Ömer Hayyam

Ömer Hayyam

Yazar
8.6/10
3.556 Kişi
·
12,9bin
Okunma
·
2.357
Beğeni
·
46,6bin
Gösterim
Adı:
Ömer Hayyam
Tam adı:
Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim'el Hayyam
Unvan:
İranlı Şair, Filozof, Matematikçi ve Astronom
Doğum:
İran, 18 Mayıs 1048
Ölüm:
Fars, 4 Aralık 1131
Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim'el Hayyam veya Ömer Hayyam (Farsça: عمر خیام)(d. 18 Mayıs 1048 - ö. 4 Aralık 1131) İranlı şair, filozof, matematikçi ve astronom.

Hayyam Nişaburludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Emin Maluf Emin Maluf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur.)

Birçok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.

Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubâileri ile ünlenmiştir.
Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.

Rubailerinde, dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenle de çağını aşarak "evrenselliğe" ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.

Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Dünyanın ilk rasathanesini kurmuştur. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim adamlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir.


Ömer Hayyam'ın mezarı, Nişapur, İran.
Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mal edilenler binin üzerindedir.

Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.
Rubailerinin Türkçeye çevirisi farklı birçok çevirmen tarafından yapılmışsa da rubaileri Türk halkına sevdiren çeviri Sabahattin Eyüboğlu tarafından yapılmıştır.
Bir elde kadeh, bir elde Kuran;
Bir helâldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kâfiriz, ne tam Müslüman!
Ömer Hayyam
Sayfa 31 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
290 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Ömer hayyam İslam'ın ileri döneminde yaşamış rubai türünün mimari şair ve bilim insanıdır.

Kitabı tek cümle ile özetleyecek olursam Allah korkusunu Allah sevgisi ile değiştirmiş biri görüyorum. Yer yer bize ağır gelebilecek yerler olsada samimiyet taşıyor mısralardan. Şarabı seven biri iseniz hayyamin rubaileri eşliğinde bir daha için derim. Mekan arıyorsanız Diyarbakır da Sülüklü handa okuyup transa geçebilirsiniz :)
216 syf.
Ömer Hayyam; İranlı matematikçi,şair,filozof ve astronom; İran ve Doğu edebiyatında rubai türünün kurucusudur. Doğu’da şair kimliğiyle tanınsa da matematik bilgisi ve yeteneği zamanının çok ötesindeydi. Binom açılımını ve bu açılımlardaki katsayıları buldu. ‘’Celali takvimini oluşturdu. Çeşitli bilim dallarıyla ilgili eserler yazdı. En ilginci de, geçmişte yaşamış birçok insanın aksine doğum tarihinin günü gününe bilinmesidir, çünkü takvim konusunda uzmandır ve doğduğu tarihi kendisi araştırıp tam olarak bulmuştur!

Müslüman dünyasının en aydınlık dönemlerinde yaşamış, felsefenin günah sayılmadığı devirde özgürce düşünmüş, İslam kültüründeki hakim anlayıştan sıyrılıp kendisi akıl yürütmüş ve onu sade fakat çarpıcı bir biçimde kağıda geçirmeyi başarabilmiştir. Şiirlerinde genellikle aşk, şarap, dünya, insan hayatının gelip geçiciliği, Tanrı, Tanrı’ya sitem gibi konular yer alır. Hayyam’a göre ikinci bir dünya yoktur, en şaşmaz ölçü akıldır, gördüklerimizdir. Dini yarım yamalak ve gösteriş için yaşayanları ve böyle din adamlarını eleştirir.

Şiirlerinin çoğunda çoğunda şarap yer alır. Öyle ki, bazen, şaraba taptığını hissedersiniz. Ki zaten, kendisi de öyle söylemektedir:


‘’Ben içerim,ama sarhoşluk etmem:
Kadehten başka şeye el uzatmam.
Şaraba taparmışım, evet, taparım:
Ama senin gibi kendime tapmam.’’


