• Ne vakit terk etse uykular beni
    Giderek demlenir büyüyen acım
    Gecenin matemi söyletir seni
    Dilimde duamsın gönül ilacım.
    Yasemin Ünlü
    Sayfa 32 - Başak Ajans Yayınları - 1. Baskı
  • “Kızın adını ben koyacağım,” dedim. Hiç üstelemedi benimki, çocuk kız ya, hevesi yok. İlkin böyle havalı isimler düşündüm; Deniz, Nehir, Çağla... Yok, nereye dalgalanıyorsun, nereye akıyorsun, nereye çağlıyorsun?! Evden dışarı adım atsan baban kemiklerini kırar. Çiçek isimleri düşünüyorum. Yasemin, Çiğdem, Gül... Yok, baban ortada, nereye açılıyorsun? En sonunda dedim ben çocuğu yok yere havaya sokup başına dert açacak bir isim koymayayım. Düz bir şey olsun, uslu uslu otursun. AYŞE...
  • Ama o andan önce beni yeşile çeviren, ağaca çeviren, toprağa börtü böceğe, dağda çimene, çimendeki çiğe çeviren aşka selam ettim. Yasemin aleyküm selam etmedi. Bir daha milyon kere selam ettim. Yasemin bir daha milyon kere aleyküm selam etmedi de kırık dökük bir merhaba dedi.
    Güray Süngü
    Sayfa 92 - İz Yayıncılık, 1. Baskı, Muhayyel:13, İstanbul 2016
  • Sigara içmiyorum. Ama Şarap dozun da..🍷💖
    SİZ SİGARA İÇTİKÇE, SİGARA SİZİ YİYECEK

    Tarık Akan'ın sigara yüzünden ölüme sürüklenmiş olması, aklıma sigaradan ölen kimi edebiyatçılarımızı getirdi. Sigarayı çok sevenleri... Bütün fotoğraflarında sigara içiyor olanları...
    Fazıl Hüsnü Dağlarca içkiciydi ama sigara içmezdi. Subaylığında kendisine bedava verilen sigaraları, arkadaşı Cahit Sıtkı'ya götürdüğünü anlatmıştı bir keresinde.
    Yetmişli yılların ilk yarısında yitirdiğimiz Kemal Tahir, vaktiyle çok sigara içenlerden biriymiş. Akciğerlerinden ameliyat geçirince artık yasaklanmıştı doğal olarak. Ama üstat sigarayı çok özlermiş. Hulki Aktunç, onu tahrik etmemek için yanında sigara içilmediğini söylerdi.
    Necatigil Hoca da, sigarasız fotoğraf vermeyenlerdendi! Üstadın bu tutkusu, yaşamdan erken ayrılmasına neden olacaktı.
    Metin Eloğlu da sigara tutkusunun bedelini yaşamıyla ödeyen ağabeylerimizden biri oldu, ne yazık!
    Salah Birsel, yaşlılık günlerine kadar içtiği sigaranın Bostancı'dan Uludağ'a kadar uzandığını hesaplayınca dehşete kapılmış ve son yıllarında bırakmıştı.
    Atilla Özkırımlı da günde iki paketin altına düşmeyen sigara kurbanlarından biri oldu!
    Muzaffer Buyrukçu, Birinci sigarasının tutsağıydı adeta! Akciğerlerine zarar verinceye dek sürdürdü bu kör tutkuyu. Yeleğinin cebinden paketini çıkarıp bir sigara yakışı şimdi gibi gözlerimin önünde.
    Şükran Kurdadul yasemin ağızlıkla içerdi Bafra sigarasını ki, ağaç zehrini emsin... Tabii kâr etmedi! Hekimler yasaklayınca, nice özlemini duysa da, içemedi. Kadıköy vapurunun güvertesinde, yanında sigara içen arkadaşına şöyle diyecekti bir gün: "Dumanını bana doğru üflesene! Kokusunu özlemişim..."
    Karikatürist Ferruh Doğan'ın erken vedasının altında da sigara alışkanlığı yatıyordu diye anımsıyorum.
    Cemal Süreya, sigarasını vaktinde söndürmesini bilenlerdendi. Günlüğünün bir yerinde şöyle yazar: "Sigaraya geç başladım. İçkiden de sonra. İlk sigarayı otuz iki yaşımda içtim... Ama başladıktan bir ay sonra günde iki pakete yükselttim. Birkaç kez de bıraktım. İlki, üç yıl sürdü. Öbürleri üç günle iki ay arasında başarısız deneyler. O üç yıllık deney benim için çok önemli. Bir iki aylığına sigarayı her zaman bırakabilirim. İşi yıllara vurmaya gelince orada başka bir durum ortaya çıkıyor. Sigara bir değer olarak kalıyor sizde. Aradan on yıl da geçse hiç içmemiş duruma gelemiyorsunuz. Başlangıçtaki o zararlı fazlalık, bu kez de sayrılı bir eksiklik duygusuna dönüşüyor. Bırakma mücadelesinin tersi bir mücadele bu. Üstelik yeniden başlamada bir sağlık söz konusu değildir. Hiç değilse o kadar ağır basmaz. Boğazınızda kurumasını özlediğiniz bir ıslaklık vardır.
    "Çok sigara içen kişinin tek işi vardır: Sigara içmek!"
    Cemal Süreya'nın sigara türlerini nitelemesi de tam ona özgü bir hoşlukta:
    "Yolculuk sigarası, Yeni Harman. Zehrini güzelce ve harbi öngören Bafra. Siyasal içerikli Birinci. Henüz on yedisinde Bahar. Döklüm döşek Yenice. Güllüm kuşak Gelincik. Kozmopolit ve kentsoylu Hisar. Ürkünç Kulüp. Serin Çamlıca. Gömleğinin manşeti bir karış Sipahi. Dut ağacı Maltepe. Hayın Samsun." (Samsun'da bir gönderme olduğu kesin!)
    Üstat adeta sigara üzerine küçük bir deneme yazmış o gün. Yazı uzayıp gidiyor. Ama bunca sözü boşuna söylemiyor elbet: Sonunda, "Pislik bu!" diyerek, sigarayı bırakmak gerektiğine kendini inandırıyor...
    Onun sigarayı bıraktığı günlerde ben içiyordum. Akıl vermeleri sevmeyen Cemal Süreya'nın, sadece "azalt" diyen sesi hâlâ kulaklarımda...
    Ustanın bu önerisine bir kez uymadım: Onun cenaze günü!
    Bu kez de Tarık Dursun K. müdahale etti: "Necati çok içmiyor musun?"
    Gözlerim nemli, yanıtlamıştım: "Ama bugün Cemal abi öldü!"
    Daha bir şey dememişti Tarık Dursun K.
    Sonra da Nermin Kakınç yaşamdan kopacak, Tarık abi, bıraktığı sigaraya yeniden başlayacaktı! Ölünceye kadar...
  • Dünya aklında tutmaz kimseyi sürmelim
    Benim, sevgilim diye diye çırpındığım
    Senin, huzur diye diye unuttuğun
    Ne varsa gövdemizde tüten
    -Bir karabatak sulara dalıp dalıp çıkıyor-
    Bir yasemin kokusu kadar sürmez hükmü
    Tanrının can bulduğu bu gölgelikte.
  • "O bizi dünyanın kötü şekilde hayal kırıklığına uğrattığı, normalde bizi ayakta tutan duygularımızın yanılsamalarına yenilip içine düştüğümüz karanlıkları çok iyi anlayan bir arkadaşa ihtiyacımız olduğu zamanlarda yönelebileceğimiz, onları dağıtacak az sayıdaki filozoftan biridir." diyerek başlayalım.

    Daha önce etkinlik düzenlememiştim ama sevgili (Sezen B.) ve (Elif) teşvikleriyle böyle bir girişimde bulunmak istedim. Umarım Kierkegaard'la tanışıklığı bulunmayan kişiler için teşvik edici olur ve Kierkegaard'a pek sıcak bakmayan okuyucular için ilham olur.

    Neden 11 Kasım'ı kapanış tarihi olarak belirlediğime gelirsek, 11 Kasım 2018 tarihi, Kierkegaard'ın ölümünün 163.yıl dönümü olacak. Etkinliğimize Semiha (Semiha) ve Ferda Çalışır (Ferda Çalışır) özel olarak davetlidir. Onlar haricinde herkese açık olan etkinliği duyurduktan sonra üstad ile ilgili bilgilere geçelim.

    Biyografi kısmına geçelim. 5 Mayıs 1813 tarihinde dünyaya gelen Søren'in aile yapısı, onun felsefesini geliştirmesinde de çok etkili olmuştur. Babası Michael Pedersen, ilk eşini kaybettikten sonra evin hizmetçisi ile ilişki yaşamıştır ve hamile kaldığı için belki istemeden de olsa evlenmek zorunda kalmıştır. Søren daha üniversiteye başlamadan önce iki ablasını, annesini ve büyük abisini kaybetmiştir, bu da büyük yaralar açmıştır. Babası Michael Pedersen, bu kayıpların gençliğinde "Tanrı'ya lanet etmesi"nden dolayı olduğuna inanmaktadır. Søren ise bir gün mezarlık ziyaretinden sonra şöyle bir not almıştır: "aramızdan ayrılan sevdiğim birkaç kişi önümdeki mezarda dirildi; daha doğrusu, hiç ölmemiş gibiydiler. Onların arasında kendimi çok huzurlu hissettim, kucaklarında dinlendim, sanki bedenimin dışına çıkmış, onlarla birlikte süzülerek semaya yükseliyormuşum gibi hissettim kendimi."

    Bir komşusunun ifadesine göre "Dünyada hiç kimse, Søren'in annesinin ölümüne üzüldüğü kadar acı çekmemiştir." ama Søren, Günlük'te annesinden hiç bahsetmemiştir. Tam olarak nasıl bir ilişkiye sahip olduklarını bilemiyoruz. Ailesindeki kayıplarla birlikte Hz.İsa'nın hayatı ve ölümü de onun için çok önemlidir. Hepsinin etkisiyle, kendisinin de 33 yaşında öleceğine ikna olmuştur ve bu yaştan önce eserlerini tamamlamayı kendisine görev edinmiştir. Bunu da başarıyla yapmıştır, büyük eserlerinden sadece "Ölümcül Hastalık Umutsuzluk" 33 yaşından sonra yayımlanmıştır.

    Eğitim hayatına dönersek, babası kendi başına gelenler üzerine çocuklarının dinî bir eğitim almalarını istemiştir. Søren de bu yolda ilerlemiştir ama sonuç olarak bambaşka bir düşünce sistemi oluşturmuştur. Alastair Hannay dev eserinde şöyle bahseder:

    "Tarih 28 Kasım 1835, yer Kopenhag Üniversitesinde Öğrenci Birliği toplantısıdır. Bu olaydaki konuşmacı ufak tefek bir gençti, açık kumral gür saçları başının tepesinde oldukça gülünç taranmıştı. Enerjik ama biraz da iğneleyici tavrı Birlik'e de, izleyicilerine de hiç yabancı değildi. Kıvrak zekalı, hazırcevap, nüktedan, ince espriler yapan, böyle konuşmalara alışık olmayan bir gençti. Ama şimdi kalabalığın önüne tek başına çıkmak üzereydi. Bu genç Søren Aabye Kierkegaard'dı."

    Kierkegaard'ın 'iğneleyici, kıvrak zekâlı, esprili tavrı" tüm eserlerinde de görülür, yaşamının son döneminde başını ağrıttı ve kendi vatandaşları tarafından yaşamı boyunca pek sevilmedi, dini tarafından da dışlanmış olmasa bile öyle önemli bir değer verilmedi kendisine.

    Felsefesinden bahsedecek olursak, Kierkegaard'ın haliyle her okuyucuya hitap etmediğini söyleyebiliriz. Ancak diğer taraftan bakılırsa, çağdaşı Hegel veya diğer Alman filozoflar gibi okunmasının zor olduğunu söyleyemeyiz, aksine onlardan çok daha rahattır okuması. Felsefesinde sürekli geçen iki önemli öğe vardır: Birincisi, dinsel karakteri, Tanrı ve ebediyet ile ilgili düşünceleri, ikincisi ise ayrıldığı nişanlısı Regine Olsen. Bunu Regine'den ayrıldıktan bir yıl sonra yazdığı, 'dünyanın en uzun aşk mektubu' diyebileceğimiz "Ya/Yada" isimli eserinde sıkça tekrarlar. Bu eser bir bütün olarak dilimize çevrilmedi. Bunun yerine "Baştan Çıkarıcının Günlüğü", "Kişiliğin Gelişiminde Etik Estetik Dengesi" ve "Evliliğin Estetik Geçerliliği" isimleriyle bazı bölümleri dilimize kazandırıldı.

    KİTAPLAR

    Kitapları sıralamak yerine kendi görüşlerimle birlikte yazayım.

    1- Çağdaş araştırmacıların kaleme aldığı, Kierkegaard ile ilk kez tanışacak olan okuyucular için ideal kitaplar:

    A)Susan Anderson, Kierkegaard Üzerine (Kierkegaard Üzerine)

    B) Yasemin Akış, Søren Kierkegaard'da Kaygı Kavramı (Soren Kiekegaar'da Kaygı Kavramı)

    C) Robert Ferguson, Kierkegaard'dan Hayat Dersleri (Kierkegaard'dan Hayat Dersleri)

    D) Alastair Hannay, Kierkegaard (Kierkegaard)

    2- Kierkegaard'ın kendi kaleme aldığı, okuması kolay ve keyifli sayılabilecek, hatta bir çırpıda okunabilecek metinler

    A) Kahkaha Benden Yana (Kahkaha Benden Yana)

    B) Meseller (Meseller)

    C) Kendinizi Sevmeyi Unutmayın (Kendinizi Sevmeyi Unutmayın)

    D) Aforizmalar (Aforizmalar)

    3- Felsefe okumaları konusunda temel olarak bilgiye sahip ve Kierkegaard'ın tarzına alışan okurlar için;

    A) Kişiliğin Gelişiminde Etik Estetik Dengesi (Etik-Estetik Dengesi)

    B) Evliliğin Estetik Geçerliliği (Evliliğin Estetik Geçerliliği)

    C) Baştan Çıkarıcının Günlüğü (Baştan Çıkarıcının Günlüğü)

    D) Tekerrür (Tekerrür)

    4- Dinsel atıflarla dolu olan, felsefi zenginliğinin en üst noktada parladığı eserler

    A) Korku ve Titreme (Korku ve Titreme)

    B) Kaygı Kavramı (Kaygı Kavramı)

    C) Ölümcül Hastalık Umutsuzluk (Ölümcül Hastalık Umutsuzluk)

    5- Diğerleri

    A) Günlüklerden ve Makalelerden Seçmeler (Günlüklerden ve Makalelerden Seçmeler)

    B) Hakikat Şaraptadır (Hakikat Şaraptadır)

    C) Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe (Felsefe Parçaları Ya Da Bir Parça Felsefe)

    D) Müzikal Erotik (Müzikal Erotik)

    E) Şimdiki Çağ- Başkaldırının Ölümü Üzerine (Şimdiki Çağ-Başkaldırının Ölümü Üzerine)

    F) İroni Kavramı (İroni Kavramı)

    G) Tanrı'ya İhtiyaç Duymak (Tanrı'ya İhtiyaç Duymak)

    Son olarak da Mukadder Yakupoğlu'ndan bir cümleyle kapatayım:
    "Kierkegaard bir dinin çerçevesi içinde yapıtlar vermesine rağmen aynı zamanda insanoğlunun en temel sorunlarını ortaya koymuştur. Kierkegaard birden ve doğrudan varoluş gizeminin içine girmiştir."
  • ... filmlerde, romanlarda, şarkılarda aşk öyle bir kurgulanıyor ki aşık olmayan kahrından, olansa bahtından sürünüyor.