde karşılıklı rıza ve ortak çıkarlar yer almalıdır. Bu yüzden bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu genel irade, egemenliğin meşru kaynağıdır. Genel irade, yalnızca çoğunluğun isteği değil, toplumun ortak iyiliğini gözeten kolektif bir bilinçtir. Ayrıca Rousseau’ya göre egemenlik bölünemez ve devredilemez; halk, egemenliğin tek ve sürekli sahibidir. Bu bağlamda Rousseau, mutlak monarşileri ve feodal düzeni reddeder. Yasalar halkın genel iradesini yansıtmalı, bireyler kendi yasalarının koyucusu gibi davranmalıdır. Kişisel çıkarlar değil, ortak yarar gözetildiğinde gerçek özgürlük ortaya çıkar. Çünkü Rousseau için “özgürlük, yalnızca bireyin istediğini yapması değil, kendi koyduğu yasaya uymasıdır.” Toplum Sözleşmesi aynı zamanda Cumhuriyet fikrini temellendiren erken modern metinlerden biridir. Sivil din, halk eğitimi, yurttaşlık bilinci ve kamu ahlakı gibi unsurlar, özgürlükçü bir toplum düzeninin temelleri olarak sunulur. Bu yönüyle eser, sadece teorik değil aynı zamanda normatif ve ideolojik bir model önerir. Son tahlilde, Toplum Sözleşmesi, bireylerin özgürlüklerini feda etmeden birlikte yaşamalarının mümkün olduğunu savunan devrimci bir metindir. Fransız Devrimi başta olmak üzere modern demokratik düşüncenin
Toplum SözleşmesiJean-Jacques Rousseau · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sade ve yalın bir anlatımla feminizm
8/10
·127 syf.·
2022 3. kitabı
"Bana göre bir feminist, evet, günümüzde bir toplumsal cinsiyet sorunu var ve onu çözmeliyiz, daha iyisini yapmalıyız diyen kişidir. Kadın erkek, hepimiz daha iyisini yapmalıyız." ne güzel özetlemiş değil mi? Yazar Chimamanda Ngozi'nin bir arkadaşının kızını feminist yetiştirmek için öğütler istemesi ve yazarın bu arkadaşına gönderdiğini "kızını feminist yetiştirmek için gerekli 15 kuralı" anlatan mektuplarından oluşuyor kitap. Kitabı hem toplumsal olarak bir çok konuda cinsiyet rolleri baskıları ile kısıtlanmak zorunda kalmış bir kız çocuğu hem de üç yaşında bir kız çocuğu annesi olarak farklı hisler duyarak okudum. Toplumda günümüzde, kadın olması gerektiği yeri tırnakları ile kazımak ve hatta hak ettiğini elde ederken bir çok kişi ile mücadele etmek zorunda kalırken; erkek hayatının bir çok bölümünde hem ailesi hem kadınlar hem de hemcinsleri tarafından destek görüyor. Örneğin kadının toplumda çalışan, üreten, kendi ayakları üzerinde duran bir birey olduğu toplumumuzda yavaş yavaş kabul edilse bile; hala ev işlerinin ve çocuk yetiştirmenin birinci sorumlusu olarak kabul edilmekte. Hala bir çok kişi çocuk yetiştirmeyi özellikle ve genellikle annenin görevi olarak görüyor. Kadınlar bu ülkede ne yazık ki hala HAYIR dediğinde öldürülebiliyor. Toplumsal cinsiyet rollerinin baskısı ile büyüttüğümüz kızlar kalp kırıklıkları ve ayrımcılıklar ile büyürken, erkek çocuklarımız ise kendi hayatını idame ettirmeden yoksun bireyler olarak yetişiyor. Bizlerin yani anne babaların bu gidişe dur demesi ve çocukları kız ya da erkek olma baskısı ile değil de birey olma güdüsü ile büyütmemiz gerekiyor. Yazar bu kitabında feminizmi oldukça akıcı ve güzel şekilde özetlemiş. İçindeki çocuk cinsiyet rolleri yüzünden yara almış ve bilinçli bir ebeveyn olarak çocuğunu yetiştirmek isteyen
Edebiyat
Feminist ManifestoChimamanda Ngozi Adichie · Doğan Kitap · 20192,103 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2023 41. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2023 00:08
Her zaman kafamı kurcalayan bir konu var. Bir kadın özgüvenli olmak için güzel, başarılı, zengin, kendini iyi yetiştirmiş ve güçlü olmak zorunda. Aksi takdirde kendine ‘’sebepsizce’’ güveniyorsa içi boştur, küçümsenir, hakarete uğrar. Ama (sözüm meclisten içeri, evet, alınan alınsın) erkekler sırf var oldukları için, sırf erkek oldukları için kendine güveniyor. İstisnalar elbette vardır fakat bu çoğu zaman böyle. Hatta çoğu zaman, gerçekten yetkin olmadıkları konularda yetkin olduklarını, tam bilmedikleri konuları bildiklerini düşünüyorlar, hele de karşılarında bir kadın varsa. Bu bilinçli de olsa, bilinçsiz de olsa bir gerçek. Aktivist yazar Rebecca Solnit de böyle başlıyor bu denemeyi yazmaya. Bir partide bir beyefendi, Solnit kendi kitabını anlatırken lafını bölüp ona başka bir kitabı övmeye başlıyor. Tabi bahsettiği kitabın tam da Solnit’in yazdığı ve az önce anlatmaya çalıştığı kitap olduğunu öğrenince bozuluyor. Üstelik kitabı okumamış, hakkındaki yoruma göz atmış olmasına rağmen ahkam kesiyordur. Yazar bu anısını paylaştıktan sonra kendisi değil ama okurlarca ‘’mansplaining’’ kavramı ortaya çıkarılıyor. Anlamı ise bir kadına bir konuyu ondan daha iyi bildiğini düşünerek küçümseyici ve üstten bir tavırla açıklamak. Elbette kitap bundan ibaret değil. Kadına şiddet, taciz, tecavüz ve kadın cinayetlerinden bahsediyor yazar ve şiddetin aslında cinsiyeti olduğunu istatistiklerle gösteriyor. Hem akademik çevrede hem sosyal medyada hem de bizzat hayatın içinde eril şiddetin kadının sesini nasıl kıstığından bahsediyor. Yazar çözüm yollarından da bahsediyor. Bence yazarın pozitif tavrı kitabı okutan en önemli etken. Geçmişle bugünü kıyaslayıp kadın ve lgbti+ hakları konusunda hiç de fena ilerleme kaydedilmediğini, mücadeleye devam ederek gelecekte daha eşit, daha adil
Düşünce
Bana Bilgiçlik Taslayan AdamlarRebecca Solnit · Encore · 2015307 okunma
Mansplaining ve diğerleri..
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2025 59. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 09 Temmuz 2025 16:35
Kitabın adı, erkeklerin kadınlara zaten bildikleri şeyleri üstten bir tavırla “açıklama” eğilimini tanımlayan ve sonrasında literatüre “mansplaining” olarak geçen davranış biçimi. Kadınların sesinin sürekli kesilmesi, küçümsenmesi, yok sayılması…Zamanla kendimize olan inancımızı, sezgilerimize duyduğumuz güveni, hatta düşünme tarzımızı bile aşındıran, ve hatta o aşınmayı bile fark edemeyecek kadar kimliksiz bırakıldığımız bir sistemin sadece bir tarafı. Kitap yalnızca bu konuyla sınırlı değil; aile içi şiddetten sessizleştirilmeye, kadınların görünmezliğinden toplumsal cinsiyet rollerine kadar birçok meseleyi ele alıyor. Rebecca Solnit’in belki de en büyük gücü nerede yatıyor biliyor musunuz? Zihnimizde çoktan kıpırdanmaya başlamış ama henüz dile dökülememiş o “rahatsızlık haline” bir isim vermesinde. Aslında her gün yaşadığımız, ama bir iki adım geriye gidip uzaktan bakamadığımız için fark edemediğimiz şeyleri bize göstermesinde. Ataerkil tahakkümün gündelik hayattaki görünümünü öyle sade bir dille ama ustalıkla çiziyor ki, artık faili nerde görsek tanıyabiliriz. Bu yüzden, yalnızca kendini feminist olarak tanımlayan kadınların değil, “bir şeylerin yanlış gittiğini hissedip adını koyamayan” kadınların daha çok okumasını istiyorum Solnit’i. Bu nefis bir başlangıç olur.
Edebiyat
Bana Bilgiçlik Taslayan AdamlarRebecca Solnit · Minotor Kitap · 2024307 okunma