Olmamış.
4/10
·496 syf.··
2026 18. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 10:51
Yani emek var evet… Asssla emeğe saygısızlık etmek istemem ama kitap baştan aşağı OLMAMIŞ. Bir kere ellerinde müthiş bir konu var, arka kapağı okuyunca “Vaaay inanılmaz duruyor” diyorsunuz ama o konu nasıl hiç edilir onu da görüyorsunuz. Yazarın yazarlıkla uzaktan yakından alakası olduğunu düsünmüyorum. Oturmuş da aklına eseni karalamış sanki. Hiç beğenmedim. O kadar akmadı ki okumakta zorlandım. Kitabın bir bölümünde de çok fazla cinsellik var. Fakat bu sağlıklı bir ilişki değil. Sapkınlıklarla dolu. Sürekli tekrara düşmesi de bayıyor. Bir cinayetler dizisi var ama asla bunun üzerinde durulmuyor. Sanki ortada ölen 3 insan yokmuş gibi yemekler, seks ve katilin ne kadar seksi bir kadın olduğu konuşulup duruluyor. Kitabın sonlarına doğru da Ortadoğulu, kimyon kokan bir kadın tasviri var. Evet baya böyle anlatılıyor. Kendisi Türk’müş. Tam bir komedi… Ortadoğu söylemi bile politik ama yazarımızın bunu bildiğinden şüpheliyim. Yani gerçekten konunun güzelliğine yani bir kadın katil ve 3 kurbanı konusunun hatrına 4 puan veriyorum ama anlatım çok kötü ya. Hani yazar cidden anlatmak istemiş de anlatamamış gibi. O kadar yavaş ki her şey… Hiç heyecanlanmıyorsunuz, asla heyecan yok. Bolca bel altı, bolca yemek var. Karakterlerin derinliğine inme çabası bile zayıftı. Karakterlerin sadece yan karakter kalmayıp hepsine hikaye yazılmasını takdir ediyorum ama asıl meselemiz olan katilin derinliğ şok az. Yani asla zeki, sizi şaşırtacak bir katil yok. Olayı anlatan gazeteci de asla öyle biri değil. Şaşırtmayacak yani sizi. Hiçbir olaya “Aaaa nasıl?” Diye heyecan duyamayacaksınız. Öyle bir kitap. Japon edebiyatı yine şaşırtmadı mı demeliyim bilmiyorum. Bu insanlarla asla ortak bir edebiyat anlayışımız yok diye düşünüyorum. Söylediği gibi “Ortadoğulu” başka birinden bu konuyu okusaydım
TereyağıAsako Yuzuki · İthaki Yayınları · 2025430 okunma
9/10
··
34 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 11:35
Tıp dehası Ignaz Semmelweis'ın hayatını yazmış Louis-Ferdinand Celine, ki aslında bu, yazarın tıp fakültesindeki bitirme teziymiş... daha sonrasında edebi bir dille basılmış. Çok ilginç, kadın doğumda 19. yüzyılın ortalarında lohusa humması denen bir salgın var ve ölüm oranları bayağı bir yüksek. %30-40 civarı bir risk var çoğu doğumhanede... kadınlar yok yere ölüyormuş. Doktorlar sürekli havadan, sudan ya da yenilen şeylerden deyip bir türlü çözüm getirememişler. Hatta mesele çan sesinden kaynaklanıyor, kadınların duygu durumunu etkiliyor demeye kadar gitmiş... Semmelweis ise bunu sindirememiş ve parçaları zaman içinde birleştirip sebebini bulmaya çok yaklaşmış ama üslubu ve dehası yüzünden asistanı olduğu hocalar tarafından kıskanılmış hatta nefret edilmiş. Daha mikroskobik keşifler ortada yok, mikrobun ne olduğu bile bilinmiyor. Buradan itibaren biraz spoiler olabilir. Semmelweis göremiyor ama art arda doğum yaptıran doktorların/ebelerin ellerini yıkamamasının yani dezenfekte etmemesinin bu enfeksiyon ve ölümlere sebep olduğunu öne sürüyor. Kıyametler kopuyor herkes onu suçluyor ve hatta görevinden alınıyor. Bu kadar basit bir gerçeği bile görememek... adam en son deliriyor tabii. Kendi çağında takdir edilmeyen yüzlerce dehadan sadece biri Semmelweis... Celine'in Nazi sempatizanı olduğunu öğrenince biraz şok geçirdim fakat sanat için okuyacağızdır mecbur. Gecenin Sonuna Yolculuk ve Taksitle Ölüm. Bunlar aklımda. Herkese iyi okumalar.
Edebiyat
SemmelweisLouis Ferdinand Celine · Jaguar Kitap · 2024212 okunma
Reklam
Bazen ağaçlar kitaplardan çok daha değerlidir ve kesilmemelidir.
