Ian Almond

Ian Almond

Yazar
8.6/10
9 Kişi
·
31
Okunma
·
8
Beğeni
·
664
Gösterim
Adı:
Ian Almond
Unvan:
İngiliz Akademisyen, Yazar
Ian Almond, Atlanta’daki Georgia State Üniversitesi’nde post-koloniyal edebiyat bölümünde doçenttir. Sufism and Deconstruction (2004), The New Orientalists (2007) History of Islam in German Thought: From Leibniz to Nietzsche (2010) diğer kitaplarıdır.
"Kuran sahilsiz bir ummandır çünkü O'na ait bir söz, yaratılmış­ların sözünün aksine, sözün kendisinin talep ettiği bütün anlamları kastetmektedir''. Kuran-ı Kerimin altıncı suresinde Cebrail, Hazreti Muhammed'e "Kitap'ta Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık" (6:38) demek­tedir. İbni Arabi Fusus'ta, Kuranın "olmuş ve olacak her şeyi ihtiva ettiğini" söylediği yerde, bu ayeti severek alıntılamaktadır. İbni Arabi için, "her şeyi kapsayan Kitap" olarak İslamdaki Kuran fikri, her şeyin li­teral olarak onun içinde bulunabileceği anlamına gelmektedir. Kuran'ın metni (bu kelime bizatihi "bir araya getirmek" anlamına gelen Arapça ku'ran kelimesinden gelmektedir) suretlerin sınırsızlığını, sembollerin denizini, düşünülen ve düşünülecek olan her şeyi içermektedir. Açık ifadeyle, Kuran sahip olduğumuz en yakın Tanrı metaforudur.
İlah-ı mutekat, kulun akıl veya taklit gücünün yaratıp kalbine sığdırdığı Allah suretidir. O, Allah için bir nitelik suretidir; her insan bilgisi ve gücü ölçüsünde onu kalbinde barındırır. İnanılan Tanrı'nın sayısı inanç sahiplerinin sayısıyla artar. Çünkü Allah'ın kulların sayısıyla gerçekte çoğalması mümkün değildir. Allah'a dair kulda bulunan şey sadece bir surettir. Allah hiçbir yaratığın ulaşamayacağı ve idrak edemeyeceği salt gerçektir. Dolayısıyla O bilinmezdir. Kulun O'na dair bilebildiği şey, yaratılmış bir surettir. Bu yüzden kul gerçekte kendisinden başkasına ibadet etmemiştir; çünkü suret kulun kendi ürünüdür. O halde herkes putperesttir!
Kuran, ister indirilmiş bir kitap veya sayfa veya ilahi haber olsun- lafzının taşımış olduğu bütün anlamlarla birlikte ayettir. Başka bir ifade ile lafız, ayete alamettir ve kendisini o dilde indiren tarafından bu ihtimaller amaçlanmıştır. Çünkü onu indiren (Hakk), bütün ihtimalleri bildiği kadar kullarının ayete bakışlarının farklı olduklarını da bilir ... Ayetten her kim ne anlarsa, anladığı o kişi adına bu ayet ile kastedi­len anlamdır.
Eğer Tanrı gerçekten bütün tecellilerin her yerde ve her zaman var olan kaynağı, her zahirin ötesindeki gizli gerçek ise; o zaman hikmet, Tanrı'yı sadece bir kitap vasıtasıyla bulmak değil, Tanrı'nın her kitabı nasıl yazıyor olduğunu görebilmeyi denemektir.
İbni Arabi "Ey Rabbim sana dair hayretimi arttır"(çoğu kez yaptığı gibi) hadisini alıntıladığında; Ey Rabbim, Seni içinde hapsetmeye teşebbüs ettiğim basit sınırlamaları karıştır ve beni şaşırt, demek istemektedir.
Eğer metafizik bizi asıl duruma kör ederse/gözümüze hi­cap çekerse -ve eğer karışıklık bizim bir sistemi rasyonelleştirme isten­cimizi etkisiz kılarsa-, karışıklıktan kaçmayı değil onu arzulayacağımızı öğrendiğimizde, sadece hakikaten "görmeye" başlayacağız.
Derrida ile İbni Arabi düzenleri bozmaktadır. Bize, olmuş farzettiğimiz şeyleri iki defa düşündürmektedir; hiçbir zaman sorgulamadı­- ğımız "hakikatler" hakkında konuştuğumuzda pek sık kendimizi kan­dırdığımız fazla özgüvenimizden bizi uyandırmaktadırlar. Huzursuz eden ihtimallerde bizi kaldırmaktadırlar. Bu ihtimaller, haklarında çok konforlu hissettiğimiz bütün şeylerin, belki de gerçekten radikal ola­rak düşünülemez olmalarını ve şeylerin bizatihi tecessüm etmesinden ziyade onları bizim inanç ve tecrübelerimizden şekillendiklerini içermektedir.
176 syf.
Kır zincirlerini gel
Aşka kanalım seninle
Yum gözlerini
Soluksuz uçalım göklerde