Dizelerini okurken şarap içesiniz gelir. Öyle güzel konuşur ki ağzınız sulanır, boğazınız yanar. Oturup Hayyam’la karşılıklı birer kadeh içmek, şiirler söylemek istersiniz. Şarabı sanki bir sevgiliyi anlatır gibi anlatır. Ona göre şarap haram değildir, ama içmesini biliyorsanız. Şarap onun Tanrı’sıdır, ölüp bedeni toprağa karışınca toprağından testi yapıp içtiğidir, İblis’in eğer içseydi Adem’in önünde secdeye yatacağıdır, Muhammed Mustafa’nın hamlara haram kılıp olgunlara helal kıldığıdır, içip içip kendinden geçtiğidir, içip içip kendini bulduğudur, mahşerde meyhanenin önüne gömüldüğüdür, uğruna cenneti reddettiğidir, o acıya ne tatlılar feda ettiğidir, üzüm kanı akıttığıdır, sevgiliyle kendinden geçtiğidir, ölünce yıkandığıdır, insanın testisi olduğu candır, yürekteki sıkıntıyı alandır, adının kötüye çıktığıdır, bir kerpici de olsa satıp içtiğidir, benlik kaygısını sildiğidir, beyindeki düğümleri çözdüğüdür, Tus saraylarına bedeldir, yıkık gönüllerin mimarıdır, kendinden geçtikçe kendine geldiğidir, her kadehi devirdikçe ayıldığıdır, yarın toprak onu güle kavuşturmadan elinin özlediği kadehi kavradığıdır, onunla dirilmek istediğidir, bir güzelin sunduğudur, dünya zehirlerinin panzehridir, Tanrı’nın haram kılıp da cennette vaat ettiğidir, bir damlasına Çin’i verdiğidir, bir yudumunu bütün dinlerden üstün tuttuğudur, dünyada ondan başka ‘’hoş’’ un olmadığıdır, içini doldurduğudur, günüdür güneşidir, aklını aldığıdır; kısacası her şeyidir!


Dizelerini okurken sevgiliyi sevesiniz gelir. Onun gül yüzüne bakasınız gelir. Onu bir şarap gibi içesiniz, onunla dünyaya dalasınız gelir. O sevgili ki yüzü Çin güzellerini kıskandırır, bakışı büyüde Babil şahını devirir, yanağı Ağustos gülünü bastırır, yakut dudakları kızıl kızıl yanandır, güzelim kokusu cana can katandır, onunla içilen şarap helal, onsuz içilen su haramdır, tarak gibi diş diş olup da yüreğine batıp da yine saçına dokunduğudur, şarap içip güzel sevdiğidir, Ay gibi olan pırıl pırıl gülendir, güzeller bayram günü süslenir, sevgilinin yüzüyse bayramları süsler, elini elinden çekemediğidir, onunla dirilmek istediğidir, derdi derman edendir, yüzü canının kıblesi olandır, uğruna kara gözlü hurileri reddettiğidir, asla ayrılmadığıdır.


‘’Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz;
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?’’


Hayyam ve Hayyam gibiler sevgiliden ayrılamazlar. Ne kadar ayrı gözükseler de, tek noktaya mıhlıdırlar. Eninde sonunda baş başa verirler. Bir tek bedenleri vardır, tek vücut olurlar.


‘’Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;
Şimdi: Çekil önümden diye ferman edersin;
Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;
Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?’’


Hayyam ve Hayyam gibilerinin Kabe değildir kıblesi, sevgilinin yüzüdür. Öyle bir şeydir ki o yüz, uğruna secde edilir, ibadet edilir, dua edilir. O canın kıblesidir, onsuz yön şaşılır, ayetler unutulur.


‘’Bir batman sarap, bir buğday ekmeği;
Bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili;
Daha ne istenir bilmem şu dünyada:
Padişah daha iyisini bulabilir mi?’’


Hayyam için bunlar yeterlidir. Dünyadan pek fazla bir şey beklemez çünkü insana sadece bunların yeteceğini bilir. Gerçekten de öyle değil midir? Nice insanlar, padişahlar, tüccarlar, işçiler, hamallar, zenginler, fakirler geçmiştir. Bu dünya kime kalmıştır? Ecel gelince başa, fısıldayınca perdenin ardından, bu dünya kimseye yar olmamıştır. Kimsenin sarayı, hanesi, parası, pulu, mevkii, makamı, koltuğu yanına kalmamıştır. Herkes toprağa karışmış, mahşeri beklemeye koyulmuştur. O yüzden dünyada yaşamalıdır, şarap içmelidir, sevgiliyle koyun koyuna olmalıdır, mahşere dek sızıp kalmalıdır.


‘’Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır bu sel yatağına?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?’’


‘’Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;
Elimin özlediği kadehi kavramak.
Her zerrem nasibini almalı dünyadan
Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.’’


‘’ Bir su,bir damla suymuşuz,bele düşmüşüz;
Şehvet ateşiyle dışarı savrulmuşuz;
Yarın yel savuracak toprağımızı
İçelim;hoş geçsin üç nefeslik ömrümüz’’


Dizelerini okurken Tanrı’ya çatasınız, sitem edesiniz, bazen de dua edesiniz gelir. O Tanrı ki Hayyam’ın kafa tuttuğudur, meyhanede buluştuğudur, şarabı haram etmesine sitem ettiğidir, arayıp göklere çıktığıdır, sonra içinde bulduğudur, kaybettiğidir.

Tanrı nerededir, ne yapıyordur? O’nu aramaktan dünyanın başı derttedir. Ne zengine görünür, ne fakire görünür. O konuşur da biz sağır mıyızdır, o görünür de vardır da biz kör müyüzdür?

