Doğuştan gelen bir özellik bu; ancak sevdiğim ve ilgi duyduğum şeylere kendimi verebiliyorum. İlgi duyduğum bir konuyu "Aman, yetsin artık" diyerek asla yarım yamalak bir şekilde bırakmadım. İkna olana kadar devam ettim. Ne var ki ilgi duymadığım bir şeye de kendimi pek veremedim. O işe kendimi vermek için gereken hisse kapılmadım demek ki.. İçimde bu ikisi arasındaki ayrım eskiden beri çok netti. "Bunu yapın" diye dışarıdan (özellikle de yukarıdan) dayatılan hiçbir şeyi yapmıyorum.
Müslümanların asırlar boyu süren gerilemesi aralarında cehaletin ve batıl inanışların yayılmasına yol açmıştır. Bu şerler de sıradan müslümanı mutluluğu kör inanışta aramaya, yüzeysellik ve kaba softalığa eğilim duymaya, ya da ruhunu 'şeyhine' teslime yöneltmiştir. Bunlar da onun büyük çaplı zayıf noktaları hâline gelmiştir. Modern dünya onun üzerine çullandığında askerî, siyasî ve ekonomik zayıflığı paniğe kapılmasına sebep olmuştur. Şaşkınlıkla ve altından kayan zemini ona hemen iade eder umuduyla yarım ıslahat tedbirlerine başvurmuştur. Batı'nın başarı örneklerinin cazibesi, batılı ve batılılaşmış danışmanlarının etkisiyle, ister istemez çareyi batılılaşmada bulmuştur. Sömürge yönetimleri altındaki bölgelerdeyse, batılılaşma, elindeki her imkânı değerlendiren yöneticilerce emredilmiş ve teşvik edilmiştir.
İyi niyetli veya değil, batılılaşmadan yana olan müslüman önderler programlarının eninde sonunda İslâm dinine ve yönettikleri halkın kültürüne zarar vereceğini kestiremediler. Batı, verimliliği ve gücü ile batının Tanrı ve insan, hayat, tabiat, dünya, zaman ve tarih konularındaki görüşleri arasında var olan ilişkiyi farkedemediler veya aldırış etmediler. Batılı değer ve yöntemleri öğreten bir eğitim sistemi benimsendi. Kısa bir süre sonra, topluma İslâmî kültür birikiminden habersiz diplomalı nesiller akmaya başladı. Bunların cehaletleri, bütün tutuculukları, yüzeysellikleri, softalıkları veya mistikliklerine rağmen iyi niyetli olan ve kültür birikiminin muhafızları durumundaki ulemâya karşı duydukları kuşkuyla birleşti. Halkı batılılaşma yanlıları ve muhalifleri olarak bölen bir uçurum meydana geldi. Sömürgeci güçler birincilerin topluma egemen olmasını sağladılar.
İklim, Montesquieu ve Buckle’m zannettikleri gibi, bizi şiddetlice kontrol etmezse de, sınırlandırır. İnsanoğlunun yaratıcılık ve hüneri, ekseriya jeolojik handikapların üstesinden gelir: çölleri sulayabilir ve soğutma sistemlerini Sah- ra'da da kurabilir; dağlan düzleştirebilir veya onlara galebe çalarak tepeleri teraslı üzüm bağları ile doldurabilir;
okyanusu geçmesi için yüzen bir şehir, veya göklerde dolaşması için devkâri kuşlar yapabilir. Fakat bir kasırga, yüz yılda inşa edilen bir şehri bir saatte harabeye dönüştürebilir; bir aysberg [buzdağı] yüzen sarayı başaşağı çevirebilir veya ortadan ikiye ayırabilir ve zevk içinde eğlenen bin kişiye
çağıltılı sesler çıkartarak Büyük Kesinlik’e gönderebilir. Yağmur pek ender yağdığı vakit medeniyet, Orta Asya’da görüldüğü gibi, kumlar altında kaybolabilir; çok şiddetli yağdığı zaman da, Orta Amerika'da olduğu gibi, medeniyeti, boğarcasına, karanlık ormanlarla kaplayabilir. Canlı ve hareketli
bölgelerimizde vasatı suhunet yirmi derece yükselirse, hepimiz muhtemelen vahşi bir atalete dönüşürüz. Yarı-tropik bir iklimde, yarım milyar nüfuslu bir ülke karıncalar gibi çoğalabilir, ama gevşetici sıcaklık o milletin, harekete getirici iklim bölgelerinden gelen savaşçılar tarafından defalarla istilâ edilmesine yol açabilir. İnsanlar, nesiller boyunca yeryüzün de gittikçe artan bir üstünlük kurabilirler, fakat onların kaderi, yeryüzünün toprağında fosil hâline gelmektir.
Yanıma oturdu ve:
- Ayla, dedi. Haydi babana kahve yap; iki kaşık kahve, yarım kaşık şeker; iyice kaynayacak... Ömer sen de testiyi dolduruver çocuğum...
Onlar çıktılar. Gözlerimi arıyordu. İçimde bir şey ürperdi.
Kendimi zorladım, gözlerine baktım; fakat hayır: Mavi munis ve dost gözler... Bunlar her zamanki gibi şüpheden, huzursuzluktan bir kırıntı bile taşımıyorlar. Bu gözler bana daima gülümserdi.
Ah, sen niçin böylesin? Şu olanları sezsen, kızsan, hattā bana ağır şeyler söylesen, bir şeyler yapsan, bu işin muhasebesini, münakaşasını yapsak.. haklı olmadığımı biliyorum, suçlu olduğumu biliyorum; fakat hiç olmazsa beni müdafaadan bu kadar mahrum bırakmasan... Sonra mademki bir şey sezmedin, niçin çocukları odadan çıkarıyor, niçin gözlerime böyle bakıyor, böyle her şeyi bilir gibi gülümsüyorsun?