2/10
·512 syf.··
2026 545. kitabı
Spor lisesinde görev yaptığım dönemde öğrencilerimin akademik başarılarının düşük olması ve özellikle matematiğe karşı ilgilerinin oldukça sınırlı olması nedeniyle en azından okuma alışkanlığı kazanmaları için üzerlerine düştüğüm bir süreç yaşamıştım. O günlerde öğrenciler arasında elden ele dolaşan, herkesin birbirine tavsiye ettiği kitaplardan biri de Mihri Mavi’nin Psikopat adlı kitabıydı. Merak ettim; öğrencilerim okuyor ama ne okuyorlar? Sonuçta insanı sadece çevresi değil, okudukları da şekillendiriyor. Açıkçası gençlerin mutlaka klasiklerle başlaması gerektiğini düşünen biri değilim. Fantastik romanlar, gençlik edebiyatı ya da popüler kitaplar da okunsun. Önemli olan önce kitapla bağ kurabilmek. Ancak bir kitabın popüler olması, iyi olduğu anlamına gelmiyor. Psikopat benim için tam da bu noktada büyük bir hayal kırıklığı oldu. Kitap boyunca karakterler derinlikten uzak, olay örgüsü zayıf ve anlatım son derece yüzeysel geldi. Okurken karakterlerin yaşadığı duygulara inanmakta zorlandım. Sayfalar ilerliyor ama ne karakterler gelişiyor ne de okura düşünsel ya da duygusal anlamda bir şey katılıyor. Hikâye sürekli aynı duygular etrafında dönüp duruyor. Bir kitabın edebî olması şart değil; eğlendirmesi de yeterli olabilir. Ancak bu kitap ne düşündürdü ne de güçlü bir hikâye sundu. Bitirdiğimde aklımda kalan tek şey, yüzlerce sayfa boyunca aslında çok az şey anlatılmış olmasıydı. Öğrencilerimin bu kitabı neden sevdiğini anlayabiliyorum; dili çok kolay, hızlı okunuyor ve fazla zihinsel çaba gerektirmiyor. Fakat tam da bu yüzden gençlerin okuma dünyasını genişletecek, onlara yeni bakış açıları kazandıracak bir eser olduğunu düşünmüyorum. Bir kitabın sürükleyici olması ile nitelikli olması aynı şey değil. Sonuç olarak Psikopat, benim için edebiyat adına herhangi bir
PsikopatMihri Mavi · Martı Yayınları · 20153,958 okunma
AŞK, İHANET İÇERMEMELİ
Puan vermedi·365 syf.··
2026 36. kitabı
" İnsan içine girmeden kalabalığı yaşamak" Suat Süreyya'nın karısı. Necip de onlarla sıkı fıkı birlikte eve girip çıkan beraber gezen ısrarla evde alı konulan bekar bohem yaşayışı olan bir arkadaşları. Necibin bu karı kocaya olan yakınlığı mutlu aile tablolarına olan hayranlığı sinsice , yavaş yavaş Suat'a aşka dönüşüyor. Süreyya eşini Deniz tutmasına rağmen yelkenli Deniz merakı avcılık ile eşinden ayrı takılmalar, eşinin müziğe olan ilgisine lakayı davranıp necibin beraberce suat'la müzik konusunda vakit geçirmeleri gibi hatalar yüzünden aynı aile içerisinde gizli aşkları gittikçe derinleşiyor. Önce bakışmalarla sonra sözlerle tutku halinde bu aşk gittikçe alevleniyor. Konak'ta evin kızı Fatin'le mutsuz bir evliliği olan Hacer hoppa zıppa birisi ve Necip ile o da ilgileniyor. Zaman Suat ve Necip bu imkansız tutkularından şüpheye düşseler de en sonunda birbirlerine itiraf ediyorlar ama süreyya'ya ihanet edip kaçmaya da vicdanları el vermiyor. ...... Bu bu hikayede masum ve mağdur gibi gözüken koca süreyya'nın çok büyük hataları vardır. -Bohem bir yaşantısı olan arkadaşını ne kadar samimi olursa olsun bu kadar aile içerisine sokması. -Eşinin müzik başta olmak üzere ilgisini görmezden gelip, Deniz tutmasına rağmen eşini sandala ava zorlaması. -Aynı evin içerisinde eşinden arkadaşından hiç şüphelenmeyip hobileriyle gününü gün etmesi.... Kısacası aşk güzel elbet ama, haram bir temele oturmamalı. Hepsinden önemlisi de ailenin bir mahrem alan olduğunu asla unutmamalı dost akraba arkadaşı bu alana sınırsız ve ölçüsüz şekilde sokmamalı. """" Ha bu arada roman psikolojik ilk önemli roman olmayı fazlasıyla hak ediyor. Duyguları
EylülMehmet Rauf · İnkılap Kitabevi · 201750bin okunma
Farklı Bir Vampir Öyküsü
8/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 11:37
Robert Louis Stevenson denince çoğu okurun aklına Define Adası ya da Dr. Jekyll ile Bay Hyde gelir. Olalla ise yazarın daha az bilinen ama bence keşfedilmeyi hak eden eserlerinden biri. İlk bakışta klasik bir gotik korku hikâyesi okuyacakmışız gibi başlıyor. Issız bir konak, tuhaf davranışlar sergileyen bir aile, geçmişin gölgesinde yaşayan insanlar ve açıklanması zor olaylar... Stevenson daha ilk sayfalardan itibaren huzursuz edici bir atmosfer kurmayı başarıyor. Kitap boyunca hissedilen o tekinsizlik duygusu, hikâyenin en güçlü yanlarından biri. Ancak Olalla'yı ilginç kılan şey yalnızca gotik atmosferi değil. Hikâye ilerledikçe korku unsurlarının arkasında çok daha farklı bir mesele olduğunu görmeye başlıyoruz: İnsan, atalarından ne kadar kaçabilir? Geçmiş gerçekten geride bırakılabilir mi? Kan bağı, karakterimizi ve kaderimizi ne ölçüde belirler? Stevenson'ın özellikle kalıtım, soyun mirası ve nesilden nesile aktarılan yükler üzerine kurduğu anlatının oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. Bugün bile güncelliğini koruyan bu tartışmalar, kitabın kısa hacmine rağmen düşündürücü bir derinlik kazanmasını sağlıyor. Olalla karakteri de kitabın akılda kalan taraflarından biri. Gizemli, melankolik ve aynı zamanda trajik bir karakter. Hikâyenin merkezindeki duygusal çatışmaların önemli bir kısmı onun üzerinden şekilleniyor. Bu yönüyle eser, yalnızca bir korku hikâyesi değil; aynı zamanda kader, fedakârlık ve insanın kendi doğasıyla mücadelesi üzerine bir anlatı hâline geliyor. Bununla birlikte kitap kusursuz değil. En sık dile getirilen eleştirilerden biri finalinin oldukça açık uçlu olması. Hikâye boyunca kurulan bazı gizemlerin, aile geçmişinin ve karakter ilişkilerinin daha ayrıntılı işlenmesini isteyen çok sayıda okur var. Ben de özellikle son bölümde hikâyenin biraz
OlallaRobert Louis Stevenson · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,6bin okunma
9/10
·404 syf.··
Beğendi
·
2026 44. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 11:34
İyi Hissetmek – David D. Burns "(...) bu eserin benim için bir başucu kitabı olmaya aday olduğunu düşünmekteyim." Merhaba kitap dostları. David D. Burns'ın "İyi Hissetmek" isimli kitabını nihayet bitirdim ve içimdeki en net duygu şu: bu kitap, sadece bir "kendine yardım" kitabı değil. Aklın ve ruh sağlığının nasıl tamir edilebileceğine dair yazılmış pratik bir rehber. Kitap tam olarak ne anlatıyor? Kısacası, modern psikolojinin etkin yöntemi Bilişsel Davranışçı Terapi‘yi (BDT) anlaşılır bir dille evimize taşıyor. Burns, depresyon ve anksiyete gibi sorunların duygusal iniş çıkışlarını yönetmek için yıllar içinde test edilmiş, bilimsel geçerliliği kanıtlanmış araçlar veriyor. Türkçe çevirisinin alt başlığı ne kadar iddialı bir eser olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor: "Depresyonun Etkinliği Klinik Olarak Kanıtlanmış İlaçsız Tedavisi". Peki bu iddialı başlık inandırıcı mı? Kesinlikle evet. Kitabın ilk sayfalarında bu yöntemlerin üzerine yapılmış bilimsel araştırmaların sonuçları anlatılıyor. Hatta kitabın kendisi üzerinde yapılan bir araştırmada, kitabı alan hastaların depresyon puanlarında çok kısa sürede dramatik düşüşler olduğu ortaya konuyor. İşte bu yüzden elimde somut bir kanıt tutuyormuşum gibi hissettim. İtiraf etmeliyim ki, okurken tekdüze veya yorucu gelebilecek kısımlar da oldu. Vaka analizleri ve olay örgüleri yer yer akıcılığı bölse de, bunların hepsinin bir amaca hizmet ettiğini düşünüyorum. Yazar, teorik bilgileri gerçek insan hikâyeleri ile somutlaştırmaya ve aklımızda canlandırmaya çalışmış. Peki ya her şeyden önemlisi, bu kitap bana ne kattı? Bu kitap bana, ruh halimizin aslında düşüncelerimizin bir yansıması olduğunu öğretti. Duygusal çöküş anlarımda artık 'neden' diye sormuyorum, 'neyi yanlış düşünüyorum' diye sorgulamaya başlıyorum. Kendi
1000Kitap
İyi HissetmekDavid Burns · Psikonet Yayınları · 201815,5bin okunma
Reklam
Reklam