Bir davada iki taraf da haklı olunca ne olur? Dava, kuvvetle çözümlenir. İsrail bugün iki milyonluk nüfusuna rağmen Ortadoğu'da bir "Prusya'dır. İsrail'in Yahudileri Balat Yahudisi değildir. Almanya, İngiltere, Amerika, Macaristan ve Polonya'dan gelmiş şuurlu Yahudilerin çoğunlukta olduğu bu ülke millî inanç, disiplin, iktisadî güç, ileri teknik ve savaşçılık ruhu ile çok güçlü bir dev-lettir. En kuvvetli taraflarından birisi de dinlerinin millî din olmasıdır. Bugün yeryüzünde birkaç bin Karayım Türkü dışındaki bütün Museviler Yahudidir. Arapları tehdit ederek isterlerse Şam'a ve Kahire'ye girecekleri hakkın-daki sözleri gayet doğrudur. Çünkü Araplarda (Mısır, Suriye, Ürdün, Irak ve Lübnan'ı kastediyoruz) savaş ka-biliyeti olmadığı gibi, küçük bir azınlık dışında millete mal edilmiş millî inanç, ülkücülük, yüksek bir kumanda heyeti ve siyasî saldırıya Yahudiler başladıysa da ilk ha-zırlığı yapan ve savaşa başlayacağını belli eden Nâsır'dı.
Savaşı başlatmak kararına rağmen Araplar ilk günde hava kuvvetlerini kaybederek yenildiler ve mazeret ola-rak da İsrail hava kuvvetlerini doğudan bekledikleri halde onların deniz üzerinden ve gerilerinden gelerek Arap radar sisteminin gözünden kaçtığını ileri sürdüler.
Şimdi ne olacak? Karşılıklı komando saldırıları ve sınırlı hava akınlarıyla Arap-İsrail anlaşmazlığı sona ermeyecek, mutlaka yeni bir savaş patlak verecektir. Rus-lar istedikleri kadar Arapları silahlandırsın, ne yaparsa yapsın, önümüzdeki savaşı da İsrail kazanacaktır. Çünkü Araplar gerçekte yalnız olduğu halde İsrail yalnız değil-dir. Mizahî bir vecizeye göre İsrail, Amerika ve İngiltere adında üç Yahudi devleti vardır. Fakat son ikisi her zaman perde arkasında kalmaya mecbur ve mahkûmdur.
İstanbul'da çıkmaya başlayan Millî İnkılâp mecmua-sının Yahudilerin hakiki mahiyetini meydana koyan neş-riyatı üzerine Yahudiler arasında bir galeyan olduğunu, hattâ onların Beyoğlu'nda gizli bir toplantı yaparak Milli İnkılâp mecmuasına karşı mukabil cephe almak için bazı kararlar verdiklerini işittik. Yalnız bu hareketleri bile onların Türkiye'ye karşı besledikleri duyguları gösterir. Bir defa hükümetten gizli olarak toplantı yapmak kanunî bir cürümdür. Müddeiumumiliğin dikkatini celbederiz. Saniyen kendi aleyhlerinde neşriyat yapılmamasını isti-yorlarsa bu vatana sadık kalmağa mecburdurlar. Onlar her hareketleriyle ve çıfıt yaygaralarıyla bizden ayrı olduklarını daima bize anlatırlarken biz de herhalde onlara methiye yazacak değiliz. Biz Yahudilerin memle-ketteki meş'um iktisadî ve ahlâkî rolünü biliyoruz. Hattâ mütareke yıllarında İstanbul'u süsleyen (!) İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan, Yunan ve Ermeni bayrakları arasında bir de Yahudi bayrağı olduğunu unutmadık. Eliza Niyego adındaki Yahudi kızının cenaze merasiminde yaptıkları edepsizliği de kendileri unutmamışlardır. Bir maliye memuruna rüşvet teklif ederken Ankara'da yakalanan iki Yahudi avukatla, Türklüğü tahkir yüzünden tevkif olu-nan Yahudi kızı meseleleri de onların namussuzlukları-nın son perdesini teşkil ediyor. Öyle, ikide bir Yahudileri Türkleştirme cemiyetleri kurarak bizi kandırmağa çalı-şacaklarına namuslu Türk tebaası olarak kalsınlar yetişir.
Çünkü biz onların Türkleşeceklerini asla ummadığı-mız gibi bunu istemeyiz de. Çamur ne kadar fırına verilse demir olmayacağı gibi Yahudi de ne kadar yırtınsa Türk olamaz. Türklük bir imtiyazdır, her kula, bilhassa Yahudi gibi kullara nasip olmaz.
Onlara yapılacak ihtar şudur: Hadlerini bilsinler. Sonra biz kızarsak Almanlar gibi Yahudileri imha etmekle
Avrupa'dan kalkıp gelenlerin ne humustan ne de falafelden haberleri vardı ama yine bunları "otantik Yahudi mutfağı"nın yemekleri ilan etmişlerdi. Katamon'daki köşklerin "eski Yahudi evleri" olduğunu söylemişlerdi. O toprakta yaşayan, onu seven, ekip biçen atalarına ait tek bir fotoğrafları yahut da eski bir çizimleri yoktu. Yabancı ülkelerden gelip Filistin'in toprağını kazmışlar ve Kenanlılara, Romalılara ve Osmanlılara ait sıkkeler çıkartıp onları "kadim Yahudi kalıntıları" diye satmışlardı. Yafa'ya gelmiş, karpuz büyüklüğündeki portakalları görünce, "Duyduk duymadık demeyin! Yahudiler portakallarıyla bilinirler!" demişlerdi. Halbuki o portakallar, narenciye yetiştirmeyi sanat haline getirmiş Filistinli çiftçilerin yüzlerce yıllık emeğinin meyveleriydi.
Yahudiler, "Hıristiyanlar din hususunda (hak, kayda değer) bır şey üzere değildirler" dediler. Hıristiyanlar da, "Yahudiler din hususunda itimat edilecek bir şey üzere değildirler" dediler. Halbuki yahudiler Tevrat'r, hıristiyanlar da İncil'i okurlar. Hiçbir şey bilmeyen ve kitap ehlinden de olmayan Mecüsîler ve Arap müşrikleriyse yahudiler ve hıristiyanların söyledikleri gibi söylediler. Allah Teâlâ onların anlaşmazlığa düştüğü konuda kıyamet günü aralarında hüküm verip onları cehenneme atar.