Tarkan'ın akrostiş tekniğiyle(bu benim uydurmam) yazılan bu şarkısının dizelerinin ilk harflerini aldığınızda ortaya bir isim çıkıyor: KAYS... Kimdir o? Bilmeyenler için ünlü atasözümüzün bir kelimesini değiştirerek ipucu vermek maksadıyla şöyle yazayım: Arayan Mevlasını da bulur, "Leyla"sını da... Ne güzel isim be...(Artık kızlara bu ismi çok koymuyorlar! Neyse konumuza dönelim) Bu kadar kafi. Kays = Mecnun

Her insan kapasitesi ve gücü ölçüsünde, Yaratıcı'nın sonsuz sıfatlarından kendisine bilmesi nasip edilen hangisi/hangileri ise onunla tatlandırılır. Sizce Mecnun O'nun hangi sıfatının ışığı ile gözleri kamaşarak çirkin olan Leyla'yı önce kimselere değişmedi? Akıl o vakit neredeydi? Akıl çöllere mi kaçtı? Aklın önce kaybettirilip sonra bulundurulmasının sebebi olgunluğun hicranda olmasından mıydı? Hangi sıfat hangi sıfat ile yer değiştirdi de Mecnun Leyla'yı tekrar görünce tanımayıp şu suali sordu: "Sen Leyla isen, benim içimdeki Leyla nerede?"

Bu antrenman turlarından sonra gelsin asıl mesele...

İkal : Arapça'da hayvanları bağlamak için kullanılan ipe verilen isim. Bu kelime, hani o en çok güvendiğiniz, "Artık hiçbir şeye şaşırmam" dediğin an seni hadsiz iddianla vuran, gitgide darlaşan değişkenleri cihanşümul tanınan felsefecileri dahi köşeye sıkıştıran(kimi kabul etmese de), saf dışı kalınca farklı alternatiflere yol alma vaktinin geldiğinin ipucunu sana veren, karine-i kıhf'ının içindeki, aslında sınırları olan, Akıl kelimesi ile aynı kökten geliyor. Ne o, şaşırdın mı Pir'im?

Sabit fikirli misin? Biraz katırlık var mı? Ezber bozanlar senin gözüne hangi renkte görünürler? Odanı "benmerkezcilik kokusu" doldurduğunda, camları açma gereği duyar mısın? Veya "Huy, mezarda çıkar." diyenlerden misin?

"Tanrı" dediğin şeyin Tanrı olmayabileceğini, sence "Hakikat" olan şeyin ise her zaman doğru olmayabileceğini, megalomanlığını bir kenara koyarak bir kez olsun düşünsen nasıl olur Pınar? Niye öyle bakıyorsun? Pınar nooollduuu? Seni aşırı özgüven uykusundan uyandıracak, "bu böyledir, olmuş bu" dediğin şeyleri bir kaç kez daha düşündürtücek, sana göre hakikat olanların seni nasıl kandırdığını gösterecek iki kişinin fikirleri çarpıştırılıyor bu kitapta. "İbni Arabi nirde, Derrida nirde? Ne alaka?" deyip bu inceleme kitabını almıştım ben de. İncelemenin incelemesi...

