Puan vermedi·624 syf.··
2026 42. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 16:04
Daha önce okuduğum hiçbir kitapta böylesine ters köşe olduğumu hatırlamıyorum. Sonu o kadar mükemmeldi ki sanırım asla unutamayacağım ve hep tekrar okumak isteyeceğim
Kayıp YansımaDilara Keskin · İndigo Kitap · 2025252 okunma
Düşünce
Puan vermedi·272 syf.··
2026 19. kitabı
Çocukluk, insanın yansımasıdır derler. Peki ya o yansıma, yıllar geçtikçe bir başkasının zihninde bambaşka bir şekle büründüyse? Hafızanın ve aile bağlarının ne kadar kırılgan olabileceğini anlatan sarsıcı bir yolculuktu..
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 2026926 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·112 syf.·
2026 402. kitabı
Çimen, bulutlar ve toprak - tenim yeryüzünün örtüsü olabilirdi. John Berger Çok yönlü yazar olan John Berger'in sanat uzerine olan Tiziano, Su Perisi ile Çoban okuduk,sade açık heyecanlı bir yansıma, kızıyla olan yazismasindan dolayı keyifli bir yolciluktu benim için Rönesans ressamı Tiziano’nun aynı adlı tablosu üzerinden ilerleyen bir mektuplaşma ve sanat eleştirisi kitabıdır. Kitapta, tablodaki detaylardan yola çıkılarak insanlık, doğa ve sanat üzerine derin bir diyalog kurulur.. Katya Berger'in, Venedik'teki bir Tiziano sergisini gezdikten sonra babası John Berger'e yazdığı kısa bir notla başlayan diyalog, ikilinin resim, sanat ve hayat üzerine fikir alışverişlerini içerir.  Tablonun Anatomisi: Tiziano, Su Perisi ile Çoban Rönesans sanatının genel bağlamı içinde Tiziano'nun renk kullanımını, ışığını ve figürlerin konumlanışını irdeler.  Dipnotaki Doğa ve İnsan: Çoban figürü doğaya ait sakin bir varlığı temsil ederken; su perisi hem arzuyu hem de ulaşılamayan bir dünyayı simgeler. Bu karşılaşma, insanın doğa karşısındaki konumunu anlatan bır anlatı. Sanat severlerin beğenisine Tiziano, Su Perisi ile Çoban
Sanat/Edebiyat
Tiziano, Su Perisi ile ÇobanJohn Berger · Metis Yayınları · 202613 okunma
Aşk zannedersin sen ama taze et sevdasıdır.
Puan vermedi
Deniz Erbulak, 1971’de Manisa’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladı. Akdeniz Üniversitesi’nden 1992 yılında jeoloji mühendisi olarak mezun olduktan sonra, KKTC’de ve Manisa’da jeoloji mühendisi olarak çalıştı. İlk ve orta öğrenimi boyunca çeşitli hikâyeler ve roman taslakları yazdı. Mühendis olarak çalıştığı dönemde de yazmaya ve roman denemelerine devam etti. Yazma tutkusu yakasını bırakmadı ve 2003 yılında çocuk okurlar için yazıp resimlediği hikâye kitapları, K Yayınları tarafından yayımlandı. 2007 yılında ilk gençlik romanı 14 Yaşında Bir Genç Kızım Ben Doğan Egmont’tan basıldı. Bu romanın devamı ve ardından gelen diğer seriler genç okurlardan çok yoğun ilgi gördü. Yetişkin okurlara yönelik fantastik ve bilimkurgu türünde yapıtları olan Erbulak’ın Yansıma seri adıyla Lande (2015) ve Luda Kuka (2016) romanları DEX’ten; Kıyametle Savaşanlar (2011) ve Aşkın Ötesinde (2011) romanları ile Türk edebiyatının ilk gotik örneklerinden Adak (2014) romanı İthaki’den çıktı. Deniz Erbulak, eşi ve iki oğluyla Manisa’da yaşıyor ve yazı hayatını sürdürüyor. Kitapta akıcı temiz Türkçe’yle yazılmış, kelimeler cümleler çok güzel seçilmiş, duygular bazen öyle anlatılmış ki içinde yaşıyorsunuz, duygular size geçiyor özellikle kitabın sonuna doğru. Yazarın yaşadığı yada bildiği bir şey mi diye sormadan edemiyorsunuz, bilmediğiniz bir duyguyu nasıl anlatabilirisiniz. Hayatın gerçekliğine dair çok önemli kesitler var özellikle “”ben sana demiştim”” sözünün yanlışlığı yada sürekli karşındaki eleştirel yaklaşma çok güzel inceleniyor. Gençler ve orta yaşa ilerleyen gençler için çok önemli dersler, örnekler mevcut bazı şeyler yaşanmadan öğrenilemiyor. Birlikte yaşamın birbirlerinin sınırlarını ihlal etmeden çokda zor olmadığı. Adam ve Kızın karşılıklı konuşmaları ne kadar
Adam ve KızDeniz Erbulak · Doğan Kitap · 2016159 okunma
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 147. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:00
"KİŞİLİĞİN GELİŞİMİ" "Gelişen bir insanın kaderinde sonsuza kadar ebeveynlerinin çocuğu olarak kalmak yazmadığı için ebeveynlere aşırı güçlü bağlılık çocuğun daha sonra dünyaya bağlanmasında ciddi bir engel oluşturur. Ne yazık ki, birçok ebeveyn yaşlanmak ve ebeveyn otoritesi ve güçlerinden vazgeçmek istemedikleri için çocuklarını bebek gibi tutar. Bu şekilde çocuklarını tüm bireysel sorumluluk alma fırsatlarından mahrum bırakmış oldukları için çocukları üzerinde aşırı derecede kötü bir etki bırakırlar. Bu korkunç çocuk yetiştirme metotları Ya bağımlı kişilikleri ya da bağımsızlıklarını gizli araçlarla başaran bireylerle sonuçlanır." Carl Gustav Jung’un gölge kavramı, insanın sadece dışarıya gösterdiği “ben”den ibaret olmadığını yüzümüze sert bir şekilde çarpıyor. Çünkü insan bazen en çok kendinden saklanıyor. Aynada gördüğü yüzü tanıyor ama içindeki karanlığı tanıyamıyor. Oysa bastırılan her duygu, yok sayılan her korku ve susturulan her dürtü bilinçdışında yaşamaya devam ediyor. Jung’a göre gölge; insanın kabul etmek istemediği taraflarının toplamıdır. Kıskançlıklarımız, öfkemiz, korkularımız, travmalarımız, çocukluk yaralarımız hatta toplum tarafından “yanlış” kabul edildiği için bastırdığımız bütün yönlerimiz bu gölgede saklanır. Fakat gölge yalnızca kötü olan değildir. Bazen bastırılmış cesaretimiz, arzularımız ve gerçek kimliğimiz de orada gizlidir. İnsan çoğu zaman bilinçli seçimler yaptığını düşünür. Ancak Jung’un analitik psikoloji kuramı bunun tam tersini söyler: bizi çoğu zaman bilinçdışımız yönetir. Günlük hayatta verdiğimiz tepkiler, kurduğumuz ilişkiler, tekrar eden davranış kalıpları hatta bazı korkularımız bile görünmez iplerle geçmişimize bağlıdır. Çocuklukta duyduğumuz bir cümle, aile içinde öğrendiğimiz bir davranış biçimi veya bastırılmış bir
Psikoloji
Kişiliğin GelişimiCarl Gustav Jung · Pinhan Yayıncılık · 2024688 okunma
Puan vermedi·238 syf.··
2026 10. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 20:00
Zihnin Atlası: Varlığın Öznel Yankısı İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’nı yıllar sonra yeniden araladığımda, koca bir kitabın içinden ruhuma süzülen o tek cümle oldu: "Düşündüğüm için ben var değilim; sizler varsınız, çünkü sizler benim zihnimdeki düşüncelerden ibaretsiniz." Bu muazzam ifade, varoluşun merkezine beni değil, benim dışımdaki dünyayı birer yansıma olarak yerleştiriyor. Bu bakış açısı, hayatta karşımıza çıkan olayların, tanıdığımız insanların, bizi kederin kuyusuna atan ya da mutluluğun zirvesine çıkaran tüm duyguların aslında dışarıda değil, tamamen kendi zihin dünyamızda şekillendiğini fısıldıyor. Dünya, dışarıda dönen mekanik bir çark değil; bizim algımızla renklendirdiğimiz, anlam yüklediğimiz ve var ettiğimiz bir sahneden ibaret. Eğer biz o anlamı geri çekersek, geriye ne acı kalıyor ne de neşe. Ömer Hayyam, yüzyıllar öncesinden bu düşünceyi şu eşsiz dörtlüğüyle mühürlemiş; "Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok. Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok. Sabahlar, akşamlar, sevinçler ve tasalar yok. Ben düşündükçe var dünya; ben yok, o da yok." Anlıyorum ki dünya, ben düşündüğüm sürece bir hacme sahip. Gördüğüm her yüz, duyduğum her ses zihnimin bir kıvrımında hayat buluyor. Nihayetinde her şey, kendi iç dünyamızda kurduğumuz o puslu atlasın bir parçası. Biz yoksak, o muazzam dünya da aslında hiç var olmamıştır… Puslu Kıtalar Atlası İhsan Oktay Anar
1000Kitap
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma