Sıradan bir insan iyiyi ya da kötüyü dışarıdan, yani bir atlı arabadan ya da bir çalışma odasından bekler. Düşünen bir insan ise kendinde bulur...
Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde, Arap cephesinde, Jön Türkler hareketinin direkt bir yansıması ve izdüşümü ortaya çıkmıştı: Fetât (Genç Araplar) Cemiyeti. İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidarının Arap coğrafyasına yönelik menfi siyasetinin oluşturduğu tepki ortamında Paris'te doğan hareket, Osmanlı sınırları içinde özerk bir Arap yönetiminin kurulmasını hedefliyordu. Kurucu kadroya göre, Araplar kendi iç işlerinde,.yönetimde, eğitimde, adalet sisteminde ve ekonomide tamamen bağımsız olacak, ama dış işlerinde başkent İstanbul'a bağlılıklarını sürdürecekti. Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden hemen önce merkezini Beyrut'a, ardından da Şam'a taşıyan cemiyet, savaşın başlamasıyla birlikte hedefini “bağımsız ve birleşik bir Arap ülkesi” olarak güncelledi. Şerif Hüseyin ailesiyle de yakın temasa geçen cemiyet, çok geçmeden İngilizlerin kontrolü altına girdi. 1915'te cemiyet adına yayımlanan protokol, bütün üyelere ve sempatizanlara, İngiltere saflarında Osmanlı'ya karşı savaş çağrısında bulunuyordu.
Sayfa 13·Kitabı okuyor
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Shaw yaşamdaki değişime, gelişme imkânına –ve umuduna, takıntılıydı, bu yüzden tiyatroya olduğu kadar politikaya da ilgi duydu ve bunlarla meşgul oldu. Onun için “altın kural” diye bir şey yoktu -yaşamlarımızı sürdürme biçimimiz, herhangi bir kurala ya da ideale uygunluktan ziyade, yaşamın kendisi, kendimiz ve başkaları üzerindeki etkilerine göre değerlendirilmesi gerekirdi. "Yaşam, iradenin icra edilmesinden ibarettir ve sürekli büyüyen irade, dün icra edilmesini sağlayan koşullar altında bugün icra edilmez."
Sayfa 102·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
Ben dünyayı değiştiremeyeceğimi kabullendim ama eşsizliğin korkulacak ya da hor görülecek değil, kutlanacak bir şey olduğuna inanıyorum. Hayat hem güzel hem de çirkin, bizim de madalyonun iki yüzüyle birden yaşamayı ve karanlıktaki ışığı görmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Bürokrasi dili olarak Doğu'da o zamana değin kullanılagelen Yunancanın ya da Pehlevicenin yerine artık Arapça geçmişti.
Sayfa 12·Kitabı okuyor
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Kardeşine yardım et, ister zalim olsun ister mazlum." buyurmuştur. Sahabiler, bu sözü Cahiliye fanatizmiyle benzeştirip haklı olarak hayretle sordular: "Ey Allah'ın Resulü! Mazlum olana yardım edelim, bunu anladık. Ama zalim olan kardeşimize nasıl yardım ederiz?" Peygamberimiz (s.a.v.) onların dikkatlerini toplamak maksadıyla, tabiri caizse onları ters köşe yapmıştı. Durumu izah etmek içinse şu açıklamayı yapar: "Onu zulmünden alıkoyarsın; işte bu ona yardımdır." (Buhari, Mezalim, 4) Bu hadisten anlaşıldığı üzere, bir kişiye gerçekten yardım etmek onun hatasını görmezden gelmek değil; onu hakka davet etmek ve yanlışından vazgeçirmektir. Fanatizmse bu anlayışın tersine işler. Fanatik zihin, ait olduğu kişiyi ya da grubu haklı olup olmadığına bakmadan destekler. Bu ise bireyi adaletten uzaklaştırır, zulmü normalleștirir. Kur'an bu konuda çok açık bir uyarıda bulunur: "Bir topluma olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun, bu takvaya daha yakındır." (Maide, 5/8) Gerçek bağlılık, kardeşini hakka yöneltmekle mümkündür. Zalimliği örtbas etmek değil önlemektir. Aksi takdirde sadakat, adaletin değil zulmün aracına dönüşür.
Sayfa 85·Kitabı okuyor