(...) Ne var ki, her iki taraf da söz konusu tablonun -biz insanların şu anda yaşam ve deneyim olarak adlandırdığımız şeyin- aşamalı olarak olmaya geldiği olasılığını, hatta, şu anda bile tümüylü olmakta olduğunu ve bu yüzden yaratıcı (yeterli neden) hakkında herhangi bir sonuca varmamıza, hatta böyle bir sonucu basitçe reddetmemize olanak veren sabit bir varlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini göz ardı etmiştir. Çünkü biz binlerce yıl boyunca dünyaya ahlaki, estetik ve dinsel taleplerle yaklaştık, kör bir eğilimle, tutkuyla ya da korkuyla ve mantıkdışı düşünmenin kötü alışkanlıklarıyla eğlendik, bu dünya adım adım böylesine harikulade parlak, korkunç, derinlemesine anlamlı, duygulu oldu ve bizim rengimizi aldı; ama bizler renk verenler olduk; insan aklı görünümlerin görünmesini sağladı ve kendi hatalı görüşlerini şeylere de taşıdı.
(...) Şunu tahayyül eder:
"Bir adam batıya doğru dünyanın ucuna giderse bir şey -diyelim ki bir ağaç- bulacaktır, aşağı yukarı ağaca benzeyen, bir ruhun ele geçirdiği... Doğuya doğru dünyanın ucuna giderse tümüyle kendisi olmayan bir şey bulacaktır -bir kule, örneğin-, biçimi lanetli olan..."
Yakını uzakla, hatta korkunç olanla tanımlar; gözlerden söz edecekse "ürkütücü kristal"; geceyi anlatacaksa eski bir korkuyu tamamlar ve onu "gözlerden müteşekkil bir canavar" diye adlandırır. Chesterton Üst-İnsan'ın ana babasıyla konuşur ve hiçbir zaman karanlık bir odadan ayrılmayan çocuğun neye benzediğini sorar. Onlar Üst-İnsan'ın kendi yasasını yarattığını, böyle ölçülmesi gerektiğini hatırlatırlar. Bu düzlemde Apollon'dan daha güzeldir; ama sıradan insanın bulunduğu yerden bakıldığında tabii ki. Kabul ederler ki, yapısal farklılıktan dolayı onunla el sıkışmak kolay değildir. Aslında, saçı ya da tüyleri olup olmadığını da kesinlikle söyleyemezler. Cereyanda kalıp ölür, birkaç kişi insan biçiminde olmayan tabutunu taşır.
Bir insanın tesadüfen üç gözü ya da bir kuşun üç kanadı olup olmayacağını sorar; çok tanrıcılarla ters düşerek, öldükten sonra cennetteki melek korosu ruhlarındam her birinin kendi yüzünü taşıdığını gören bir insandan; aynalardan oluşmuş bir hücreden; merkezi olmayan bir labirentten; madeni aletlerin yuttuğu bir adamdan; kuşları yutan, sonra yaprak yerine tüy çıkaran bir ağaçtan sözeder.