İbni Arabi der ki:

"Akıl sınırlamadır ve işi tek bir nitelikte sınırlar. Halbuki hakikat, kendiliğinden sınırlamaya direnir(...)"

"Allah hakkında akıl yoluyla düşünen kişi, kendindeki bu düşüncesiyle neye inandığının yaratıcısıdır. İnsan, düşünmesiyle yaratmış olduğu ilahtan başkasına inanmaz."

Ebediyetin karşısında Us'un değişkenlerinin giderek sıkışmasından, yani uluslararası tanınırlığa sahip teologlar, düşünürler ve felsefecilerin kendi bilgi kuramlarını(epistemoloji) Yaratıcı'nın sonsuz suretlerinden sadece birinin üzerine inşa edip, bunu da Yaratıcı' nın kendisi ile karıştırmaları ve kendi inşa ettiklerinin yanında İlahi mümkünatın sonsuz yelpazesini hesaba katmamaları hasebiyle İbni Arabi bütün bunları reddediyor.

İbni Arabi, kutsal metinlerden kendilerine yarar sağlamak için hadsizce anlamlar çıkaran, yani Yaratıcı'yı, kendi sütleri, peynirleri ve karları için seven sofistleri ve onların takipçilerini kabul etmiyor. Ayrıca, kelam felsefecilerini Yaratıcı'nın (O, her an yeni bir iştedir/her an kendini başka yolla ifade eder) değişken tekrar edilemezliğini durağanlaştırmaya, tek tipleştirmeye çalışmalarından, O'nu kontrol altına almayı istemelerinden dolayı sertçe eleştiriyor. Kutsal bilgiye ulaşmada tek vasıta olarak görülen aklın, Yaratıcı'nın dinamik esnekliğini tabiri caizse fosilleştirmekten ibaret olduğunu söylüyor.

"Tanrı'ya 'tarif edilemez' demek bile O'nun tarif edilemezliğine karşı bir tahkiri(onur kırma) sürdürmektir."

Beynimi yakan cümle...

Hiçbir gösterge ya da sembolün Hakk'ı işaret edemeyeceğini veya O'na uzaktan yakından bile benzeyemeyeceğini, O'nun tamamen kıyaslanamaz bir varlık olduğunu, bu sebepten de " tenzih" kelimesinin bile kullanılamayacağını, Hakk'ın " kıyaslanamazlığın hiçbir sınırlandıran beyanıyla bile katiyen kıyaslanamayacağını" söylemekte.

Özellikle şimdi bahsedeceğim konu üzerinde analiz yapmaya kapasitem yetmedi. Konuyu Derrida'ya nasıl bağlayacağım bilmiyorum ve fakat devam... Anlatabilmeyi deneyeceğim.

Yapısöküm... Tam bir manası yok, bulamadım. Gerçekten girift bir mevzu. İbni Arabi, Yaratıcı'nın düşünülemezliği üzerinde dururken, Derrida yapısalcıları dikkate alarak idare edilemez metin üzerinde duruyor. Tanrı' yı yapısökümün eş anlamlısı olarak görüyor. Bunu yazı, metin üzerinden başka bir kafa ile izah etmeye çalışıyor. Eckhart'ın "Tanrı'nın ötesindeki Tanrı" sı, Plotinus' un "Tarifsiz Bir" i, Farabi'nin "ilk sebebi" varsa Derrida'nın da literal olarak ne bir kelime ne de bir kavram olarak görülen "Differance" si var. (kelime ingilizce değil ona göre) Karışık biliyorum... ama az sabret!

Differance, var olmuyor, herhangi bir formda mevcut bir varlık değil. Gösterilemezmiş, çünkü her zaman anlam fiiliyatından evvel gelirmiş. Aktif farklı kuvvetlerin ahenksizliğinin hareket etmesi sonucu var gibi ama emin değiliz. Yapının düzenini bozan, onu söken, düşünülemezlik, zamansalsızlık, bilinemez bir boşluk. Öffff... Allah'ın adını verdim Derrida, sen ne istiyorsun? Hele bir de yaaa...

