Ömer Hayyam

Ömer Hayyam

Yazar
8.7/10
2.124 Kişi
·
7.567
Okunma
·
1.678
Beğeni
·
35192
Gösterim
Adı:
Ömer Hayyam
Tam adı:
Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim'el Hayyam
Unvan:
İranlı Şair, Filozof, Matematikçi ve Astronom
Doğum:
İran, 18 Mayıs 1048
Ölüm:
Fars, 4 Aralık 1131
Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim'el Hayyam veya Ömer Hayyam (Farsça: عمر خیام)(d. 18 Mayıs 1048 - ö. 4 Aralık 1131) İranlı şair, filozof, matematikçi ve astronom.

Hayyam Nişaburludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Emin Maluf Emin Maluf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur.)

Birçok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.

Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubâileri ile ünlenmiştir.
Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.

Rubailerinde, dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenle de çağını aşarak "evrenselliğe" ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.

Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Dünyanın ilk rasathanesini kurmuştur. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim adamlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir.


Ömer Hayyam'ın mezarı, Nişapur, İran.
Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mal edilenler binin üzerindedir.

Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.
Rubailerinin Türkçeye çevirisi farklı birçok çevirmen tarafından yapılmışsa da rubaileri Türk halkına sevdiren çeviri Sabahattin Eyüboğlu tarafından yapılmıştır.
Bir elde kadeh, bir elde Kuran;
Bir helâldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kâfiriz, ne tam Müslüman!
Ömer Hayyam
Sayfa 31 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
Dünya üç beş bilgisizin elinde;
Onlarca her bilgi kendilerinde.
Üzülme; eşek eşeği beğenir:
Hayır var sana kötü demelerinde.
Ömer Hayyam
Sayfa 28 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kendi içmez, içeni kınamaya bayılır,
Yüzünden aldatmaca sahtekarlık yayılır,
Şarap içmiyor diye kasılıp gezer ama,
Yedikleri yanında şarap meze kalır.
216 syf.
Ömer Hayyam; İranlı matematikçi,şair,filozof ve astronom; İran ve Doğu edebiyatında rubai türünün kurucusudur. Doğu’da şair kimliğiyle tanınsa da matematik bilgisi ve yeteneği zamanının çok ötesindeydi. Binom açılımını ve bu açılımlardaki katsayıları buldu. ‘’Celali takvimini oluşturdu. Çeşitli bilim dallarıyla ilgili eserler yazdı. En ilginci de, geçmişte yaşamış birçok insanın aksine doğum tarihinin günü gününe bilinmesidir, çünkü takvim konusunda uzmandır ve doğduğu tarihi kendisi araştırıp tam olarak bulmuştur!

Müslüman dünyasının en aydınlık dönemlerinde yaşamış, felsefenin günah sayılmadığı devirde özgürce düşünmüş, İslam kültüründeki hakim anlayıştan sıyrılıp kendisi akıl yürütmüş ve onu sade fakat çarpıcı bir biçimde kağıda geçirmeyi başarabilmiştir. Şiirlerinde genellikle aşk, şarap, dünya, insan hayatının gelip geçiciliği, Tanrı, Tanrı’ya sitem gibi konular yer alır. Hayyam’a göre ikinci bir dünya yoktur, en şaşmaz ölçü akıldır, gördüklerimizdir. Dini yarım yamalak ve gösteriş için yaşayanları ve böyle din adamlarını eleştirir.

Şiirlerinin çoğunda çoğunda şarap yer alır. Öyle ki, bazen, şaraba taptığını hissedersiniz. Ki zaten, kendisi de öyle söylemektedir:


‘’Ben içerim,ama sarhoşluk etmem:
Kadehten başka şeye el uzatmam.
Şaraba taparmışım, evet, taparım:
Ama senin gibi kendime tapmam.’’


