Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz,
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, bir kaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?
Tek isteği bir sürü yalnız kalmaktı. Yaşadığı hayattan çok sıkılmıştı. Yirmi dakikalık feribot yolculuğu bile çok iyi hissettirmişti. O beş kilometrenin on yıla yayılacağı aklına bile gelmemişti.
Dalgalar kısık, homurdanmaya benzer bir ses çıkarıyordu. Beklenmedik misafirlerini görünce şaşırıp korkan kuşlar ötüşüp duruyordu. Ama bu kadar kuzeyde şehir görüntüsünden eser yoktu, ne bir korna ne bir tekerlek gıcırtısı ne de tepeden geçen uçak sesleri.
Koy, yağmurlu günlere özgü bir düzlüğe kavuşmuştu ve aralıksız yağın yağmurun darbeleriyle teneke kadar incelmişti. Islak gri gökyüzü eriyip denize akarken ikisi arasındaki çizgiye göz kalemi kadar ince bir çizgiye dönüşmüştü. Köpek suratlı gri foklar sallanıp duran kırmızı dubaların üzerine tüneyebilmek için yarışıyordu.
Sesin tatlı bir melodi sanki,
Ekinler göverdiğinde,
Çiçekler gonca verdiğinde
Çobanlar tarla kuşunu değil, senin sesini dinler.
Hastalık kapar gibi güzellik de kapsaydık keşke .
Ben senin güzelliğini Kapmak isterdim Hermia!