Distopik mi? Gerçeklik mi?
10/10
·240 syf.··
2026 17. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 10:38
Yavaş yavaş sindire sindire okumanız gereken bir eser... öyle ki okurken hücrelerinize işliyor acının kekremsi tadı ve çaresizliğin ince sızısı. Kapana kısılmış gibi hissediyorsunuz, elinizi uzatıyorsunuz ama boşlukta sallanıyor sanki. Çocuklarınız varsa anneyseniz hele bir de bunca acı arasında tek başınıza nasıl kürek çekmeye çalıştığını Eilish in anlamlandırabilirsiniz. Uzak bir gelecek tasvir edilen ve bir distopya okuduğumuz ama o kadar da tanıdık yaşadığımız çevrede... Hep başkalarının başına geleceğini düşündüğümüz felaketlerin ve bizden uzak zannettiğimiz kötü günlerin bir anda ortasında kalıverirsek nasıl başa çıkarız diye derin derin düşündürüyor. Aynı kendi halinde yaşayan Stack ailesi gibi...Olay en yakın gelecek 10 yılda İrlanda da geçiyor. İrlanda'da yapılan seçimleri kazanan aşırı sağcı parti zamanla kendine muhalif olanlara karşı baskı ve şiddet eğilimli bir politika izler. Karşı devrimci etkisi ile ülke iç savaşın eşiğindedir. Devlet muhalif güçlerin etkisini yok etmek için gözaltılarına başlar. Bir gün sendikada yönetici olarak çalışan Stack ailesinin babası Larry tutuklanır. Bilim insanı olan ailenin annesi Eilish bir yandan gözaltındaki kocası için endişelenirken diğer yandan dört çocuğunu ülkenin içine sürüklendiği kaostan korumaya çalışacaktır.  Konu olarak dediğim gibi her ne kadar yabancı olmasak da her sayfada sanki ilk kez böyle bir şey yaşanıyormuş gibi hissettiğimiz ya da sanki yaşanması bir taraftan imkansız gibi düşündüğümüz diğer taraftan da her an böyle bir kaosun içinde varlığımızı sürdürmeye ramak kaldığımızı düşündüğümüz bir kurguya sahip. Beni tek ilk başlarda zorlayan unsur yazarın kullandığı biçimsel yaklaşım oldu. Diyaloglar ayrılmış hâlde değil. Paragrafın içinde. Bu yüzden kim konuşuyor, ne konuşuyor anlamak için biraz dikkat
1000Kitap
Peygamberin ŞarkısıPaul Lynch · Delidolu Kitap · 20241,923 okunma
Orwell’da İnfazın Anatomisi: Bir İdam
9/10
·117 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2025 00:53
Orwell’da İnfazın Anatomisi: Bir İdam Etin ve Demirin Çatışması: George Orwell’ın "Bir İdam" Eserinde Mikro Gözlemler ve Sistematik Vahşet George Orwell, modern edebiyatın sadece siyasi bir figürü değil, aynı zamanda insan davranışlarının, toplumsal riyakarlıkların ve anlık kırılmaların en büyük mikroskopik gözlemcisidir. Onun "Bir İdam" isimli o kısa ama yoğun denemesi, bir infazın öyküsü olmanın çok ötesinde, devlet denilen o devasa aygıtın insan denilen o kırılgan organizmayı nasıl yavaş yavaş öğüttüğünü anlatan dehşet verici bir tanıklıktır. Bu eseri alelade bir okumayla geçiştirmek, metnin kılcal damarlarına sızan o müthiş insanlık dramını ıskalamak demektir. Nitelikli bir okur için bu metin, her bir satırında, her bir nesne tasvirinde insana ve sisteme dair derin kehanetler barındıran bir laboratuvardır. Metnin açılışındaki o boğucu atmosfer tasarımı, aslında hikayenin en büyük gizli kahramanıdır. Burma’nın o nemli, sarı bir süzgeç kağıdından sızan ışığı anımsatan kasvetli sabahı, sadece fiziki bir hava durumunu betimlemez. Bu sarı ve solgun ışık, infazı gerçekleştiren sömürgeci zihniyetin, gardiyanların ve hatta bizzat hapishane müdürünün tinsel hastalıklarının, içsel çürümelerinin de görsel bir dışavurumudur. Orwell, mekânı öyle bir loşlukla ve soğuklukla inşa eder ki, okur daha ilk paragraflardan itibaren orada adaletin ya da hukukun değil, mekanik bir intikamın ve bürokratik bir rutinin işlediğini hisseder. Hücrelerin vahşi hayvan kafeslerine benzetilmesi ise, sistemin mahkumu fiziksel olarak yok etmeden çok önce, onu zihinsel ve mekânsal olarak "insanlıktan çıkarma" politikasının ilk adımıdır. Karşımızdaki Hintli mahkum isimsizdir, sessizdir; çünkü sistem onun geçmişini, kimliğini ve insanlığını elinden almış, onu sadece infaz listesinde üzeri
İnceleme