Öldürmek de yaratmak da O’nun işidir, bu dünyayı gönlünce düzenleyendir. Hayyam kötüyse kabahat kimdedir, Hayyam’ı öyle yaratan O değil midir? Ne yapacağını yazan O değil midir, demek ki günah işleten de O’dur. Öyleyse cennet cehennem nedir?

Dünyada günah işlemeyen var mıdır? Günah işlemeden yaşanır mı? Hayyam’a bu yüzden kötü deyip kötülük edecekse Tanrı, Hayyam’dan ne kalır farkı?

Tanrı niye gizlenir kimselere görünmez, bazen de renk renk dünyalarda görünür yüzü? Kendi kendine sevişmek değil midir O’nunki. Seyreden de O’dur, seyredilen de O’dur çünkü.

Tanrı Hayyam’ın merhametinden emin olmak istediğidir, yüz yıl günah işleyip de bilmek istediğidir. Günahlar mı sonsuzdur, yoksa O’nun rahmeti mi?

Tanrı Hayyam’ın merhametinden emin olduğudur. Günahı var diye tasalanmaz, dertlere düşmez. Günah olmalıdır ki, Tanrı bağışlasın. Yoksa rahmet neye yarar günah olmayınca?

Tanrı, karanlık içindeyken ışığını aradığıdır. Rahmetinden ötürü günah işlemekten korkmadığıdır. Azığı O’ndandır, çaresiz kalmadığıdır. Mahşerde lütfuyla ak pak olursa yüzü, kara defterine aldırmadığıdır.

Tanrı Hayyam’ın sitem ettiğidir. Cenneti ibadetle kazanacaksa, Tanrı’nın bu işte ne cömertliği kalır?


Dizelerini okurken iki yüzlü din adamlarına, para uğruna dini kullananlara sövesiniz gelir. Hayyam onlara bir güzel çatar, siz de alkış tutarsınız. O iki yüzlü softa ki, şarap içenleri kınayandır, şarap içmem diye övünüp her türlü haltı yiyendir, sabaha karşı aşıkların iniltisi onun ezanından güzeldir, onun kitabını minberini tutmayı bırakıp kadehten elini çekmediğidir, hırkasına tespihine postuna seccadesine Tanrı’nın kanmadığıdır, dünyayı bilmek isteyenlere, Yaradan’ın sanatı peşinde olanlara taş atandır, aklı fikri abdest bozan şeylerde olandır, görüldüğü gibi olmayandır.


‘’ Şeyh fahişeye demiş ki: Utanmaz kadın;
Her gün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın.
Doğru, demiş fahişe, ben öyleyim; ya sen?
Sen bakalım şu göründüğün adam mısın?’’


‘’ İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tesbih, post, seccade güzel
Ama Tanrı kanar mı bunlara?’’


Daha eleştirdiği birçok şey var Hayyam’ın. Ama bunlar en çok ağırlık verdiği konulardı. Hayyam’ın dizeleriyle kendi yorumlarımı karıştırdım. Bu kadar sade ve mükemmel anlatılır mı bir düşünce… Bana kalırsa şair dediğin böyle olmalı. Açık seçik anlatmalı, asi olmalı, kafa tutmalı, bazen alaya almalı, bazen gülmeli, bazen düşündürmeli. Şiir de usta da değilim, görüş bildirmek ne haddime… Fakat Ömer Hayyam’ı okuyunca insan, iki kelam etmeden geçemiyor. Kitabı kesinlikle okuyun derim, oradan buradan dörtlüklerini açıp okumak yerine bir yerde bulunsun. Bir gün mutlaka işimiz düşer. Yanınıza bir kadeh şarap da alın ham değilseniz eğer, bir de gül yüzlü sevgili, için şarabı ve sevgiliyi, takmayın bu gelip geçici dünyayı… Dinleyin ne diyor Hayyam:


‘’ Bilmem, Tanrım, beni yaratırken neydi niyetin,
Bana cenneti mi, cehennemi mi nasip ettin;
Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen
Bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin.’’
212 syf.
·2 günde·Puan vermedi
NOT : Okurken Şarapsever olup
" içmeden yıkılmış sarhoş gibiyim" şarkısını mırıldanabilirsiniz. :)

NOT : Dinin dogmatik kurallarına körü körüne bağlı yaşayanların okuması için uygun değildir.

Semerkant kitabında adı sıkça geçen bu eseri çok merak ediyordum. Semerkant'ta sanırım Amin Maalouf biraz reklam yapmış ve çok hoş yerlerini bizlere sunmuş. Ama olsun okurken kaliteli bir eser olduğunu görüyorsunuz. Sıkça şarap, cennet cehennem, bireyin dinle yaşama olayları geçiyor. Düz baktığınızda yani müslümanlığın gözünden baktığınızda kitabı bırakabilirsiniz. Fakat sorgulama olarak baktığınızda haklı yanları bulunuyor. Aslında Ömer Hayyam dini yaşayanlara yönelik değil de yaşamış gibi yapanlara atıfta bulunur. Ve toplumun Hayyam hakkındaki yargılarına kulak asmadan hayatına devam eder. Kimilerine göre yanlış kimilerine göre doğrudur burası okurların takdirine kalmış. Ancak burada tebrik edilmesi gereken bir cesaret var. Bu eseri evde okusam eminim ki ailemde yanlış anlamalar olur. Çevrem beni kötüleyebilir. Düşünün okurken bile bu tepkileri günümüzün " Aydınlanma, Bilim Çağı" gibi özgür düşünce ortamında rahatça sunamazken. Onun devrinde bunları yazmak kesinlikle övülmeye değer.

Her şeyin fazlası zarar kısmında, şarabı bu kadar fazla kullanmasaydı harika olabilirdi.

Okumak isteyenlere tavsiye ederim ancak şüphelerini harekete geçirmek, dini sorgulamak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim hepinize.
216 syf.
Öncelikle çeviriyi takdir etmek istiyorum. İş Bankası Yayınları her zamanki gibi kusursuz bir çeviri yapmış. (ama yine de orjinal hallerini okumayı isterdim) Ömer Hayyam, rubailerinde sınır tanımadan, özgür bir şekilde düşüncelerini, dünya, varoluş, Allah hakkındaki sorgulamalarını mizahi bir dille dörtlüklere dökmüş. Hayyam dini özde değil, sözde yaşayanları eleştiriyor. Şarap, kadın,zevku sefa düşkünlüğüyle bilinen Hayyam, toplumu ve yargılarını önemsemediğini bu yazdığı rubailerle bas bas bağırıyor aslında. Yaklaşık bin yıl önce böyle bir felsefeye sahip olup, böyle dörtlükler yazmak büyük cesaret. Zira bugün bile böyle tepkiler alan bu eser ve Ömer Hayyam kim bilir nelerle karşılaştı o dönemde...
212 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
İran doğumlu Divan Edebiyatı şairlerinden Ömer Hayyam aynı edebiyat akımı altında eser veren diğer şairler gibi aşk, şarap ve sevgili konularını fazlaca işlemiştir şiirlerinde. Bilhassa şarap konusunun üzerinde o kadar çok durmuştur ki her üç şiirinden ikisinde mutlaka "şarap, meyhane, saki, kadeh" kelimelerinin geçtiğini görürsünüz. Bir de onu döneminin diğer yazar ve şairlerinden ayıran konular vardır ki, şaraptan sonra en çok üzerinde durduğu konular da bunlardır diyebiliriz: Ölüm, kader, ölümden sonraki yaşam, günah-sevap, helal-haram ve diğer dini olgular... Döneminin koşulları ve yaşadığı yere hakim olan dini inanışlar düşünüldüğünde Ömer Hayyam'ın zamanının bir kaç asır ilerisinde olduğu derhal göze çarpmaktadır. Çünkü olaylara yaklaşımı incelendiğinde eleştiren, sorgulayan, düşünen, çoğunluğun aksine bazı görüşleri kabul etmeyen cesur bir kalemi olduğu rahatlıkla görülebilir. Günümüzde dahi bir çok Müslüman kesim tarafından taşa tutulacak söylemleri vardır. Fakat Ömer Hayyam hala tam olarak anlaşılamamış ve hakettiği değeri bulamamıştır. Şiirlerinin altında derin bir felsefenin bulguları vardır ve bunları yansıtma şekli hicvi andırmaktadır. Birkaç şiirinin dudağınızda yarım bir gülümseme bırakacağının teminatını verebilirim :)


Yalnızca şiirlerini okuyanlar onunla ilgili yanlış bir düşünceye kapılabilirler. Örneğin bütün hayatını zevk ve sefa içinde geçiren, avare ve ayyaş olduğu izlenimine kapılabilirler. Ancak Ömer Hayyam'ın şair kimliğinin yanı sıra filozof, matematikçi, astronom gibi sıfatlarına da haiz olduğu bilinmelidir. Bilimin bir çok alanında çalışmaları ve bilime katkıları vardır. Hatta Ömer Hayyam ile ilgili araştırma yaparken bir kaynakta şöyle bir bilgiye rastladım: "Bilimin bir çok dalında kendini geliştiren bilim adamının takvimle ilgili de çalışmaları vardır bu sebepe neredeyse 10 asır önce yaşamış olan Hayyam'ın doğum tarihini onun sayesinde günü gününe bilebilmekteyiz." Görüldüğü üzre hem sanatsal hem bilimsel başarıları olan Hayyam çok yönlü bir insandır, bir Doğu Klasiği olan bu kitabı da herkes tarafından okunmalıdır, ben okurken çok zevk aldım, zaman zaman güldüm, zaman zaman düşündüm ve bir çok alıntı yaptım. Okuyacak herkese keyifli bir okuma serüveni dilerim.
216 syf.
·4 günde·10/10 puan
Ömer Hayyam, daha çok şair olarak tanınan Nişaburlu filozof, şair, yazar, matematikçi ve astronom. Benim içinse bunlardan biraz daha ötesi. Çoğu kişinin aksine ben Ömer Hayyam'ı bir matematikçi olarak tanıdım. Biraz bununla ilgili bilgilerimi aktarmak istiyorum sizlere. Hayyam, üçüncü derece bilinmeyen denklemlerde bilinmeyen rakamın yerine Arapça "şey" anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır, bu kelime İspanyolca Xay olarak geçmiş ve bu kelime indirgenerek "x" olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yani, şu anda matematikte kullandığımız x'in isim babası Hayyam'dır aslında. Ayrıca bunun da ötesinde Hayyam binom açılımını kullanan ilk insandır. Her ne kadar bizlere Pascal üçgeni olarak öğretilse de aslında doğrusu Hayyam üçgenidir.

