Mehmet Akif Ersoy

Mehmet Akif Ersoy

8.7/10
385 Kişi
·
1.441
Okunma
·
657
Beğeni
·
6.785
Gösterim
Adı:
Mehmet Akif Ersoy
Unvan:
Cumhuriyet Dönemi Şairi, Veteriner Hekim, Öğretmen, Vaiz, Hafız, Kur'an Mütercimi, Yüzücü, Milletvekili
Doğum:
İstanbul, 20 Aralık 1873
Ölüm:
27 Aralık 1936
Mehmet Âkif Ersoy, (doğum adı: Mehmet Ragif, 20 Aralık 1873 - 27 Aralık 1936), baba tarafından Arnavut, anne tarafından Özbek asıllı Türk olan Cumhuriyet Dönemi şairi, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur'an mütercimi, yüzücü, milletvekili.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal marşı olan İstiklâl Marşı'nın yazarıdır. "Vatan Şairi" ve "Milli Şair" unvanları ile anılır. Çanakkale Destanı, Bülbül, Safahat en önemli eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim (daha sonraki adıyla Sebil'ür-Reşad ) dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1. TBMM'de yer almıştır.

Yaşam öyküsü
Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının aralık ayında İstanbul'da, Fatih ilçesinin Karagümrük semtinde Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi. Nüfusa kaydı, babasının doğumundan sonra imamlık yaptığı ve Âkif'in ilk çocukluk yıllarını geçirdiği Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde yapıldığı için nüfus kağıdında doğum yeri Bayramiç olarak görünür. Annesi Buhara'dan Anadolu'ya geçmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova'nın İpek kenti doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi'dir. Mehmet Tahir Efendi, ona doğum tarihini belirten "Ragif" adını verdi. Babası vefatına kadar Ragif adını kullansa da bu isim yaygın olmadığı için arkadaşları ve annesi ona "Âkif" ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi. Çocukluğunun büyük bölümü annesinin Fatih, Sarıgüzel'deki evinde geçti. Kendisinden küçük, Nuriye adında bir kız kardeşi vardır.
Azim sahibi insan için neymiş uzak, neymiş yakın?

Hangi korkunç şey var ki insandan korkmasın?
Mehmet Akif Ersoy
Sayfa 58 - Akçağ Yayınları 11.Basım
Olmazsa zemin, zaman müsait.

Feryadına gökyüzü müsait!
Mehmet Akif Ersoy
Sayfa 83 - Akçağ Yayınları 11.Basım
Kiminin saygıyla anılan hatırası kalır,
Kiminin bir yığın iyiliği,

Kiminin de bıraktığı yegâne hatıra,
Böyle bir hüzün dolu gölge olur!
Mehmet Akif Ersoy
Sayfa 158 - Akçağ Yayınları 11.Basım
Bil ki, bir mezar taşıdır insandan yarına kalan.
Ve unutma, onu da başkası yaptırır, gerisi yalan.
Vazgeçmiş olsaydı aramaktan, ne bulurdu?
Elbet biri candan, biri canandan olurdu!
Mehmet Akif Ersoy
Sayfa 96 - Akçağ Yayınları 11.Basım
Ey hatırasıyla kaldığım yar,
Artık aramızda bir cihan var!
Sen gökte safa-güzin-i didar,
Ben yerde azab içinde bizar!
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehrene ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal.
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.
“Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş” diyor şair. Yeryüzünde konuşulan bütün sözler gökkubbede kayda geçmektedir. Arz ve sema, üzerinde olup bitenler için hesap gününde şahitlik edecektir. Kainatın bir hafızası olduğunu ifade eden bu hakikatler yanında toplumun da bir hafızası vardır. İşte bu hafıza elindeki Kur’an-ı Kerim mealinin korunup günümüze ulaşmasını ve siz okuyucularıyla buluşmasını mümkün kılmıştır diyor yazarımız…
Yeni Cumhuriyet idaresi 1925 yılında temel İslami kültürün millete kendi diliyle öğretilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle TBMM’nde bir Kur’an tercümesi ve tefsiri ile Sahih-i Buhari tercümesi hazırlatılmasına karar vermiş, bu işler için Diyanet İşleri Riyaseti’ne bir tahsisat ayrılmıştı. O dönemde herkesin itimat edebileceği nitelikte bir Kur’an tercümesi mevcut değildi. Böyle zor bir işin altından kalkabilecek kapasiteye sahip birkaç kişi arasından herkes bilhassa Safahat ve İSTİKLAL MARŞI ŞAİRİ Mehmed Akif’i işaret ediyordu. Gerçekten de baş yazarı olduğu Sebilürreşad dergisine yazdığı kısa tefsir yazıları çok beğenilmiş olan ve memlekette o devirde Arapçayı en iyi bilen dört kişiden biri olarak kabul edilen, Türk dilindeki hakimiyeti zaten tartışma dışı olarak görülen İslami ilimleri kendi gayretleriyle tahsil etmiş bir zat olarak Mehmet Akif Ersoy, Kur’an tercümesi için tabiri caizse biçilmiş kaftan olarak ortaya çıkıyordu.
Tefsiri Elmalılı Hamdi Efendi’ye Tecrid-i Sarih tercümesinin de Babanzade Ahmed Naim Bey’e yaptırılması kararlaştırıldı. Fakat Mehmed Akif, Kur’an tercümesini kabul etmedi yoğun ısrarlar karşısında uzun zaman direndi. Nihayet uzun çabalar sonucu Aksekili Ahmed Hamdi Efendi’nin gayretleri ve Elmalılı Hamdi Efendi’nin teşvikleri ile bu vazifeyi Ekim 1925’de kabul etmek zorunda kaldı.
Mehmed Akif Bey tercümeyi kabulünü müteakip Mısır’a gitti ve oraya vardıktan birkaç ay sonra 1926 yılında Kur’an’ın tercümesi üzerinde çalışmaya başladı. Üç yıllık bir çalışma sonucunda 1928 yılında tercümenin ilk şeklini tamamladı. Tercümesinin müsveddesini bitirdikten sonra dört yıl boyunca düzeltmeler yaptı, tercümeyi baştan sona yeniden elden geçirdi ve 1932 yılında çalışmasını tamamladı. Meal çalışmalarıyla geçen bu yıllar boyunca bir yandan da memleketin dini hayatında vukua gelen değişimleri ve hükümetin aldığı yeni kararları takip etmekteydi. Ezcümle namazlarda artık Kur’an’ın Arapça aslı yerine tercümesinin okutulacağı şeklindeki düşünce ve şayialar kulağına geldi. Kendi yaptığı mealin bu amaçla kullanılacağından endişe etmeye başladı. Tercümeyi bitirdiği 1932 yılında, Diyanet’le yaptığı sözleşmeyi feshetti. Diyanet yetkilileri Elmalılı Hamdi Efendi’ye tercüme işinide üstlenmesini teklif etmişlerdi. O sırada Furkan Suresinin tefsirine kadar gelen Elmalılı Hamdi Efendi Kur’an’ın hakettiği doğruluk ve güzellikte tercüme edebileceğine inanmadığını söyleyerek görevi kabul etmek istemediysede görüşmelerden sonra ayetlerin altına, tefsire geçmeden önce bir meal ilave edilmesi konusunda anlaşma sağlandı. Mehmet Akif’in, anlaşmayı feshetmekle birlikte, aldığı avansı ödeyecek parası yoktu. Aldığı bin lirayı Sebılürreşad’ı çıkarması için Eşref Edib Bey’e vermişti. Bir rivayete göre Elmalılı Hamdi Efendi Meal için alacağının bin lirasından vazgeçerek bu borcu ödedi.
Mehmed Akif’in mukavelesinin niçin feshettiğine dair bizzat kendisinden aktarılan şu ifade yeterince açıklayıcı mahiyettedir:
“Tercüme güzel oldu, hatta umduğundan daha iyi. Lakin onu verirsem, namazda okutmaya kalkacaklar. Ben o vakit Allahımın huzuruna çıkamam ve Peygamberimin yüzüne bakamam.”
Akif, sözleşmesini gereği, ilk başta yaptığı tercümelerin bazı müsveddelerini İstanbula göndermişti. Tercümeleri okuyan Elmalılı Hamdi Efendi’nin ilk kanaatlerini ifade etmesi bakımından Eşref Edib’in naklettiği şu hatıra önemlidir:
“ Mısır’da tercümeyi bitmiş gördükten sonra, o zaman Üstad’a dedim:
‘- Artık, elhamdülillah, tamam olmuş. Dönüşte ben bunu İstanbul’a götüreyim.’
Güldü.
‘- Onu tamam oldu mu zannediyorsun? Onun üzerinde daha ne kadar işlemek lazım! Çok noksanları var.’
‘-Noksan tarafını görmüyorum. Hayli tebyiz etmişsiniz.’
‘-Sana göre tamam olmuş, ama bana göre daha çok noksanları var.’
7 yıllık bir çalışmaya, üstelik bunun 4 yılını tashih ve tebyiz çalışmasına ayrılmış olmasına rağmen Akif’in bir türlü son kanaatini ortaya koyamaması onun titizliğini ve çalışmaya verdiği ehemmiyeti göstermesi açısından oldukça önemlidir. Sürecin sonunda yaşanan kimi olaylarsa Akif’teki tedirginliğin had safhaya çıkaracaktır. Türkçe ezanın ardından Türkçe ibadet projesini uygulamasına ilişkin kimi teşebbüslerde Kur’an tilavetine karşın söz konusu mealin kullanılması tasarlanmaktadır. Bu projeden haberdar olan Akif, çalışmasının emanet ettiği Yozgatlı İhsan Efendi’den mealin yakılmasını ister ve 1961 yılında vasiyeti yerine getirilir.
İşte elimizdeki meal Tevbe suresine kadar olan kısmı uzun yıllar Mısır'da yaşayan ve orada tahsil gören merhum Mustafa Runyun tarafından korunan, latinize suretiyle daktilo edilmiş bir metinden aktarılmış. Kur'an'ın 9. suresi olan Tevbe Suresi'nin sonuna kadar olan kısmını içine alan tercüme, Kur'an'ın yaklaşık üçte birlik kısmına tekabül etmektedir.
Meale gelince;
Bakara suresini bitirdim ve;
Mehmed Âkif'in güzel ve akıcı Türkçesiyle dilimize çevrilen tercüme ilmi,konu bütünlüğü olan, tadına doyulmaz bir okuma zevki sunması yanında, dönemin dil özelliklerini en güzel şekilde yansıtmaktadır.
Ve okurken anladım ki Mehmet Akif’in müfessirlik boyutu da aşikar ve Safahât''ın üç kitabında (III, V, VII) Kur''an-ı Kerîm''den ayet tercümeleri yer alır ve 15 kadar pasajın tefsiri yapılır.
Mealde M.Akif in Sebilürreşad Dergisinde yayımlanan eski mealler de dipnot olarak verilmiş ki meal üzerinde sadeleşme yapıldığını anlaşılıyor
Benim tercihim her zaman orijinal metinler olduğundan ilk sahih tercümeyi beğendiğimi ifade edebilirim.
Bu bağlamda benim zirve eserim Elmalılı Hamdi Yazır ‘ın Hak Dini Kuran Dilidir.
Üstadın mealini okurken kimden etkilendiği o kadar net ki; Mehmet Akif Ersoy…
Hamiş;
Mehmet Akif Ersoy’un yıllar süren bir emek neticesinde elimizde bulunan az bir nüsha dahi olsa kütüphanemizde bulunması gereken okunası bir meal olduğunu düşünüyor ,Elmalılı Meali ile karşılaştırmalı okunduğunda tadına doyulmayacağı kanaatimi belirtiyor ve şiddetle tavsiye ediyorum derim:))
Selametle…

NOT: İlk defa meal okuyacaklar için acizane tavsiyem önce Mahmut KISA, Hasan Tahsin FEYİZLİ vs. gibi eserleri okuduktan sonra okunması daha sağlıklı olur kanaatindeyim.
"Safahat kelimesi, görünüşler, manzaralar demektir.Fatih Câmi'i, Hasta, Küfe... gibi " hayattan manzaralar" ı ihtivâ eden bu manzûmelerin bulundukları ilk cilde "Safahat" adı verilmesinin sebebi budur.

Mehmet Akif ERSOY Türk edebiyatında daha çok şair ve vaiz kimliğiyle tanınmıştır. Ancak o hemen hemen edebiyatın her sahasında eser vermiştir. En önemli eseri "Safahat" isimli şiir kitabıdır. Bu kitap yedi bölümden oluşmaktadır.Yedi kitabın ilk altısının bütün baskıları İstanbul'da yedinci kitabındaki ise Kahire'de yapılmıştır.

Safahat aslında Mehmet Akif'in ilk şiir kitabının adıdır. Daha sonra diğer şiirleri de aynı kitapta yedi bölüm halinde basılmıştır:
l-Safahat, 2- Süleymaniye Kürsüsünde, 3-Hakkın Sesleri, 4Fatih Kürsüsünde, 5-Hatıralar, 6- Asım, 7- Gölgeler.

Safahat: Birinci kitaptır. 44 şiir ve 3084 mısradan oluşur. 1908-1911 yılları arasında yazılmıştır. Tarihi ve sosyal manzumelerdir. Bazı manzum tasvirleri ve İstibdadı kötüleyen şiirleri içine alır.

Süleymaniye Kürsüsünde: Tek şiirdir. 1002 mısradır. Uzunca bir vaaz şeklindedir. İlimde, sosyal hayatta olayları iyi takip eden ulemadan bir şahsın Müslüman cemaate söylediği nutuklardır. Burada olayları ve gelişmeleri İslam'a göre yorumlamaktadır. Bu vaiz, İslam'ı, Batı'yı ve hayatı gerçek anlamda kavramış bir kişidir. Şiirde yer yer realist özelliklerin hakim olduğu tasvirler, tablo şiir unsurları göze çarpmaktadır.

Hakkın Sesleri: 1912-1913 yılları arasında yazılmıştır. 10 şiir ve 482 mısradan oluşur. Bu bölüme "Hakkın Sesleri" isminin verilmesi, şairin Kuran-ı Kerim'den bazı ayetler veya Hadisleri şiirlerinin başına alıp; kendi zamanını ve döneminin olaylarını bunlara göre yorumlamasından ileri gelir.
Hakkın Sesleri Mehmet Akif'in en sıkıntılı ve ıstıraplı olduğu, Türk milletinin büyük katliamlara uğradığı, Balkan Savaşlarının olduğu dönemde yazılmıştır. Şiirlerde Mehmet Akif buhran ve isyan içindedir.

Fatih Kürsüsünde: 1913-1914 yılları arasında yayımlanmıştır. Tek şiirdir. "İki Arkadaş Fatih Yolunda" ve "Vaiz Kürsüde" başlıklı iki bölümden meydana gelir. Şiir 1692 mısradan oluşmaktadır.

Hatıralar: 1913-1915 yılları arasında yazılmış 10 manzumeden oluşur. Mehmet Akif'in Berlin ve EI-Uksur seyahatlerini anlatan hatıralardır.

Asım: Bu eser ancak 1923'te yayımlanmıştır. Tek bir şiirdir. 2292 mısradan ibarettir. Bu eser şaire büyük bir şöhret kazandırmış, muhavereli manzum hikaye tarzında' yazılmış bir eserdir. Eser baştan sona kadar karşılıklı konuşma şeklinde devam eder. Konuşmalar, Hocazade (Mehmet Akif), Köse İmam (Mehmet Akif'in sevdiği dostlarından Ali Şevki Hoca, Asım (Köse İmam'ın oğlu) ve Emin (Hocazade'nin oğlu) arasında geçmektedir.

Gölgeler: 1933 yılında Kahire'de basılmış, 41 şiir ve 1374 mısradan oluşmaktadır. Bu bölümde 1918- 1933 yılları arasında yazılmış şiirler yer almaktadır. Mehmet Akif'in küçük, derin tesirli şiirleri, kıtaları, Bülbül, Leyla, Gece, Secde , Hicran gibi şiirleri, Safahat İçin, Kendim İçin, Resmim İçin gibi derhal dillerde kalacak kadar etkili ve güzel şiirler bu son ciltte yer almıştır.

(Mehmet Akif ERSOY, İstiklal Marşı'nı Türk Milleti'nin milli marşı olarak görmüş ve Türk Milleti'nin malı olarak gördüğünden diğer şiirlerinden ayrı tutmuş ve kendisine ait bir eser olarak görmediğinden, Safahat'ındaki yedi bölümden herhangi birisinde de yayımlamamıştır.)

Safahat 'ının ilk şiirinde " Ağlarım, ağlatamam, hissederim söyleyemem..." diye terennüm başlayan büyük şair, eserini, yine gözyaşları ile bir vedâı andıran şu mısralarla bitirir:

Harîm-i kalbime indim mi, titrerim tir tir,
Adım başındaki iz, çünkü bir gurûb izidir.
Evet, gurûb izi, lâkin, adem misâli derin,
Tulû'u mahşere kalmış batan güneşlerimin...
Kitabı okurken dalıp gidecek , okudukca okumak isteyeceksiniz .
Mehmet Akif ERSOY ' un ince düşüncelerini okumak insana inanılmaz bir zevk veriyor . Tüm okurseverlere tavsiye ederim
Okuduğum yaşlarda anlayamadım birçok kelime barındıran kafiyesine bazen hayran kaldığım bazen anlayamadığım bir eserdi. Tekrar okuduğumda ise hayran kalarak okuduğum ve bazen yer yer ezberime bile aldığım bir kitap oldu. Hayatınızda bir kere olsun okumalısınız bana kalırsa.
- Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince, Günler şu heyulayı da er geç silecektir, Rahmetle anılmak ebediyet budur amma, Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir.. - Mehmet Akif Ersoy – Safahat
Elimde iki cilt şeklinde mevcut bu eser. Şiirlerin bi orjinal halleri bi de sadeleştirilmiş halleri var kitapta.
Gerçekten okurken emek isteyen eserlerden ve bence Türk Edebiyatı'nın baş yapıtlarından. Anlam yoğunluğu , dil yapısıyla kusursuz bi örgü var şiirlerde. Eserin özetini zaten Mehmet Akif şu dizelerle kendi yapmıştır fazla söze daha ne hacet ...

Safahât'ımda, evet, şi'r arayan hiç bulamaz;
Yalınız, bir yeri hakkında "hazin işte bu!" der.
Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi var ya?
Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!
Okunması gereken bir kitap

Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar,
Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar

Mehmet Akif Ersoy
Çok güzel bir kitap. Herkesin bilmesi gereken bilmeyenlerin öğrenmesi gereken muhteşem detaylar barındırıyor. Akif dede her zaman ki gibi mükemmel bir iş çıkarmış
Safahat okuyacaksanız Dergâh Yayınları'nın 7 kitaplı set şeklindeki Safahat'ını okumalısınız. Bence 2018'de dahi en iyi yayını bu. Aynı yayınevinden sadeleştirilmişiyle aslının mukayeselisi de çıktı falan bu dil tembelliğine, gelişiminin engellenmesine ve aslına uygun şekilde yorumlanamamasına neden oluyor.

Safahat bir dönem izahı, yol aydınlatıcısı, aydın krizi. Her Türkiye evladının okuması gerekiyor diye düşünüyorum. Hakkında daha geniş yazılar yazmak gibi emellerim var. İnşaAllah...
Genç Safahat, Akif'in şiirlerinin derlenmiş bölümleri olup, okuyucunun anlamakta güçlük çekmeyeceği bir eserdir. Şair, Memleketin derdini, kendi derdi gibi görmüş; Harb yıllarını, Milli Mücadele'deki direnişi en içten duygularıyla şiirlerine yansıtmıştır.
Akif, Milletin içine düştüğü o çalkantılı yıllarda zevk-ü sefâ'ya düşen insanları sert bir şekilde eleştirip, dem vurur.
Kitabın editörlüğünü yapan Mehmet Doğan, şiirlerde yer alan yabancı kelimeleri sadeleştirmeyip, karşısına bu kelimelerin anlamlarını yazmış; şerhli halinin uyak düzenini bozup, şiiri anlamsızlaştıracağını düşünmüş olmalı.
"Asım'ın Nesli" defalarca okuyacağım şiir türlerinden sadece bir tanesi.
Akif'in yazdığı şiirler Çanakkale'de askerlere dağıtılıp, bir motivasyon kaynağı olabiliyorsa o şiirlerin anlam derinliğini düşünmek lazım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Akif Ersoy
Unvan:
Cumhuriyet Dönemi Şairi, Veteriner Hekim, Öğretmen, Vaiz, Hafız, Kur'an Mütercimi, Yüzücü, Milletvekili
Doğum:
İstanbul, 20 Aralık 1873
Ölüm:
27 Aralık 1936
Mehmet Âkif Ersoy, (doğum adı: Mehmet Ragif, 20 Aralık 1873 - 27 Aralık 1936), baba tarafından Arnavut, anne tarafından Özbek asıllı Türk olan Cumhuriyet Dönemi şairi, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur'an mütercimi, yüzücü, milletvekili.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal marşı olan İstiklâl Marşı'nın yazarıdır. "Vatan Şairi" ve "Milli Şair" unvanları ile anılır. Çanakkale Destanı, Bülbül, Safahat en önemli eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim (daha sonraki adıyla Sebil'ür-Reşad ) dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1. TBMM'de yer almıştır.

Yaşam öyküsü
Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının aralık ayında İstanbul'da, Fatih ilçesinin Karagümrük semtinde Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi. Nüfusa kaydı, babasının doğumundan sonra imamlık yaptığı ve Âkif'in ilk çocukluk yıllarını geçirdiği Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde yapıldığı için nüfus kağıdında doğum yeri Bayramiç olarak görünür. Annesi Buhara'dan Anadolu'ya geçmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova'nın İpek kenti doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi'dir. Mehmet Tahir Efendi, ona doğum tarihini belirten "Ragif" adını verdi. Babası vefatına kadar Ragif adını kullansa da bu isim yaygın olmadığı için arkadaşları ve annesi ona "Âkif" ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi. Çocukluğunun büyük bölümü annesinin Fatih, Sarıgüzel'deki evinde geçti. Kendisinden küçük, Nuriye adında bir kız kardeşi vardır.

Yazar istatistikleri

  • 657 okur beğendi.
  • 1.441 okur okudu.
  • 68 okur okuyor.
  • 599 okur okuyacak.
  • 57 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları