Tozlu bir sandalyeye kendimi sakınmadan oturdum. Memurlar öğle paydosuna çıkmış da birazdan döneceklermiş gibi bekledim. Gelmediler. Gelmediklerine şaşırmadım ama yine de beklemiştim işte. Hepimiz ömrümüz boyunca birçok şeyi böyle beklemedik mi zaten?
Kasnağını dizlerime koydu. Kim demiş kof bir kasnak, pörsüyüp eprimiş bu bez ve lavanta kokan birkaç tutam saç hafif olur diye? Ben o gün bu gündür yürüyemedim. Srebrenitsa Katliam'ındaki dokuz bin kişinin altında ezildim, diz kapaklarım kırıldı ve her bir çıtırtının sesini duydum. Nene de duydu. Şimdi siz de duydunuz ama nasıl sağır olmadınız bilmem?