İşte Edebiyat derslerinden önce bu matematik dehasıyla tanımıştım Hayyam'ı. Her ne kadar Edebiyat derslerinde ismi geçmiş olsa da hiç merak edip kitabını veyahut herhangi bir rubaisini okuma ihtiyacı hissetmemiştim, bu da benim eksikliğim... Ömer Hayyam'ı şairliği ile tanımam da dörtlüklerinden ziyade Fazıl Say ve Serenad Bağcan'ın Akılla Bir Konuşmam Oldu şarkısıyla olmuştu, ki kendisi hâlâ favori şarkılarımdan birisidir.

Kitabın incelemesinde Sabahattin Eyüboğlu'nun yazdığı ön sözlerden bahsetmeden olmaz. Toplamda 3 adet ön söz var. Hayyam'ı anlamak, anlatmak için özellikle okunması gereken yazılar olduğunu düşünüyorum bunların, özellikle Hayyam'ın Doğu'da ve Batı'da nasıl görüldüğüne, nasıl anlaşıldığına dair iyi bir izlenim edinmemizi sağladığını düşünüyorum.

Abdülbaki Gölpınarlı; Hayyam'ın "masallaşmış bir bilge" olduğunu söylüyor. Kendi eliyle yazılmış hiçbir yazısı olmadığı için şuradan buradan toplanmış dörtlükler ilk kez 15. YY'da(daha açık bir ifadeyle Hayyam'dan 4 yüzyıl sonra) kitaplaştırılmış. Bu da aslında kafamda şöyle bir soru oluşturdu: "Ya o dörtlükler Hayyam'ın değilse?" Bunu düşünen tek kişi ben değilmişim demek ki, çünkü kitapta buna dair bilgiler de vardı:

"A. Gölpınarlı'nın yayımladığı rubailer en eski ve en inanılır kaynaklardan alınmadır. Bununla beraber bunlardan hangileri Hayyam'ın, hangileri Hayyamca başkalarınındır, kesin olarak söylenemez. Ne var ki Hayyam, o kadar herkesten başka, o kadar kendi olmuş ki onun adına ancak onun söyleyebileceği sözler söylenmiş. Bu arada birçok şairler kendilerinin söylemekten çekindiklerini, yahut kendi adlarıyla inandırıcı olmaz sandıklarını Hayyam'a söyletmiş, Hayyam'ın ağzıyla kendi içlerini dökmüş olabilirler." Kitapta bu Hayyamca yazılmış şiirlerden de bolca bulunduğu için bu alıntıyı okuduktan sonra kitaptaki şiirleri anlamam çok daha kolay oldu.

Kitaba dair genel düşüncelerimi dile getirdikten sonra artık rubailer hakkındaki düşüncelerimi aktarabilirim. Ömer Hayyam'ın şiirlerindeki en hayran olduğum özellik kesinlikle Hayyam'ın değişik akıl yürütme şekli oldu. Ki Hayyam'ın şairliğinin bu kadar ünlü olmasını da buna bağlıyorum aslında. Bunu kendi sözlerimden çok Hayyam'ın sözleriyle anlatmam daha doğru olur:

"Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana;
Öyleyse nedir o cennet cehennem?" (syf.11)

"Hayyam, günahım var diye tasalanma,
Bunun için dertlere düşmek boşuna.
Günah olacak ki Tanrı bağışlasın:
Rahmet neye yarar günah olmayınca." (syf.106)

"Olanların olacağı belliydi çoktan;
İyiyi kötüyü yazmış kaderi yazan;
Ta baştan gereği düşünülmüş her şeyin
Neden boşuna uğraşır, dertlenir insan?"(syf.186)

