"Bu lanet sõyle fısıldanır gerçek olmasından korkan kulaklara; Arjin'in acısı dile gelmis derler ve Midyat Meydan' ında şöyle haykırdığını söylerler:
Bir daha bir Koçak, bir Saruhan'ın ne yâri olsun ne de çocuğunu doğursun. Bana bu acıyı yaşatan herkesin soyu Ebu Lebebin elleri gibi kurusun! Bir kız çocuğu olunca şanslı saysın kendini. Sevda da oğulları da benim gibi onların
da sonu olsun
Canınız yansın.! Benim gibi cayır cayır yanın ateşlerde.
Bir sevdanın peşinde sürüne sürüne ölün!
Ölün de ben gibi olun.
Bana yaşattıklarınızın bin mislini Allah size yaşatsın!
Yasatsın da bu Arijn kulunun intikamını alsın!"
Odadaki koltuğun kenarına oturup kadını seyre daldı. Düşünceleri yine peşini bırakmadı. Yirmi yaşında genç bir kadın olmasına rağmen olgunluk ve sabırla olanlara göğüs germişti.
Sessiz kaldığı her anı hatırlayınca kendine olan kızgınlığı büyüyordu. Aslında Yade Newroz haklıydı. Burada tek suçsuz Berçem'di.
Bir anda evlenen oydu. Evlendiği gece dul kalan oydu ve rahmetli kocasının hiç tanımadığı kardeşiyle evlenip bilmediği bir şehre getirilen de oydu. En büyük acıyı yaşayan oydu. Peki, Barzan bunu neden yeni yeni görüyordu?
Gündelik hayat devam ederken arada durup sonsuza kadar yaşamayacağımızı, dolayısıyla da bugünün son günümüz olabileceğini düşünmek gerekir. Bu fikir bizleri, haz peşinde koşan birine dönüştürmekten zi-yade, hayatta olmanın ihtişamını ve içine bir sürü etkinlik sığdırabileceğimiz bir güne sahip olmanın değerini anlamamızı sağlar. Ve zamanla, kalan ömrümüzü har vurup harman savurmamıza da muhtemelen mani olur.