Bir de Hazret-i Muhammed'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) nübüvvetini izhâr etmeden (ortaya çıkmadan) evvelki medeniyyetlerde kadınların vaziyetini tedkik edelim:
Eskí akvâmın en medenîsi ve sahib-i irfânı olarak tanınan Atinalılarda, kadın: Zevk âleti diye ta'rif edilirdi. Zevceler çarşılarda hayvan gibi satılabilir, başkalarına ihâle olabilirdi.
Roma medeniyyetinde kadın, zevcin müştehiyyâtının esiri addolunurdu. İlk zevceden sonra sayısız alınabilen zevceler, bütün hukukdan mahrum, hattâ çocukları bile gayr-ı meşru' addedilerek babalarının mîrâsına giremezdi.
Zerdüşt hâkimiyyetinde ise bir kanûnî izdivaç dahi bulunmuyor, bir erkek, istediği kadar kadın alabiliyordu.
Arablarla, Yahudiler arasında kız evlâdı, zavallı bır mahlûk idi.
Yahudi evlerinde kız evlad, hizmetçi mevkiine geçer, îcâbında baba onu satar, baba ölür de erkek evlâdı kalırsa o erkek evlad kızkardeşini istediği muâmeleye tabi tutardı.
Kızlar ancak varis bulunmadığı zaman, babalarının mirasına girebilirlerdi.
Bu sistemi sadece kapitalizm, sadece emperyalizm ya da baş ka başka teorilerle açıklamak her bakımdan eksik kalır. Kapi talizm düşmanı olanlar bu sistemin sömürü sistemi olduğunu, insanları sömürüp dünyadaki nimetlerin azınlıklar tarafından dağıtılıp insanların aç ve susuz bırakıldıklarını ve tüm oyunun bundan ibaret olduğunu savunabilir. Başka birisi İsrail Devleti, Yahudiler ya da Masonlar üzerinden bu sistemi açıklayıp tüm amacın insanların Yahudilerin köleleri haline getirilip Yahudi-lere vaadedilen toprakların ele geçirilmesi olarak görebilir. Bir başkası bu sistemi Rusya'ya bir diğeri Haçlı organizasyonlarına ve Amerika'ya mal edebilir. Yine çarklarla kurulu bu sistemi bü-tüncül olarak değerlendirmek yerine kimisi gıda alanında yapı-lan ifsada, kimisi sağlık alanında yapılan ifsada (kısırlaştırma, GDO vs.) kimisi de eğitim alanında yapılan ifsada odaklanabilir. Aslında tüm bunlar daha önce fil görmemiş, karanlık bir ahıra sokulan köylülere filin tanımının sorulması gibi bir şeydir. Ki-misi hortumunu tutup "Fil bir hortumdur." der, kimisi bacağını tutup "Kalın bir ağaç gövdesidir." der, kimisi kulaklarını tutup yapraktır der. Bu sahnede Müslümanın bakış açısı ise ahıra bir ışık tutup fili olduğu gibi tanımlamasıdır. İşte bu sahnede kuru-lan bu ifsad düzenini görebilmek için kullanacağımız ışık, vah-yin ışığıdır.
"Çünkü onlar, *mü'minleri bırakıp kafirleri kendilerine dost ediniyorlar. Onların yanında* yer almakla *izzet* ve şeref *kazanacaklarını mı umuyorlar?* onlarla dost olmakla, onların hayat tarzını, kılık kıyafetini, kültürünü taklid etmekle şeref ve onur kazanacaklarını,üstünlük elde edeceklerini mi sanıyorlar? Ne kadar da yanılıyorlar. Çünkü *izzet ve şeref, tamamen* ve yalnızca *Allah'a aittir.* O hâlde, gerçek anlamda onur kazanmak isteyen, yalnızca Allah'a kul olmalıdır. Kâfirlerde onur aramak şöyle dursun, gerekirse onlarla oturmaktan bile sakınmalıdır."
{Nisa/139}
-Türkler olmasaydı Araplar ve diğer Müslüman Milletler, Yahudiler gibi devletsiz kalırlardı. Bu da, dünya için daha mes'ud neticeler verirdi. Mesela Araplara ve diğer Müslüman milletlere istiklal vermekten hiç çekinmemelidir. Çünkü nasıl olsa bu istiklallerini muhafaza edemezler. Onlar daima tabi olarak yaşamaya mahkumdurlar.
Zamana bağrında neler sakladığını soran kâhinler, hiç kuşkusuz zamanı ne bağdaşık, ne de boş olarak algılamışlardır. Bunu göz önünde tutan, belki anılarda geçmiş zamanın nasıl yaşandığı konusunda bir fikir edinebilir: Geçmiş zaman da tıpkı yukarıdaki gibi yaşanmıştır. Bilindiği üzere, Yahudiler için geleceği araştırmak yasaktı. Tora ve dua ise onlara anımsama konusun- da yol gösterir. Bu, Yahudiler’i geleceğin, kâhinlerden bilgi alanların da kendilerini kaptırmadıkları büyüsünden kurtarmıştır. Ama bu durum, Yahudiler için geleceği bağdaşık ve boş bir zamana dönüştürmemiştir. Çünkü bu gelecek içersinde her an, Mesih’in girebileceği küçük bir kapıdır.