Bir İdamGeorge Orwell · Can Yayınları · 20211,771 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
7/10
·86 syf.··
2026 33. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 15:13
Doğrusunu söylemek gerekirse, içeriği genel olarak -küçük hacmine rağmen- farkındalık kazandırıcı, çok boyutlu ve eleştirel düşünmeye zorlayıcı bulsam da, Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu, yazarı Jean Baudrillard'ın oldukça sert, hatta tahrik edici üslubu nedeniyle bana çok da keyifli bir okuma deneyimi sunmadı. Belki de konusu toplum ve insan olan her şeyin günümüzde aynı zamanda birer sorunlar yumağı haline gelmiş olması, uyandırma ve çözüme yönlendirme adına böyle sert çıkışları gerektiriyordur; kim bilir?.. Bu nedenle kendi yorumumdan daha önce kitabın ana metninde yer alan hususlardan gözüme çarpanları yazarın kendi ifadelerine yakın kelimelerle başlıklar halinde sıralayıp, sonuç kısmında kendi değerlendirmemi yapacağım. I. “Toplumsal” ve “kitle” Jean Baudrillard için “toplumsal”, bireylerin anlamlı ilişkiler, temsil mekanizmaları, ideolojiler ve ortak amaçlar etrafında örgütlenebildiği kollektif bilince sahip ve dinamik bir yapıyı ifade etmekte. “Kitle”ise; artık temsil edilmek istemeyen, ideolojik çağrılara cevap vermeyen, edilgen ve yoğun bir yığın. Toplumsal yapı anlam üretmeye çalışırken, kitle ise bu anlamı emen, nötralize eden ve etkisizleştiren pasif, edilgen ve bilinçsiz bir kalabalık konumunda. Dolayısıyla “kitle”, toplumsalın başarısı değil, çöküşü anlamına gelmekte. II. “Sessiz çoğunluk” Sessiz çoğunluğu, aktif siyasal özne olmaktan çıkmış; tepki vermeyen, örgütlenmeyen ama sistemi görünmez biçimde etkileyen kitle olarak tanımlamak mümkün. Bu kitle (sessiz çoğunluk), sistemin mesajlarını tüketmekte ama onları içselleştirmek yerine etkisiz hale getirmekte. (Örneğin propaganda, anketler, seçim kampanyaları veya medya çağrıları, kitle üzerinde beklenen
Kitap İncelemesi
Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın SonuJean Baudrillard · Doğu Batı Yayınları · 2019725 okunma
FATİH SULTAN MEHMET HAN
10/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
95 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 21:53
Bu kitabı okurken ne düşündüm, diye sordum kendime. Düşmemek mi daha zor yoksa düşünce kalkabilmek mi? Eğer ki bu soruya cevabınız düşünce kalkabilmek daha zordur diyorsanız tamda doğru kitabı okuyorsunuz! Çünkü bir padişah için düşmek nedir desem aklıma tahttan indirilmek geliyor. Peki tahttan indirilip tekrar başa geçebilen kaç kişi var desem Fatih haricinde bir kişi daha.( 1. Mustafa iki defa tahttan indirildi) Bir padişahki babası ona tahtı 12 yaşında bırakıyor devlet adamları eliyle tahtından ediliyor yani düşüyor ve bu padişah kendinden öncekilerin hedefi kendinden sonrakilerin ise hayranlığını kazanmasını sağlayacak büyük bir işe "Ya ben Bizansı alırım ya Bizans beni " diyerek giriyor. Ben bu kitapta nelere şahit olmadım ki; Fatih' in Zeytinburnu sahilde yenilgiye sinirinden atını denize sürmesine, 67 gemiyi karadan yürütmesine, Trabzon seferindeki İslam için azmine, Otlukbeli'nde Tokat şehrinde yapılanların hesabını soruşuna şahit oldum.Ve bir geometri sorusunun çözümünü düşünür gibi bir şey belki de çok şey farkettim. Fatih Sultan Mehmet' in İstanbul'u alırken ki gayretleriyle tanıyanlar: Fatih' in 1204 Latin İstilası sonrası tahrip olmuş eski endamını kaybetmiş olan İstanbula, her fettettiği yerden bambaşka ırk, din ve coğrafyadan insanları iskan etmiş. Bambaşka ülkelerden sanatçıları, devrin en iyi alimlerini getirtmiş.En iyi eğitim kurumlarını kurmuş.Yani eğer ki Fatih'i İstanbul'u fethederken ki gayretleriyle tanıyorsan, İstanbul'u eğitim, bilim, sanat, mimari alanlarında zirveye getirirkenki gayretlerine sadece hayran hayran bakacaksın. Kitapta bu boyut bambaşka işlenmiş. Haydi İstanbul'un tarihi sokaklarında dolaşır gibi kitabın heyecanlı sayfalarında dolaşmaya başla.
Kayı 2: Cihan DevletiAhmet Şimşirgil · Timaş Yayınları · 20131,818 okunma
acı çekiyorum. (spoiler var sonra ağlanmayın bana)
Puan vermedi
Merhabalar. Kitapları gömmekten zevk aldığımı falan söylemiyorum ancak eleştirilerimde elbette bundan zevk alan bir akıl hastası gibi göründüğümün nitekim farkındayım. Şimdi de bu kitabı kesinlikle yerden yere vurmaya hazırım, keyif alıyorum :) (başlık tam tersini söylüyor.) Nasıl Başlıyor? Kitap karakterimiz Işıl Atabey'in Fransa'daki sergisinde başlıyor. Yaptığı tablolardan bahsediliyor, en sevmediği tablonun Şafak Vurgunu olduğu anlatılıyor ve ardından bir saldırıda tabloların alındığı her şeyin darmaduman olduğunu okuyoruz. Işıl da bu saldırıda yaralanıyor. Ardından yurtdışındaki karakterimiz apar topar Türkiye'ye döndürülüyor. Babası ise Atilla Atabey, dikkatleri hemen burada üzerinize topluyorum babası Genelkurmay Başkanı. Kızının ve ailesinin üzerinde bela olduğunu anlayan baba Atabey, daha sonra mükemmel bir fikirle çıkagelir: kızını Binbaşı (35 yaşında binbaşı?) Ecevit Demirhan ile evlendirmek. 1-Mantık Hataları 'Çok mantık hatası var' diyerek bitirmeyeceğim bu eleştiriyi aksine baya baya uzatmak istiyorum. İlki, 35 yaşında binbaşı olmaması. Bu durum istisnalar dahilinde oluyor, normalde 37 yaşında binbaşı olması gerek. Ayrıca hem 'özel timde' hem de TSK'da çalışan bir binbaşı olması da... (fantezi). Not: Özel timde tropik adada kertenkele ve kaplumbağa yiyorlar. Maldivler tatili. Kızının saldırıda parmağı olan kişilerin uyuşturucuyla alakalı olduğundan bahsediyor baba Atabey. Bir operasyon onayı verileceği sırada bu saldırı gerçekleşmiş, içeride köstebek var falana kayıyorlar ama burada bir durdum ve direkt sizi başa alıyorum, Genelkurmay başkanı olmasına. Bir Genelkurmay başkanı, uyuşturucu operasyonuna onay veremez. Kitabın başlarında gördüğüm bu yerde direkt daha derin anlatılması gerekiyordu. Neden? Dediğim gibi bir Genelkurmay başkanı
Şafak VurgunuŞevval Demirdöğer · Pukka Yayınlar · 2026145 okunma
Puan vermedi
Muzaffer izgü ve kahramanları Kuzguna yavrusu zümrütüanka görünürmüş Muzaffer izgü İnsanları öyküleri ile güldüren değerli kitap ve kalem ehli yazarlarımızdan olan Muzaffer izgü aynı zamanda iyi bir öğretmen ve usta bir hiciv ustasıdır yazarın eserleri defalarca yeşil çam ekranına taşınmıştır en ünlü filmi aynı zamanda Kemal Sunalın oynadığı öğretmen adlı filmdir bu filmde yazar köyden kente göçü bir insanın şehirde nasıl kaybolduğunu o kemal sunalın eşsiz sanatkârlığı ile ekranlara taşır her evladın annesi için bir zümrüdü anka kuşu olduğunu söyleyen yazar belkide en büyük hatamızın bu olduğunu ifade eder bir annenin evladı kuzgun olsa o zümrüdü anka kuşuna benzetilebillirmi Hz Muhammed efendimiz kızım fatma hırsız olsa onun elini keserim buyurur ve yine her çocuğun islam fıtratı ile doğduğunu bu ahlâkın ise yine aile sayesinde korunduğunu ifade eder efendimiz SAV Perişanım,berbatım,halim duman diyen Muzaffer izgü hikayelerinde perişanlığı berbatlığı anlatır ve biz onun hikâyelerinde ağlanacak perişanlığımıza berbat halimize güler geçeriz eserleri ve yazım tarzı Aziz Nesine benzetilen yazar birbirine rakip olarak görüldükleri için Aziz Nesin tarafından pek sevilmez Muzaffer izgünün öykülerinin kahramanları içimizdendir kimi zaman işportacı kimi zaman simitçi Muzaffer izgü lüp lüp makinası biz yazarların resimleri, öyle artist resimi gibi gün aşırı gazetelerde boy göstermez. Yalnız, büyük bir başarı kazandığımız, ya da öldüğümüz zaman basarlar resimleri İşte, bu da bizim için ayrı bir övünç. Lüp Lüp Makinesi Ayşe Karakuş Ayşe Karakuş Lüp lüp makinası öykü severler tarafından okunması gereken kitaplardan biri her gün karşılaştığımız yok olan insanların o trajik ve dram dolu hayatları büyük bir gülmece ustalığı ile siz okurları bekliyor yazar hayatlarının kimsenin
1000Kitap
Lüp Lüp MakinesiMuzaffer İzgü · Bilgi Yayınevi · 2000161 okunma