Bir sevgili uğruna sen de benim gibi yanma arkadaş. O yaşlı gözlerine, o yalan sözlerine kanma arkadaş.
Od
İskender Pala Od Bu romanı bitirdiğimde ruhuma çöken en baskın duygu üzüntüydü. Yunus Emre’nin oğluyla o çok geç buluşması, içimdeki 'her şeye geç kalmışlık' hissini yeniden uyandırdı. İskender Pala, bizi o dönemin kaosundan Yunus’un içsel yolculuğuna fırlatırken aslında bir insanın hamlıktan pişmeye, kibrini ve nefsini yakmaya giden serüvenini anlatıyor. Dervişliği bir kenara bırakırsak, bu kelimenin tam anlamıyla bir insanın yanma hikayesiydi. Kitaptaki, 'Denge madde lehine bozulunca insanın nefsi, mana lehine bozulunca da ruhu öne çıkıyor' cümlesi bu mücadeleyi muazzam özetliyor. Başta dünyevi kaygılarla, eşinin özlemi ve oğlunun arayışıyla maddeye tutunan o oduncu, dergahta yana yana manayı öne çıkarıyor. Bugün bizler de dünyevi arzularla dengeyi madde lehine bozuyor ve nefis kurbanı oluyoruz. Oysa mananın hafifliğine ulaşmak, üzerimizdeki o ağır dünya kokusundan uzaklaşmaktan geçiyor."
İnceleme
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Zina
Nefsin fısıltısı tatlı gelir ilk başta, Bir anlık heves için ömür boyu yanma da. Rabb’in kelamıdır bu, durup bir düşün yaşta: "Zinaya yaklaşmayın!" buyuruyor Furkan'da. Göz kapısı aralanır, harama bakmakla, Kalp sarayı kirlenir, günaha batmakla. Huzur bulunmaz asla, iffeti fırlatmakla, Ruhunu koru dostum, şerefle yaşatmakla. Evlilik bir kaledir, nesilleri koruyan, Helal dairesidir kalbe huzur soluyan. Zina ise bir uçurum, sonu hüsranla biten, Aileyi yıkarak, koca bir nesli bitiren. Tövbe kapısı açık, henüz vakit var iken, Dön yanlıştan kardeşim, ayağına batmadan diken. İffet en güzel süstür, kul Rabb'ine yürürken, Temiz bir hayat yaşa, ömür defterin dürülürken...✍🏻 ©EMİRHAN ARSLAN
Din
Sen adli zulüm sanma Teslîm ol oda yanma Sabret sakın usanma Mevlâ görelim n'eyler N'eylerse güzel eyler Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi
bir sevgili uğruna sende benim gibi yanma arkadaş.
Tepkisini ne şekilde vereceğimi bilmediğim bir ateş yaktılar içimde! İnsanın yüreği ayaza muhtaç olur mu hiç? Susmayı öğrendim sırf bu yüzden. Kendimi koymam gereken yeri bilmediğim zamanlarda yaparım bunu. Verdiğim tepki ne olursa olsun sonunda suçlu çıkacağımı bildiğimden susmayı seçiyorum artık. Haklıymışım, Haksızmışım peşine düşmüyorum. Bana bi heves arayıp üç beş dakika özgürce sesini duyma sevincini yaşatmayıp bir de üstüne öyle bir söz söyledi ki arabayı çekip direksiyonu yumruklaya yumruklaya ağladığımı ölsem unutmam. Haberi yok. Olmasın dedim sustum. Nasılsa haksız çıkarsın sen kendine et nasılsa hep kendine edersin bu kez de yap bilmesin dedim ama olmak istediği adama dönmesi için bir nedeni daha olsun anlatayım.. Demiş ya ne zaman mutlu olsam hayat kapımı çalar bir şeyler eksiltir benden diye. Birbirimize çok benzeriz derim hep. Bugünde birbirimize çok benziyoruz. Ne zaman ağız dolusu değilde yüreğimin dolusu gülsem o gün gözümden yaş eksilmez.. Ne zaman içime bir serçe konsa tam uçacakken kanadım kırılır. O yüzden onu çok ama cooook iyi anlıyorum bi kaç gündür.. Aylar önceydi yine uzun uzun yazıp damla damla gözyaşlarımı akıttığım bir gündü. Kimim ben? Neyinim senin diye sormuştum.. Yerim neresi benim, Kapının dışında olduğumu bilirim lakin bunca yaşanan şeylere rağmen bir sıfatım var mı benim? Bu kulak neler duygu, Neler işittim neler.. Ne çok uykusuz gecelerim oldu, Ne çok ağlaya ağlaya uyudum, Ne çok aç kaldım bir damla su içemez hallere geldim.