"İnsan her şeye alışabilir."
7/10
·155 syf.··
2026 7. kitabı
"İnsan her şeye alışabilir." Kitabı bitirdikten sonra aklımda en çok kalan cümlelerden biri buydu. İlk bakışta umut verici gibi dursa da Frankl'ın anlattığı şartları düşündüğünüzde bu cümlenin ne kadar ağır bir anlam taşıdığını fark ediyorsunuz. İnsanın Anlam Arayışı benim ikinci okuyuşumdu. İlk okuduğumda daha çok yaşanan olaylara odaklanmıştım. Bu kez ise insanların o olaylar karşısında nasıl değiştiğini anlamaya çalıştım. Aynı satırlar önümdeydi ama onları okuyan kişi artık aynı değildi. Frankl, toplama kampında yaşananları anlatırken yalnızca açlığı, ölümü ya da zulmü yazmıyor. Asıl anlattığı şey, insanın bütün bunlara rağmen yaşamaya devam etme isteği. Bir süre sonra acının sıradanlaşması, ölümün günlük hayatın bir parçası hâline gelmesi ve insanların hayatta kalabilmek için duygularını bastırması beni en çok etkileyen bölümlerden biriydi. Okurken aklıma sık sık şu söz geldi: "Bir anda yaşanan ne kadar derinse, deneyim ve yaşantı birikimi de o kadar çoktur. Zamanın daha uzunmuşçasına yaşanması bu yüzdendir." Bence Frankl'ın yaşadıkları bu sözün en güçlü örneklerinden biri. Çünkü bazı insanlar uzun yıllar yaşar ama çok az şey hisseder; bazıları ise kısa bir zaman diliminde öyle deneyimler yaşar ki, sanki birkaç ömrü aynı anda yaşamış gibi olur. Frankl'ın yaşantısı da tam olarak böyleydi. Her kayıp, her bekleyiş, her umut kırıntısı onun düşüncelerini şekillendiren bir deneyime dönüşmüş. Kitabın bana hissettirdiği en önemli şey ise şu oldu: İnsan bazen elindekileri kaybedebilir ama kendine yüklediği anlamı kaybetmediği sürece yeniden ayağa kalkabilir. Frankl bunu teorik olarak anlatmıyor; yaşayarak anlatıyor. Bu yüzden söyledikleri daha inandırıcı geliyor. 167 sayfalık bu kitabı yine neredeyse bir solukta bitirdim. Sayfa sayısı az ama bıraktığı etki oldukça
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,4bin okunma
Bir kitap yazacağım, katalogu hayatım olacak!
10/10
·344 syf.··
2026 44. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 02:20
Birkaç gündür Orhan Pamuk'un yeni kitabını okuyordum. Aslında elimde bir sürü kitap daha vardı ama bende her zaman Orhan Pamuk'un ayrı bir yeri olmuştur. Pek çok (meşhur ve değerli) kitabını okumamış olsam da her kitabın ayrı bir zamanı olduğuna inanırım. Tam da bu nedenle yeni kitabın çağrısına kulak verdim ve sabırsızca okumaya başladım. Orhan Pamuk benim gözümde çok değerli bir romancıdır. Dediğim gibi pek çok kitabını okumadım ve okuduklarımın da hep zamanını bekleyip okudum. Okurken de hep tam zamanında okuduğumu hissettim. Çünkü Orhan Pamuk, dönemleri olan yazarlardandır. Ona yüklenemezsiniz, peş peşe göz gezdiremezsiniz. Benim için Orhan Pamuk kitapları sizi çağırır ve o an başka hiçbir kitaba odaklanamazsınız. Aslında böyle yazıyorum ama beni de uzun zamandır çağırmıyordu. Hatta kendisiyle uzaklaştık diyecektim ki favori kitabımın dizisi çıktı ve ben dizisinden sonra kendimi yeniden romanında buldum. Elbette Masumiyet Müzesi'nden bahsediyorum. Klişe gelebilir ama benim favori Orhan Pamuk kitabım Masumiyet Müzesi. Yıllar önce İstanbul hakkında hiçbir şey bilmezken ve hayata karşı çok kırılganken okumuştum. Beni o kadar içine çekmişti ki hayatım boyunca okumadan duramadığım kitaplar arasında oldu. Sürekli okuyor, sonu gelmeden elimden bırakmak istemiyordum. Burada bir detaya değineyim, o kadar hayranlıkla okuduğum o kitapta bahsedilen müzenin gerçek olduğunu da bilmiyordum. Bana göre ortada bir roman ve o romanda kurgulanan bir müze vardı. Sabırsızca kitabı bitirdim ve araştırma yaparken müze fotoğraflarına denk geldim. Sonrası büyük bir şaşkınlık, hayranlık, büyülenme anıydı. Çünkü o zamanlar benim için böyle güzel bir romanın gerçekten müzesinin olması rüya gibi geliyordu. Daha ilginciyse hâlâ öyle gelmesi! :)) Şimdiyse hâlâ kitabını heyecanla okumaya devam
1000Kitap
Kelimeler ve ResimlerOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202623 okunma
Reklam
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:31
Emil Sinclair, dünyanın kurallarını erken fark etmiş bir çocuktu. Ona göre dünya, aydınlık ve karanlık olmak üzere ikiye bölünmüştü. Emil'in bildiği aydınlık dünya iyilik, sevgi ve güzellikten ibaretti. Bu dünyanın içerisinde ailesi, düzenli evleri ve şaşmaz öğretiler vardı. Bu dünyada sadece kabuller yer alırdı; Emil'in içinde dolaşan hayaller, tutkular ve sorgulamalar bu dünyanın dışındaydı. Bu korunaklı dünya dışındaki dünya ise karanlıktı. Orada bilinmezlik, sezgiler ve sorgulamalar bulunur ve aydınlık dünyanın kurallarını hiçe sayardı. Emil on yaşındayken kendini bu iki dünyanın sınırında gördüğü günleri anlatmaya başlıyor. Kitap boyunca Emil'in bu günlerinde yer etmiş ve ona iki dünya arasındaki seçim hakkını gösteren sınıf arkadaşı Max Demian ile olan yıllara yayılacak ilişkisini okuyoruz. Demian, Emil için sadece güçlü bir çocukluk figürü olmakla kalmayıp yetişkin yaşamının da bazen rehberi, bazen sorgucu; bazen dostu, bazense işkencecisi oluyor. Kitabı, hakkında konusu dahil hiçbir fikrim olmadan okumaya başladım. Bazı yazarlar bana bu güvenceyi veriyor. Tam da bu nedenle yazarın izinden ilerleyerek, kitabı beğeneceğime inanıyor, en olmadı beğenmeme ihtimalimi düşünmüyorum. Bu kitabı bana yaklaştıran durum giriş kısmındaki şu cümleydi: ''İçimde dışarı çıkmak isteyen bir şey vardı, ben onu yaşamaya çalışıyordum yalnızca. Neden böylesine güçtü bu?'' Bu cümle içimdeki bir noktayı titreştirdi ve merakımı canlandırdı kabul ediyorum. Ancak bu cümleden bu kadar etkilenmemin esas sebebi benim kendi iç dünyam değil, kitabın yazarıydı. Kitabın yazarına olan güvenimin teminatı işte bu girişteki ilk cümlede karşıma anında çıkıvermişti. Hermann Hesse psikanaliz ile mistisizmin kesişim noktasında duran bir yazar. Onun eserlerini sevme sebeplerimin başında, yazarın dünyayı
Edebiyat
DemianHermann Hesse · Can Yayınları · 20216,5bin okunma
Bir Dinazorun Anıları Kitabı Hakkındaki Görüşlerimiz
Puan vermedi·
Her zaman okumayı ertelediğim kitaplardandı. YKY’nın “Yaşantı” başlığını yadırgadığımı belirtmeliyim. Bu kelimeyi ilk kullandığımda Prof. Zeynep Kerman şiddetle karşı çıktı. Türkçede -tı eki pislik ifade eder, döküntü, yıkıntı, tiksinti vb. Dolayısıyla anı/hatırat yerine Türkçe kökenli de olsa yaşantı kelimesine hoca karşı çıktıysa öğrenci Şafak’ın da kabul etmesi mümkün görünmüyor. Bu kısa anımdan sonra kitaba dönmek istiyorum. Hidayet Irak Bey’in ısrarlı tavsiyesi üzerine hemen okumaya başladım. Hidayet Bey önerdiyse kesin okunmalı diye düşündüm. Henüz bitmediği için kesin hükümler vermeyeceğim. Ancak Urgan’ın birkaç kitabını okuduğum için üslubunu az çok tanırım. Aşırı Amerikan karşıtlığını İngiliz Edebiyatı Tarihi adlı kitabından biliyordum. Anıları hakkında ne söylenilebilir. Şahsi olduğu için tenkidi yerli bulmuyorum. Ancak Güzin ve Abidin Dino, Berna Moran gibi birçok dönemin aydını ile münasebeti olması beni bir çevre olarak yorumlatıyor. Ve kaliteli bir çevre. Hepsi Batı edebiyatını iyi bilirdi. Abidin Dino’yu Tanpınar’ın anılarından hep duyardık. Güzin Dino uzun yıllar Paris’te kaldı. Dolayısıyla çok güzel, kaliteli bir çevrede kendini yetiştirmiştir. Bazı görüşlerine asla katılmadığım gibi anlattıklarının bazıları ise doğru kabul edilebilir. 1930-90 yılları arasındaki Türkiye’nin sosyal ve siyasal panoramasını kendine has üslubuyla özetlemiş. Ancak Yahya Kemal ve Halide Edip hakkındaki şahsi hatıralarını -doğruluğu yazarının mesuliyetinde- hoş karşılamadım. “Kemalizme inanıyorum” cümlesiyle bir din gibi yansıtmasını ekstra yadırgadım. Sonuç olarak önceden okusaydım daha mutlu olurdum diyebilirim. ŞK
Bir Dinozorun AnılarıMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 202214,3bin okunma
8/10
·232 syf.··
2026 102. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 14:08
Ben, İspanya’nın, esas olarak Franco döneminde ve kadının henüz bugünkü özgürlüğüne henüz ulaşmadığı, toplumun daha tutucu olduğu döneminde, bir ailenin farklı bireylerinin, tarih içinde git-geller şeklinde anlatılmış hikayesini okudum bu metinde. Özellikle o baskısı dönem içindeki sosyal yaşantı çok iyi verilmiş; benzer dönemleri yaşamış olan bizim kuşak tarafından çok içselleştirilebiliyor. Kocaman bir ailenin, farklı bireylerinin hikayelerini, birbirleriyle ilişkilerini, o dönemin bütün özelliklerini arka plana alarak, çok başarılı bir atmosfer oluşturmuş. Almış olduğu övgüleri hak eden bir eser.
Kiraz MevsimiMontserrat Roig · Medusa Yayınları · 202686 okunma
Tüm İnsanlık Adına Yazılmış Tam Bir Baş Yapıt
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:47
GİRİŞ "Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı." 19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir. Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş. Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Reklam
Reklam