Ruh ve beden, doğa ve kültür, söz ve yazı gibi iki terim birbirlerine karşı geldiğinde bir hiyerarşi sonuç olarak ortaya çıkınca, terimin biri diğerinin üstünde nihayetinde ideolojik amaçlar için suni bir imtiyaz elde etmekte. İşte burada, İbni Arabi "O'nu tenzih eden kişi, O'nu nizama getirmeyi denemektedir." tespitinde bulunuyor. Derrida da ikili karşıtlıkları(ruh/beden) belli bir boşluktan dolayı illüzyon olarak görmekte; göstergeler kendilerini negatif olarak tanımlayabilmek daima karşıtlarına ihtiyaç duyar ya... "Aşkınlık" ve "İçkinlik" anlamı sadece zıtlık vasıtasıyla karşıtları ile iddia edebilen semantik boşluklarmış. Bu ikili zıtlıkları bir yokluğu örttükleri için reddediyor.

Pes ettim... Kitabın Babil ile ilgili bölümü muazzam. Çok uzun o yüzden yazmadım. Bakmayın anlattıklarıma ben okurken sıkılmadım. Bir şeye sıkıldım: Tartıda, boşluk benim beynimden ağır çıktı ya laa. İçim sıkıliiiyii...

Kitabın sonunda farkediyoruz ki, Derrida'nın, sonsuz boşluktan kaynaklanan sonsuz metnini tarif ederken dahi, hani o akılcı ateist filozoflar gibi, kullandığı kelimelerinde Yaratıcı'nın yankısından, akisinden, kutsalın hayaletinden kurtulamıyor. Şaşırdık mı? Nooöö... Salt akla öyle iman etmişler ki, kendi akıllarının üstünlüğüne(!)karşı konulamayacağını zannediyorlar, pardon daha da ilerisi inanıyorlar. Perçemini kısa tuttuğun uzun saçlarından sen sorumlusun Descartes! Zemin'in görünmesi bir yana, gıcırdamayı dahi duyamayan bu akılcılar ne zaman akıllanır bilmem... Belki de aklın bir çöle kaçması gerekmektedir! Hiçlikçi gardaş, bu incelemenin yazılı satırları ile bu satırların boşlukları arasında bir fark var mı? Ne diyon?

Wittgenstein, Tractatus'un son satırında der ki:
"konuşulamayan şey hakkında susmak gerekir."

Dııııııııııııııttttttttttttt...... Siyah ekran..................
176 syf.
·33 günde·Puan vermedi
Doğu-Batı incelemesi yapmak karşılıklı ve karşılaştırmalı okumak daima mutlu ve tatmin etmiştir beni. Kitabın batının Doğu kültürü temsilcisi Arabi ile batı kültürü temsilcisi Derrida’yı birinin yaratıcıyı/hakkı arayışı yönünden birinin de metinde anlamı arayışı yönünden incelenip iki ayrı konuya yaklaşırken iki farklı ekolün bu kadar ortak yönünün gözlemlenmiş olması keyifli. Yapısöküm yöntemi ile metindeki, bazen yazarın bile bilmediği, anlamın çıkarımlanması ile yaratıcının bulunmasında insanların anlayamayacağı yöntemlerin varlığını savunan zihinler dönemlerinin en aykırı görüşleri olmuşlardır. Kitap farklılıklara da dikkat çekerek birbirinden yüz yıllar sonra yaşayan bu iki insanın benzerliklerini de tatmin edici şekilde sıralamaktadır. Yapısöküm kavramı ile tanışıp genel bir fikir edinmek için ideal. Metnin tamamını kavramak için ön okumalar yapmak zorunlu neredeyse. Bana melamilik kavramı ile ilgili detay sorgulattığı için de ayrı kıymetli. Doğu Batı okumalarının farklı bir boyutuna göz atmak için tavsiyedir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ian Almond
Unvan:
İngiliz Akademisyen, Yazar
Ian Almond, Atlanta’daki Georgia State Üniversitesi’nde post-koloniyal edebiyat bölümünde doçenttir. Sufism and Deconstruction (2004), The New Orientalists (2007) History of Islam in German Thought: From Leibniz to Nietzsche (2010) diğer kitaplarıdır.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 31 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 79 okur okuyacak.