İnsan ne yaşayacağını biraz da kendi belirler. Yaşanması gerekeni belirler, yanına çağırır ve bırakmaz. İnsan böyledir. Yaptığının vahim olduğunu ilk andan itibaren bildiği halde yine de yapar. İnsan ve kaderi birbirine tutunurlar; birbirini çağırır ve şekillendirirler. Kaderin hayatımıza gizlice girdiği doğru değildir. Hayır, bizim açtığımız kapıdan girer ve ondan daha da yaklaşmasını isteriz. Hiçbir insan çelik gibi bir meşruiyetle kendi varlığından, karakterinden kaynaklanan bir musibete eylemler ya da sözlerle sırt çevirecek kadar güçlü ve zeki değildir.
"Bu söylediklerini duymamış varsayıyorum!"
"İstesen de duymamış gibi yapamazsın artık."
"Öyle bir yaparım ki aklın şaşar! Gerçi şaşacak akıl da kalmamış ya sende!" "Adamda akıl mı bıraktın? Öyle güzelsin ki..." dedi usulca.
"Yüzün, sesin, gözlerin değil sadece... Karakterin, fikirlerin, kalbin..."