Bu satırlardan da anlayabileceğimiz gibi, oldukça değişik bir akıl yürütme şekli var Hayyam'ın. Bu da Hayyam'ı özel kılan şey bir bakıma. Bu kitabı okurken özellikle dikkatinizi çeken kelimeler de olacak tabii ki: en başta şarap, sonrasında kadeh, sevgili, sâki ve felek. Öyle ki; kitabı bitirdikten sonra merakımdan şarap kelimesinin kitapta ne kadar geçtiğini üşenmeyip saydım: 125 kez. Bu arada son 6 sayfadaki Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi kitapları haricinde kitap 196 sayfa. Hayyam'a göre Çin, Tus Sarayı bir damla şaraba bedel, dünya zehirse şarap panzehir. Şarabı iblis içse Adem'in önünde secdeye yatar, götürüp dağa döksen dağ sarhoş olup oynamaya başlar, şarap öyle önemli ki Hayyam için, şunu yazmış:

"Şarapla yıkayın beni öldüğüm zaman
Asmadan bir tabut içinde gömün beni."
(syf.151)

Bir süre sonra "Acaba bu şiirin neresinde şaraptan bahsedecek?" diye düşünmüyor değildim açıkçası. Hayyam'ın şiirlerinde şarabın önemini anlatmak için birkaç örnek rubai daha koyayım:

"Dedim ben artık bu kızıl şarabı içmem;
Üzümün kanıymış bu, ben kan dökmek istemem.
Gün görmüş aklım şaşırdı: Sahi mi? dedi;
Yok canım, dedim; şaka, ben nasıl içmem!"
(syf.54)

"Bilir misin, yüceler yücesi Tanrı,
Şarap ne zaman coşturur içenleri?
Pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe
bir de cuma, cumartesi günleri." (syf.69)

Şarap içmesini şöyle bir temele dayandırarak peygamberin dilinden yazdığı şu dizelerle haklı olduğunu göstermeye çalışmış sanki diğer insanlara:
"Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer."

Bir de şu rubai var ki, okurken gerçekten inanamadım, bunu sevgiliye değil sâkiye yazmış evet:

"Sâki, yüzün Cemşid'in kadehinden güzel;
Uğrunda ölmek sonsuz yaşamaktan güzel;
Işık saçıyor ayağını bastığın toprak,
Bir zerresi yüz binlerce güneşten güzel."
(syf.108)

Hayyam'dan öğrendiğim, daha doğrusu bilip de Hayyam'ın dörtlükleriyle desteklediğim bir düşünce daha oldu: "Her günü son günün gibi yaşa. Feleğin karşımıza ne çıkaracağı belli değil." Bununla ilgili çok beğendiğim birkaç rubaiyi paylaşmak isterim sizlerle:

"Dert çekme boşuna, hep gül de yaşa;
Zulüm yolunda hakkı bul da yaşa;
Sonu yokluk madem bu dünyamızın
Yok bil kendini, özgür ol da yaşa."(syf.42)

"Dünya, yıldıramazson beni ne yapsan;
Ölümden de korkmam, er geç ölür insan.
Ölmemek elimizde değil ki bizim:
İyi yaşamamak beni tek korkutan." (syf.125)

"Bu dünya kimseye kalmaz, bilesin;
Er geç kuyusunu kadar herkesin.
Tut ki Nuh kadar yaşadın zor bela
Sonunda yok olacak değil misin?" (syf.146)

Üzerinde düşünülecek, belki yüz kez okunacak şiirler de vardı kitapta, ki şahsi düşünceme göre Hayyamca değil de direkt Hayyam'a ait olan şiirlerdi bunlar:

"Yalnız bilgili olmak değil adam olmak;
Vefalı mı değil mi insan, ona bak.
Yücelerin yücesine yükselirsin
Halka verdiğin sözün eri olarak."(syf.124)

"Bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona?
Sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana.
Bir gününü sevgisiz geçirdinse, yazık:
En boş geçen günün o gündür, inan bana."(syf.136)

Hayyam'ın bahsetmeden geçemeyeceğim bir özelliği daha var ki, sivri dili, öyle bir dil ki bu, herkesi, her şeyi, hükümdarları, feleği, Tanrıyı, ciddi anlamda her şeyi eleştiren bir dil bu. Ön sözde şöyle yazıyor: "Doğu'da eskiden Hayyam'ın şiirlerini okuyan kim? Beş on kişi; kimseye hesap vermek zorunda olmayan Hayyam gibilerin bir gün kitap ve şarap parası veren, bir başka gün de boynunu vurduran mutlular mutlusu bir azınlık." Artık böyle olmasa da, bunun Hayyam'ın Doğu'da ve Batı'da çok farklı algılanmasında önemli bir rol oynadığını düşünmekteyim. Bir de Hayyam'ın eleştirilerine "üst" kesimin bakışına dair şöyle bir özet yazmış Sabahattin Eyüboğlu: "Sorumsuz beyzadeler Hayyam'ı diledikleri anlamda okuyup geçmişler: Hayyam'ın kendilerine attığı tokatları meze yapmışlar."
Biraz da Hayyam'ın bu eleştirilerine göz atalım:

"Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
Senden ayığız bu sarhoş halimizle.
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde."(syf. 15)

"Güçlü olduğuna inanırdın beni;
Bol bol da verdin bana vereceklerini.
Yüz yıl günah işleyip bilmek isterim:
Günahlar mı sonsuz, senin rahmetin mi?"(syf. 120)

Okuyup okuyup güldüğüm birkaç rubaiyi koymak isterim buraya:(bunları Hayyam'ın yazdığını düşünmüyorum, daha çok Hayyam adına yazılmış şiirler olduğunu düşünüyorum:

"Camiye gittim, ama Allah bilir niye;
Ne namaz kılmaya, ne dua etmeye.
Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:
O eskidi gittim yenisini yürütmeye."(syf.19)

"Cennette huriler varmış, kara gözlü;
İçkinin de ordaymış en güzeli.
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz:
Bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili."(syf.29)

"Orucumu yiyorsam ramazanda
Mübarek aydan habersizim sanma:
Çileden gece oluyor da gündüzüm
Sahura kalkıyorum gün ortasında."(syf.50)

Herkes başka türlü görüyor Hayyam'ı. Kimine göre ermiş bir din adamı, kimine göre sadece bir keyif adamı, kimine göre kendini aşmaya, kimine göre kendini silmeye götüren, kimine göre devrimci, kimine göreyse bir uyarıcı. Bana göreyse kesinlikle bir dâhi! Siz bu yazdıklarımdan Hayyam hakkında ne düşündünüz bilmem ama Hayyam'ın bunlara da bir cevabı var tabii:
"Herkes bir türlü görmek istiyor beni
Ben kendimi ne türlü yaparsam yaparım."

Fazlaca uzun bir inceleme oldu gerçekten. Zaten bu inceleme vesilesiyle hızımı alamayıp tüm kitabı yazdım buraya galiba, yine de kitabı okumak isterseniz keyifli okumalar dilerim. :)
212 syf.
·1 günde·Beğendi
Biraz hızlı biten bir kitap oldu.
Kitabın özeti nedir diye sorarsanız size cevabım koca bir ŞARAP. Nedir bu şarap aşkı anlamadım ki. Ömer Hayyam bir İslam alimi matematik, fenni ilimler, edebiyat gibi birçok farklı alanlarda çalışmalar yapan bir bilim insanı. Aynı zamanda filazof. Kendisine kafir diyen de var alim diyen de. Ben hiçbir şey demiyorum. Kitapta Allah'la alay edilen, Allah'a sitem edilen okurken tövbeler eşliğinde okuduğum rubailer oldu.
Ömer Hayyam kendisi de rubailerinde şaraba taptığını itiraf ediyor zaten. Cennet ve cehenneme artı ahirete de inanmadığını birçok rubaisinde açık bir şekilde beyan ediyor.
Neye inanıyor tam olarak anlamadım ama mükemmel rubaileri var bu kadar rubai yazmak yetenek ister.
216 syf.
Hayattayken rubaileri başına iş açmış. Okuyunca neden başına iş açmış anlamak zor değil.
Bu dörtlükler genelde şarap, kadın, ve aşk içerikli. Şimdi diyebilirsiniz ki "bunda ne var, herkes aşk, kadın ve şarap konulu şiirler yazabilir" Evet bence de yazabilir.
Fakat Ömer Hayyam'ın tarzı biraz farklı :D
Ömer Hayyam'ı hiç araştırmasak bile sadece dörtlüklerden bilgili bir adam olduğunu sezebiliriz. Bu bilgisi tek bir alanla da sınırlı değil. Bu alanların içinde din olduğu da bir gerçek. Belki de Ömer Hayyam'ın günümüz dünyasında popüler olmasının sebeplerinden biri de bu her şeye muhalif kişiliği.
Hatta Ömer Hayyam'a döneminin anarşisti bile diyebiliriz.
Kendisinin tek karşı çıkmadığı şeyi ise aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen biliyorum. Şarap.
Ben çok beğendim. İyi okumalar. :)
Ferah
Ferah Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer'i inceledi.
112 syf.
Rahat rahat oturduğumuz evlerimizde bilgisayardan , ya da aklımızı alan akıllı telefonlarımızdan yazmak ne kolay değil mi? Herkesin içinde nefret duygusu. Susuyorum olmuyor, konuşuyorum olmuyor, yeniden,yine yine izah ediyorum olmuyor. Ah bu kelimeler neden bana yetmiyor? Azıcık sevgi dolduralım yüreklerimize. Artık şu sığamadığımız bizi kucaklayan koca dünyaya sığalım istiyorum. Umutlarımı öldürüyorlar.
İnsanlar birbirinden sadece tanışırken "memnun". Dost olduğunu, arkadaş olduğunu sanırsın ve hani hissettirirsin ya onsuz olmayacağını elin ayağın gibi ona muhtaç..İşte ondan sonra kendini nimetten sayar onlar; herkes gibi öleceğini unutarak. Sonra da insanın ömrünü yer bunlar adını da deli koyar.. Tanırsın artık insanları, tamam dersin,
40 yılda bir gelir iyisi, ama sen artık delisindir.
Hiç olmazsa yaşarken , içimizdeki huzurun ölmesine izin vermeyen dostluklara merhaba diyelim.. Hani geriye baktığımız ''ahh''landığımız ve 'keşke'lendiğimiz zamanlar vardır..
Dürüst olalım bu liste de bayağı kabarıktır
Ama öyle bir 'iyi ki'lerimiz de vardır ;
işte o tüm olumsuzlukları tolere eder!
İyi ki anneyim..
İyi ki hayatımda benden,benliğimden canlılar var..
İyi ki dostluklarımız var..
Bazı insanlara rastlama şansı verir hayat çoğalırsınız
İyi ki var, varız deriz.
İnsan olmak , ne büyük bir onur. Yaradılışımızın farkına varıp , özümüzü hissetmek için ; ne dinlere , ne eğitime , ne paraya , ne de empatiye ihtiyacımız yok. İçimize dönüp niye var olduğumuzu hatırlamak yeterli değil mi ki? Kızdığımız şeyler belki de kendimizde olmayanlardır. Varlığımızdan gurur duyduğumuz sabahlara günaydın diyebilelim.. Yazarak hiçbir şeyi değiştiremiyor olsak da , en azından içten bir şekilde okunduğunda kim bilir belki birilerinin temiz kalbine değer , dua olur , gerçek olur. Derin acılarımızın sona erdiği , huzuru hem kendi içimizde, hem de etrafımızdakilere hissettirip hissedeceğimiz barış dolu bir dünya olur.
Sevmeyi bilene muhabbet biter mi?Yürek meselesi, bitmez. Ne derlerse desinler, kök sağlam olursa.Ben güzel şeyler düşledikçe güzel olan herşey yavaş sindire sindire yoluma çıkıp bana katılıyor.
Sadece yol alıyorum..
Bazen, bazı insanlar yanımızda olmasalar da ne kadar önemli olduklarını bilmiyorlar, varlıklarının bize ne kadar iyi geldiğini, bir merhabalarının bize her şeyi unutturup içimizi ısıttığını...
Hayatımızda olmasalar ne kadar eksik olurduk , farkında değiller...Olsun, Sevdiğimiz insanlara kızdığımızda onlardan sevgimizi geri çekme lüksümüz olmuyor olmamalı da...Sevgimizin yüceliği hoşgörüden ve anlamaktan geçiyor.Beklentilerimi karşılayan bir hayatım yok evet...Dinlemeye karar verdim kendimi; hayatımdaki fazlalıklardan. Beni yoran düşüncelerden isteklerden anılardan insanlardan. Beni yoran bağlardan dayatmalardan kurtulmak istiyorum . Kendime ve çocuklarıma bir yaşam borçluyum. Huzurlu ve mutlu bir hayat...
Ömer Hayyam ne güzel ifade etmiş; '' "Hayat kısa insanoğlu. Kesildikçe biten otlar gibi yeşermeyeceksin bir daha."
Özet bu ; her nefesin kıymetini bilip , güzel anlamlar katacağımız bir ömür olsun hepimize.
Nefes alabiliyor olmanın şükrüyle.
https://www.youtube.com/watch?v=NaCNmPfQcoU ezgisi eşliğinde;
Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ömer Hayyam
Tam adı:
Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim'el Hayyam
Unvan:
İranlı Şair, Filozof, Matematikçi ve Astronom
Doğum:
İran, 18 Mayıs 1048
Ölüm:
Fars, 4 Aralık 1131
Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim'el Hayyam veya Ömer Hayyam (Farsça: عمر خیام)(d. 18 Mayıs 1048 - ö. 4 Aralık 1131) İranlı şair, filozof, matematikçi ve astronom.

Hayyam Nişaburludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Emin Maluf Emin Maluf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur.)

Birçok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.

Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubâileri ile ünlenmiştir.
Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.

Rubailerinde, dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenle de çağını aşarak "evrenselliğe" ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.

Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Dünyanın ilk rasathanesini kurmuştur. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim adamlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir.


Ömer Hayyam'ın mezarı, Nişapur, İran.
Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mal edilenler binin üzerindedir.

Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.
Rubailerinin Türkçeye çevirisi farklı birçok çevirmen tarafından yapılmışsa da rubaileri Türk halkına sevdiren çeviri Sabahattin Eyüboğlu tarafından yapılmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 2.357 okur beğendi.
  • 12,9bin okur okudu.
  • 409 okur okuyor.
  • 4.558 okur okuyacak.
  • 91 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları