…..
Elimden gelmedi sonsuzca bırakmak
Karayı; bu iç karartan devinimsiz yurdu;
Ve seni coşkularla selamlayarak
Elimden gelmedi yüceliklerine
Yöneltmek şiirsel koşumu.
Bekliyordun sen, çağırıyordun…
Ruhum boş yere çırpınıyordu prangasında;
Güçlü bir tutkuyla büyülenmiş,
Kalakaldım kıyılarında…
Niye hayıflanmalı? Kaygısız yolumu
Nereye yöneltirdim ki şimdi?
Bir şey var ki çölünde senin
Ruhumu altüst etmeye yeterdi.
Bir kaya parçası, şanlı bir varlığın
Mezarı olan; ve yüce anılar da
Orada soğuk bir uykuya dalıyordu:
Napolyon sönüp gidiyordu orada.
Ve öldü acılar içinde;
Ve onun ardından, gürültüsüyle fırtınanın
Yitirdik bir başka dehayı da
İmreniyorum sana cesur öğrencisi denizlerin,
Saçları fırtınalarda ağaran ve gölgesinde yelkenlerin!
Çoktan mı ulaştın dingin rıhtıma-
Çoktan mı vardın sessizliğin hazlarına-
Ki yeniden çağırmakta seni gönül çekici dalgalar.
Haydi ver elini-yüreklerimizde aynı tutkular.
İçimizde uzak gökyüzünün, uzak ülkelerin özlemi
Bırakalım kıyılarını köhne Avrupa’nın;
Ben, yorgun kiracısı yeryüzünün, bambaşka âlemler ardındayım;
Ey özgür okyanus, selamlıyorum seni.
Buradayım, boş kaygıların prangasından kurtularak,
Mutluluğu gerçekte bulmayı öğrenmiş olarak,
Yasaya bağımsız bir ruhla tapınmayı,
Eğitimsiz kalabalığın mırıltısına kulak asmamayı,
Yürekten katılmayı utangaç duaya
Ve imrenmemeyi yazgısına
Adil olmayan bir yükseklikteki kötünün ya da aptalın.