"...Yahudiler bugün bile Hıristiyan Avrupa’da hâlâ kendilerine yasaklanmış onurlu mevkilere ve haklara, İslam devlet bünyesi içinde her zaman sahip olabilmişlerdir. Hıristiyanlar ve Yahudiler, sarayda çok yüksek düzeydeki görevlerde sorumluluklar yüklenmişler, çoğu kez halifelerin danışmanlığını yapmışlar, özellikle Doğu’da çok saygın bir yeri olan doktorluk mesleğinde sivrildikleri gibi, sık sık halifelerin başhekimliğine getirilmişlerdir..”
Yahudiler bir arada bulundukları zaman ne kendilerine ne de çevrelerine huzur veriyorlardı. Ya birbirlerini yiyor ya da çevrelerini huzursuz ediyorlardı.
*
Asliye Ceza hâkimi Ahmet Bey, bir celsede bana dedi ki, “Musa Bey, ne diye Kürtçe yazıyorsunuz?” Ben de kendisine, “Hakim Bey, İstanbul’da Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler gazete çıkarıyorlar. Ayrıca İngilizce ve Fransızca gazeteler de çıkıyor. Ben Kürtçe yazıyorum diye ne olacak?” dedim. Hâkim, “Efendim onlar azınlıktır” dedi. Ben, “Hakim Bey, yani bir memlekette azınlık çoğunluktan daha mı avantajlıdır? Eğer bir azınlık kadar hakkım yoksa ben böyle çoğunluğu ne yapayım? Lütfen karar verin ve beni de azınlık kabul edin” dedim. Hâkim, avukatlar, hatta savcı güldüler.
Sayfa 142 - Aram Yayınları, 4.Baskı: Nisan 2016·Kitabı okuyor
Yahudiler, ırklarının yetenekleriyle beraber en kötü kusurlarını da beraber götürmüşlerdir. Bu kusurlarının başlıcası iç huzursuzluk ve
anlaşmazlıktan ibarettir. Gariptir ki silah kullanımında ve savaşmakta hiç yetenekleri yoktu.
Büyük tüccâr ve sarrâfların, gayrimüslimlerden oldukları, Müslümanların yalnız askerlik ve idare alanını seçtikleri savı yanlıştır ve burada düzeltmek gerekir. Bu sav, 18. yüzyıldan sonraki bir gelişmeyi, geçmiş yüzyıllara aktarmaktan doğmaktadır. Kesinlikle söylenebilir ki, 18. yüzyıla kadar bu alanlarda Müslümanlar gayrimüslimler kadar, hatta onlardan çok aktif ve kalabalık idiler. Müslüman tüccârın 16. ve 17. yüzyılda, Avrupa'da dahi doğrudan doğruya ticarî yatırımlarda bulunduğu bir gerçektir. Fakat Batı ile ilişkilerde Yahudiler, Ermeniler ve diğer gayrimüslimler, kuşkusuz daha kalabalık ve aktif idiler. Onların sonraları imparatorluk ekonomisinde üstün duruma gelmesi olgusu ile Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğu ile ticaretinin önemini kaybetmesi ve Batı ile ticâretin üstün hale gelmesi arasında kesin bir ilişki vardır.
Sayfa 296 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
6 beygir ya da 40 adam; düşüncesizce kurban edilen askerler, ölüme yollanan Yahudiler. Ve trenler boş dönmesin diye fabrikalar için tutsaklar doldurulur vagonlara: bir anda ilkel ulus diye ilan edilen şu ya da bu ulusun erkekleri, kadınlan ve çocuklarıdır bunlar.