Dizelerini okurken şarap içesiniz gelir. Öyle güzel konuşur ki ağzınız sulanır, boğazınız yanar. Oturup Hayyam’la karşılıklı birer kadeh içmek, şiirler söylemek istersiniz. Şarabı sanki bir sevgiliyi anlatır gibi anlatır. Ona göre şarap haram değildir, ama içmesini biliyorsanız. Şarap onun Tanrı’sıdır, ölüp bedeni toprağa karışınca toprağından testi yapıp içtiğidir, İblis’in eğer içseydi Adem’in önünde secdeye yatacağıdır, Muhammed Mustafa’nın hamlara haram kılıp olgunlara helal kıldığıdır, içip içip kendinden geçtiğidir, içip içip kendini bulduğudur, mahşerde meyhanenin önüne gömüldüğüdür, uğruna cenneti reddettiğidir, o acıya ne tatlılar feda ettiğidir, üzüm kanı akıttığıdır, sevgiliyle kendinden geçtiğidir, ölünce yıkandığıdır, insanın testisi olduğu candır, yürekteki sıkıntıyı alandır, adının kötüye çıktığıdır, bir kerpici de olsa satıp içtiğidir, benlik kaygısını sildiğidir, beyindeki düğümleri çözdüğüdür, Tus saraylarına bedeldir, yıkık gönüllerin mimarıdır, kendinden geçtikçe kendine geldiğidir, her kadehi devirdikçe ayıldığıdır, yarın toprak onu güle kavuşturmadan elinin özlediği kadehi kavradığıdır, onunla dirilmek istediğidir, bir güzelin sunduğudur, dünya zehirlerinin panzehridir, Tanrı’nın haram kılıp da cennette vaat ettiğidir, bir damlasına Çin’i verdiğidir, bir yudumunu bütün dinlerden üstün tuttuğudur, dünyada ondan başka ‘’hoş’’ un olmadığıdır, içini doldurduğudur, günüdür güneşidir, aklını aldığıdır; kısacası her şeyidir!


Dizelerini okurken sevgiliyi sevesiniz gelir. Onun gül yüzüne bakasınız gelir. Onu bir şarap gibi içesiniz, onunla dünyaya dalasınız gelir. O sevgili ki yüzü Çin güzellerini kıskandırır, bakışı büyüde Babil şahını devirir, yanağı Ağustos gülünü bastırır, yakut dudakları kızıl kızıl yanandır, güzelim kokusu cana can katandır, onunla içilen şarap helal, onsuz içilen su haramdır, tarak gibi diş diş olup da yüreğine batıp da yine saçına dokunduğudur, şarap içip güzel sevdiğidir, Ay gibi olan pırıl pırıl gülendir, güzeller bayram günü süslenir, sevgilinin yüzüyse bayramları süsler, elini elinden çekemediğidir, onunla dirilmek istediğidir, derdi derman edendir, yüzü canının kıblesi olandır, uğruna kara gözlü hurileri reddettiğidir, asla ayrılmadığıdır.


‘’Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz;
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?’’


Hayyam ve Hayyam gibiler sevgiliden ayrılamazlar. Ne kadar ayrı gözükseler de, tek noktaya mıhlıdırlar. Eninde sonunda baş başa verirler. Bir tek bedenleri vardır, tek vücut olurlar.


‘’Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;
Şimdi: Çekil önümden diye ferman edersin;
Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;
Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?’’


Hayyam ve Hayyam gibilerinin Kabe değildir kıblesi, sevgilinin yüzüdür. Öyle bir şeydir ki o yüz, uğruna secde edilir, ibadet edilir, dua edilir. O canın kıblesidir, onsuz yön şaşılır, ayetler unutulur.


‘’Bir batman sarap, bir buğday ekmeği;
Bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili;
Daha ne istenir bilmem şu dünyada:
Padişah daha iyisini bulabilir mi?’’


Hayyam için bunlar yeterlidir. Dünyadan pek fazla bir şey beklemez çünkü insana sadece bunların yeteceğini bilir. Gerçekten de öyle değil midir? Nice insanlar, padişahlar, tüccarlar, işçiler, hamallar, zenginler, fakirler geçmiştir. Bu dünya kime kalmıştır? Ecel gelince başa, fısıldayınca perdenin ardından, bu dünya kimseye yar olmamıştır. Kimsenin sarayı, hanesi, parası, pulu, mevkii, makamı, koltuğu yanına kalmamıştır. Herkes toprağa karışmış, mahşeri beklemeye koyulmuştur. O yüzden dünyada yaşamalıdır, şarap içmelidir, sevgiliyle koyun koyuna olmalıdır, mahşere dek sızıp kalmalıdır.


‘’Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır bu sel yatağına?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?’’


‘’Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;
Elimin özlediği kadehi kavramak.
Her zerrem nasibini almalı dünyadan
Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.’’


‘’ Bir su,bir damla suymuşuz,bele düşmüşüz;
Şehvet ateşiyle dışarı savrulmuşuz;
Yarın yel savuracak toprağımızı
İçelim;hoş geçsin üç nefeslik ömrümüz’’


Dizelerini okurken Tanrı’ya çatasınız, sitem edesiniz, bazen de dua edesiniz gelir. O Tanrı ki Hayyam’ın kafa tuttuğudur, meyhanede buluştuğudur, şarabı haram etmesine sitem ettiğidir, arayıp göklere çıktığıdır, sonra içinde bulduğudur, kaybettiğidir.

Tanrı nerededir, ne yapıyordur? O’nu aramaktan dünyanın başı derttedir. Ne zengine görünür, ne fakire görünür. O konuşur da biz sağır mıyızdır, o görünür de vardır da biz kör müyüzdür?

Öldürmek de yaratmak da O’nun işidir, bu dünyayı gönlünce düzenleyendir. Hayyam kötüyse kabahat kimdedir, Hayyam’ı öyle yaratan O değil midir? Ne yapacağını yazan O değil midir, demek ki günah işleten de O’dur. Öyleyse cennet cehennem nedir?

Dünyada günah işlemeyen var mıdır? Günah işlemeden yaşanır mı? Hayyam’a bu yüzden kötü deyip kötülük edecekse Tanrı, Hayyam’dan ne kalır farkı?

Tanrı niye gizlenir kimselere görünmez, bazen de renk renk dünyalarda görünür yüzü? Kendi kendine sevişmek değil midir O’nunki. Seyreden de O’dur, seyredilen de O’dur çünkü.

Tanrı Hayyam’ın merhametinden emin olmak istediğidir, yüz yıl günah işleyip de bilmek istediğidir. Günahlar mı sonsuzdur, yoksa O’nun rahmeti mi?

Tanrı Hayyam’ın merhametinden emin olduğudur. Günahı var diye tasalanmaz, dertlere düşmez. Günah olmalıdır ki, Tanrı bağışlasın. Yoksa rahmet neye yarar günah olmayınca?

Tanrı, karanlık içindeyken ışığını aradığıdır. Rahmetinden ötürü günah işlemekten korkmadığıdır. Azığı O’ndandır, çaresiz kalmadığıdır. Mahşerde lütfuyla ak pak olursa yüzü, kara defterine aldırmadığıdır.

Tanrı Hayyam’ın sitem ettiğidir. Cenneti ibadetle kazanacaksa, Tanrı’nın bu işte ne cömertliği kalır?


Dizelerini okurken iki yüzlü din adamlarına, para uğruna dini kullananlara sövesiniz gelir. Hayyam onlara bir güzel çatar, siz de alkış tutarsınız. O iki yüzlü softa ki, şarap içenleri kınayandır, şarap içmem diye övünüp her türlü haltı yiyendir, sabaha karşı aşıkların iniltisi onun ezanından güzeldir, onun kitabını minberini tutmayı bırakıp kadehten elini çekmediğidir, hırkasına tespihine postuna seccadesine Tanrı’nın kanmadığıdır, dünyayı bilmek isteyenlere, Yaradan’ın sanatı peşinde olanlara taş atandır, aklı fikri abdest bozan şeylerde olandır, görüldüğü gibi olmayandır.


‘’ Şeyh fahişeye demiş ki: Utanmaz kadın;
Her gün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın.
Doğru, demiş fahişe, ben öyleyim; ya sen?
Sen bakalım şu göründüğün adam mısın?’’


‘’ İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tesbih, post, seccade güzel
Ama Tanrı kanar mı bunlara?’’


Daha eleştirdiği birçok şey var Hayyam’ın. Ama bunlar en çok ağırlık verdiği konulardı. Hayyam’ın dizeleriyle kendi yorumlarımı karıştırdım. Bu kadar sade ve mükemmel anlatılır mı bir düşünce… Bana kalırsa şair dediğin böyle olmalı. Açık seçik anlatmalı, asi olmalı, kafa tutmalı, bazen alaya almalı, bazen gülmeli, bazen düşündürmeli. Şiir de usta da değilim, görüş bildirmek ne haddime… Fakat Ömer Hayyam’ı okuyunca insan, iki kelam etmeden geçemiyor. Kitabı kesinlikle okuyun derim, oradan buradan dörtlüklerini açıp okumak yerine bir yerde bulunsun. Bir gün mutlaka işimiz düşer. Yanınıza bir kadeh şarap da alın ham değilseniz eğer, bir de gül yüzlü sevgili, için şarabı ve sevgiliyi, takmayın bu gelip geçici dünyayı… Dinleyin ne diyor Hayyam:


‘’ Bilmem, Tanrım, beni yaratırken neydi niyetin,
Bana cenneti mi, cehennemi mi nasip ettin;
Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen
Bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin.’’
216 syf.
Öncelikle çeviriyi takdir etmek istiyorum. İş Bankası Yayınları her zamanki gibi kusursuz bir çeviri yapmış. (ama yine de orjinal hallerini okumayı isterdim) Ömer Hayyam, rubailerinde sınır tanımadan, özgür bir şekilde düşüncelerini, dünya, varoluş, Allah hakkındaki sorgulamalarını mizahi bir dille dörtlüklere dökmüş. Hayyam dini özde değil, sözde yaşayanları eleştiriyor. Şarap, kadın,zevku sefa düşkünlüğüyle bilinen Hayyam, toplumu ve yargılarını önemsemediğini bu yazdığı rubailerle bas bas bağırıyor aslında. Yaklaşık bin yıl önce böyle bir felsefeye sahip olup, böyle dörtlükler yazmak büyük cesaret. Zira bugün bile böyle tepkiler alan bu eser ve Ömer Hayyam kim bilir nelerle karşılaştı o dönemde...
Ferah
Ferah Bir Çöl Rüzgarı Ömrümüz - Rubailer'i inceledi.
112 syf.
Rahat rahat oturduğumuz evlerimizde bilgisayardan , ya da aklımızı alan akıllı telefonlarımızdan yazmak ne kolay değil mi? Herkesin içinde nefret duygusu. Susuyorum olmuyor, konuşuyorum olmuyor, yeniden,yine yine izah ediyorum olmuyor. Ah bu kelimeler neden bana yetmiyor? Azıcık sevgi dolduralım yüreklerimize. Artık şu sığamadığımız bizi kucaklayan koca dünyaya sığalım istiyorum. Umutlarımı öldürüyorlar.
İnsanlar birbirinden sadece tanışırken "memnun". Dost olduğunu, arkadaş olduğunu sanırsın ve hani hissettirirsin ya onsuz olmayacağını elin ayağın gibi ona muhtaç..İşte ondan sonra kendini nimetten sayar onlar; herkes gibi öleceğini unutarak. Sonra da insanın ömrünü yer bunlar adını da deli koyar.. Tanırsın artık insanları, tamam dersin,
40 yılda bir gelir iyisi, ama sen artık delisindir.
Hiç olmazsa yaşarken , içimizdeki huzurun ölmesine izin vermeyen dostluklara merhaba diyelim.. Hani geriye baktığımız ''ahh''landığımız ve 'keşke'lendiğimiz zamanlar vardır..
Dürüst olalım bu liste de bayağı kabarıktır
Ama öyle bir 'iyi ki'lerimiz de vardır ;
işte o tüm olumsuzlukları tolere eder!
İyi ki anneyim..
İyi ki hayatımda benden,benliğimden canlılar var..
İyi ki dostluklarımız var..
Bazı insanlara rastlama şansı verir hayat çoğalırsınız
İyi ki var, varız deriz.
İnsan olmak , ne büyük bir onur. Yaradılışımızın farkına varıp , özümüzü hissetmek için ; ne dinlere , ne eğitime , ne paraya , ne de empatiye ihtiyacımız yok. İçimize dönüp niye var olduğumuzu hatırlamak yeterli değil mi ki? Kızdığımız şeyler belki de kendimizde olmayanlardır. Varlığımızdan gurur duyduğumuz sabahlara günaydın diyebilelim.. Yazarak hiçbir şeyi değiştiremiyor olsak da , en azından içten bir şekilde okunduğunda kim bilir belki birilerinin temiz kalbine değer , dua olur , gerçek olur. Derin acılarımızın sona erdiği , huzuru hem kendi içimizde, hem de etrafımızdakilere hissettirip hissedeceğimiz barış dolu bir dünya olur.
Sevmeyi bilene muhabbet biter mi?Yürek meselesi, bitmez. Ne derlerse desinler, kök sağlam olursa.Ben güzel şeyler düşledikçe güzel olan herşey yavaş sindire sindire yoluma çıkıp bana katılıyor.
Sadece yol alıyorum..
Bazen, bazı insanlar yanımızda olmasalar da ne kadar önemli olduklarını bilmiyorlar, varlıklarının bize ne kadar iyi geldiğini, bir merhabalarının bize her şeyi unutturup içimizi ısıttığını...
Hayatımızda olmasalar ne kadar eksik olurduk , farkında değiller...Olsun, Sevdiğimiz insanlara kızdığımızda onlardan sevgimizi geri çekme lüksümüz olmuyor olmamalı da...Sevgimizin yüceliği hoşgörüden ve anlamaktan geçiyor.Beklentilerimi karşılayan bir hayatım yok evet...Dinlemeye karar verdim kendimi; hayatımdaki fazlalıklardan. Beni yoran düşüncelerden isteklerden anılardan insanlardan. Beni yoran bağlardan dayatmalardan kurtulmak istiyorum . Kendime ve çocuklarıma bir yaşam borçluyum. Huzurlu ve mutlu bir hayat...
Ömer Hayyam ne güzel ifade etmiş; '' "Hayat kısa insanoğlu. Kesildikçe biten otlar gibi yeşermeyeceksin bir daha."
Özet bu ; her nefesin kıymetini bilip , güzel anlamlar katacağımız bir ömür olsun hepimize.
Nefes alabiliyor olmanın şükrüyle.
https://www.youtube.com/watch?v=NaCNmPfQcoU ezgisi eşliğinde;
Keyifli okumalar.
212 syf.
·2 günde·6/10
Lisede çok sevdiğim bir edebiyat öğretmenim vardı. Elindekine şükür ederek hep daha fazlasını hayal ederdi. Bize öğrettiği en önemli şey buydu. Hep daha iyisini ve hep daha fazlasını hayal etmek. Okulumuzda bir kütüphane yoktu. Kimsenin bizim ruhumuzu güçlendirme gibi bir derdi de yoktu. Varsa yoksa yarış atları gibi hazırlanmak zorunda bırakıldığımız sınav çalışmaları, etütleri vardı. Diğerleri bize dağların denize paralel olduğunu öğretti o ise dağ köylerindeki çocuklara nasıl güzel bir gelecek sunabileceğimizi. Boş bir sınıf verdiler hocaya kütüphane yap diye, adam edemez vazgeçer sandılar. Önce boyadı orayı resim öğretmenimizden rica etti duvarlara resimler çizdirdi. Sonra raflar gerekti kitaplar için sanayiye bir marangoza gidip rica etti,raflar tek tek elinden geçti. Kitaplara kaldı mesele evinde sakladığı hazinesini getirdi yerleştirdi oraya.İlk aldığı kitabı da oradaydı, altını çize çize okudukları da. Başardı kimseden bir destek almadan bir kütüphane yaptı bize. Anlattı sonra edebiyatın bize ne katabileceğini, bizi sınırlandırdıkları o okul duvarlarının, yurt odalarının çok ötesinde bir dünya olduğunu kitaplarda. Bir, iki, üç... derken hergün biraz daha kalabalıklaştı kütüphane. Okuyanlar anlatmaya başladı,dinleyenler okumaya..

Sonra birgün duyduk ki Cüneyt Hoca kitap topluyor. Niye? Bizim kütüphemiz var halbuki. Meğer kütüphanesi olmayan bir okula kütüphane hayali peşinde yine bizim hoca. Koştuk yanına ne varsa bizde istedik memleketten kitaba dair gönderdik o okula. Sonra başka bir okula, başka bir okula. Geçenlerde yine konuşurken Cüneyt hocamla kitap lazım Şerife dedi. Yine bir umutla başladık toplamaya ve yolladık hocaya. Eminim şimdi birileri o kitapları okuyor. Ve eminim birileri kitap okuduğu her an bu dünya daha da güzelleşiyor.

Bu kadar uzun bir girişi yaptım. Daha da yazsam yazarım lise yıllarıma ve edebiyat hocama dair. Bu uzun girişin sebebi ise Ömer Hayyam'ı ilk hocamdan duymamdı.Divan edebiyatı,Halk edebiyatı,rubailer,dörtlükler,hicivler,taşlamalar havalarda uçuyor o zaman. Ezberle babam ezberle. Niye? Bilmem ne sınavında soracaklar.. O zamandan sonra bir daha Hayyam yoluma pek çıkmadı,adını duymadım. Geçenler de bir kitap sitesinden alışveriş yaparken gözüme takıldı ve şimdi okuma zamanı dedim onu da ekledim listeye. Dün başladım, dörtlüklerden oluştuğu için kısa sürüyor okumak. Biraz acımasız olsada Divan edebiyatında övüldüğü kadar yok Hayyam. Beklentim yüksekti başlarken beklentimi karşılamadı ama yine de hayata dair bulabileceğiniz şeyler var içinde. Okumanızı isterim. Okumanızı ve mukayese etmenizi bildikleriniz, duyduklarınız ve yazılanları.

İncelememi Hayyam'ın bir dörtlüğü ile bitirmek istiyorum.
" Okunu attı mı ölüm,sipeler boşuna ;
O şatafatlar, altınlar,gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü :
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna. "
Hâlâ iyilik için var iken vaktimiz,koşun dostlar bir olalım hepimiz!

Keyifli okumalar. :)
216 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Titanik 14 Nisan 1912 gecesi Yeni Dünya'nın denizlerine gömüldüğünde, en seçkin kurbanı bir kitap olmuştu…" Bu sözler Lübnan kökenli Fransız yazar Amin Maalouf'un tarihi romanı Semerkant'ta geçiyor. Bahsi geçen kitap ise Rubailer(dörtlükler) Bu şiilein çok az sayıda kopyası olduğu bilinmekteydi o zamanlar . Ve günümüzde de süregelen bu eserlerin hangisinin Ömer Hayyam'a ait olduğu hakkında varsayımlar var olmaktadır. 1900'lerin başında Londra'da iki ciltçi, George Sutcliffe ile Francis Sangorski eskiden kalma kitap ciltleme zanaatını yeniden canlandırmaya çalışıyor, ciltlerinde kullandıkları zengin desenlerle tanınıyorlardı. Henry Sotheran adlı kitapçı onlardan eşi benzeri olmayan bir kitap sipariş etmişti. İki yıllık yoğun çalışmanın ardından 1911'de tamamlanan kitapta Ömer Hayyam'ın rubailerinin İngilizce yorumları yer alıyordu. Kitap 'Büyük Ömer' adının yanı sıra, ihtişamından dolayı 'Muhteşem Kitap' adıyla da tanınır olmuştu.Sotheran kitapçısı bu kitabı New York'a göndermek istiyordu. Ama Amerikan gümrüğünün talep ettiği yüksek gümrük vergisini ödemeyi reddettiği için kitap İngiltere'ye geri döndü.Bunun üzerine Gabriel Wells bir müzayedede kitabı 450 sterline satın aldı (kitabın satışı için alt sınır 1000 sterlin olarak belirlenmişti). Wells de kitabı Amerika'ya göndermek istiyordu. Ama ne yazık ki başvurulan gemi onu taşımayı kabul etmedi.Bunun üzerine 1912'de İngiltere'den Amerika'ya ilk seferini yapan Titanik'e başvuruldu. Kitap geminin kargosuna verildi. Ama gemi bir buzdağına çarpıp batınca kitap da onunla birlikte okyanusun derinliklerine gömüldü.
Ancak kitabın hikayesi Titanik'in batmasıyla sona ermedi. Birkaç hafta sonra kitabı hazırlayan iki kişiden biri olan Sangorski tuhaf bir biçimde boğularak öldü.
Diğerinin (Sutcliffe) yeğeni Stanley Bray ise kitabın ve 'Büyük Ömer'in anısını canlandırmaya kararlıydı. Sangorski'nin orijinal çizimlerini kullanarak altı yıllık bir çalışmanın ardından kitabın yeni bir kopyasını yapmayı başardı. Bu kitap korunmak üzere bir banka kasasına kondu.Ama İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi uçaklarının Londra'yı bombalaması üzerine bu kitap da paramparça oldu. Braytekrar işe koyularak 40 yıl süren çalışmala kitabı derleyerek ingilizceye çevirmi ve Britanya kütüphanesine teslim etmiştir. Bahtsızlıklara karşın ayakta duran rubailer muhakkak ki okumaya değer. Okurken tutucu kesimlerin kanına dokunacak mısralarla karşılaşmak olası ki; kitap sırf aşk , şarap ve Tanrı'ya başkaldırı olarak yorumlanabilir.Bazı bazı mısralar okunurken kendimize itiraf edemeyeceğimiz sözlerin söylenmiş olduğunu görüyoruz. aslında hepimizin içinden belli başlı zamanlarda geçen sözlerin cesurca açığa vurulmuş halidir bana göre. Böyle diline geleni pervasızca söyleyen bir adam nasıl olur da böyle ağdalı ,cafcaflı sözler kullanabilir aklım almıyor diyor Sabahattin Eyüboğlu. Düşünerek okumak gerekli. Gerektiğinde referanslara başvurulabilir.
216 syf.
·4 günde·8/10
İlk olarak Ömer hayyam'ın dörtlüklerini 'Semerkant' kitabından okuduğumda daha çok ilgi duydum. Dörtlüklerin hemen hemen %85'in de içki, sevgili ile ilgili ama yine de beni çok etkileyen dörtlükler var.
64 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Ömer Hayyam adına güzel bir inceleme olması dileği ile...

Ilk önce kısa bir hayatı:

Asıl adı Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayyam' dır. 18 Mayıs 1048'de İranin Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğludur. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmalar yapmıştır. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların cogunu kaleme almamış, oysa O ismini çokça duyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır.

21 Mart 1079 yılında tamamladığı, halk arasında “Ömer Hayyam Takvimi” bugün ise “Celali Takvimi” olarak bilinen takvim için büyük çaba sarf etmiştir. Eserleri arasında İbn-i Sina'nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır. Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzanacak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesi'ni ve Rubaiyat'ı Semerkant'ta kaleme almıştır.

Ömer Hayyam, İlmini genişletmek için zamanın ilim merkezleri olan Semerkand, Buhara, İsfahan'a yolculuklar yapmıştır. 4 Aralık 1131'de doğduğu yer olan Nişabur'da dünyaya veda etmiştir.
(alıntı)

Ama insanlar bu bilim insanı ve husta kişiyi daha çok Rubai(dörtlük) leriyle tanıyor.
Ne hikmetse insanların ilgisini tuhaf şeyler çeker. Kimileri şarapçı olarak biliyor, bu benim için üzücü bir şey, eğer Ömer Hayyam ın düşündüğü şarap metaforuyla anıyorsa sıkıntı yok lakin diğer şekilde aşağılayıcı bir durumsa hepimizi üzmesi gerektiğini düşünüyorum.

Son olarak şiirlerinden bahsedip sonlandırıcam incelemeyi.

Şiirlerinden en belirleyici şey "Ölüm" olarak gördüm.
Kimi yerde bir çok şeyi iğneliyor ve yeriyor. Kimileri için asıl gerçekler bunlar.
Bazı yerlerde bu adam kafayı yemiş diyebilirsiniz.
Çoğu yerde mey, şarap, meyhane kelimlerini çok kullanıyor. Üzüm mesela.
Ama hangi şarap...
Şimdi size Mevlananın şarap bakışını anlatan bir link atayımhttp://www.ask-imevlana.com/...saraptan-kasti-nedir
Çoğu iranlı şaiirin kullandığı bir tarz haline gelmiştir.

Başka bir yerde şöyle açıklama getiriliyor Mey, Meyhane hakkında:

“Farsça, içki içilen yer demektir. Kulun aşk ve şevkle Rabbine münâcât yeri. Kâmil arifin Allah aşkıyla dolmuş gönlü, tekke, lâhûtî âlem.” (Ethem Cebecioğlu; Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Otto Yayınevi, 2014)

“Meyhâneden kasıt tekke veya dergâh; mahbup ve maşuktan kasıt ise Cenab-ı Hak’tır. Şem`, ilâhî nur; sâkî ve sârbân mürşit; hum, humhâne, kâse, kadeh, cam kelimeleri âşığın kalbi; mutrip de ilâhî hakikati öğreten kişi yani mürşittir. Bunun gibi daha birçok terim farklı anlamlarda karşımıza çıkar.” (Azmi Bilgin, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 40, İstanbul 2011, s. 381.)

Son olarak Ömer Hayyamın şiirlerinin matematikse cebir düşüncesiyle yazıldığı söyleniyor.

Umarım faydalı olmuştur.
216 syf.
·4 günde·10/10
Ömer Hayyam, daha çok şair olarak tanınan Nişaburlu filozof, şair, yazar, matematikçi ve astronom. Benim içinse bunlardan biraz daha ötesi. Çoğu kişinin aksine ben Ömer Hayyam'ı bir matematikçi olarak tanıdım. Biraz bununla ilgili bilgilerimi aktarmak istiyorum sizlere. Hayyam, üçüncü derece bilinmeyen denklemlerde bilinmeyen rakamın yerine Arapça "şey" anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır, bu kelime İspanyolca Xay olarak geçmiş ve bu kelime indirgenerek "x" olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yani, şu anda matematikte kullandığımız x'in isim babası Hayyam'dır aslında. Ayrıca bunun da ötesinde Hayyam binom açılımını kullanan ilk insandır. Her ne kadar bizlere Pascal üçgeni olarak öğretilse de aslında doğrusu Hayyam üçgenidir.

İşte Edebiyat derslerinden önce bu matematik dehasıyla tanımıştım Hayyam'ı. Her ne kadar Edebiyat derslerinde ismi geçmiş olsa da hiç merak edip kitabını veyahut herhangi bir rubaisini okuma ihtiyacı hissetmemiştim, bu da benim eksikliğim... Ömer Hayyam'ı şairliği ile tanımam da dörtlüklerinden ziyade Fazıl Say ve Serenad Bağcan'ın Akılla Bir Konuşmam Oldu şarkısıyla olmuştu, ki kendisi hâlâ favori şarkılarımdan birisidir.

Kitabın incelemesinde Sabahattin Eyüboğlu'nun yazdığı ön sözlerden bahsetmeden olmaz. Toplamda 3 adet ön söz var. Hayyam'ı anlamak, anlatmak için özellikle okunması gereken yazılar olduğunu düşünüyorum bunların, özellikle Hayyam'ın Doğu'da ve Batı'da nasıl görüldüğüne, nasıl anlaşıldığına dair iyi bir izlenim edinmemizi sağladığını düşünüyorum.

Abdülbaki Gölpınarlı; Hayyam'ın "masallaşmış bir bilge" olduğunu söylüyor. Kendi eliyle yazılmış hiçbir yazısı olmadığı için şuradan buradan toplanmış dörtlükler ilk kez 15. YY'da(daha açık bir ifadeyle Hayyam'dan 4 yüzyıl sonra) kitaplaştırılmış. Bu da aslında kafamda şöyle bir soru oluşturdu: "Ya o dörtlükler Hayyam'ın değilse?" Bunu düşünen tek kişi ben değilmişim demek ki, çünkü kitapta buna dair bilgiler de vardı:

"A. Gölpınarlı'nın yayımladığı rubailer en eski ve en inanılır kaynaklardan alınmadır. Bununla beraber bunlardan hangileri Hayyam'ın, hangileri Hayyamca başkalarınındır, kesin olarak söylenemez. Ne var ki Hayyam, o kadar herkesten başka, o kadar kendi olmuş ki onun adına ancak onun söyleyebileceği sözler söylenmiş. Bu arada birçok şairler kendilerinin söylemekten çekindiklerini, yahut kendi adlarıyla inandırıcı olmaz sandıklarını Hayyam'a söyletmiş, Hayyam'ın ağzıyla kendi içlerini dökmüş olabilirler." Kitapta bu Hayyamca yazılmış şiirlerden de bolca bulunduğu için bu alıntıyı okuduktan sonra kitaptaki şiirleri anlamam çok daha kolay oldu.

Kitaba dair genel düşüncelerimi dile getirdikten sonra artık rubailer hakkındaki düşüncelerimi aktarabilirim. Ömer Hayyam'ın şiirlerindeki en hayran olduğum özellik kesinlikle Hayyam'ın değişik akıl yürütme şekli oldu. Ki Hayyam'ın şairliğinin bu kadar ünlü olmasını da buna bağlıyorum aslında. Bunu kendi sözlerimden çok Hayyam'ın sözleriyle anlatmam daha doğru olur:

"Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana;
Öyleyse nedir o cennet cehennem?" (syf.11)

"Hayyam, günahım var diye tasalanma,
Bunun için dertlere düşmek boşuna.
Günah olacak ki Tanrı bağışlasın:
Rahmet neye yarar günah olmayınca." (syf.106)

"Olanların olacağı belliydi çoktan;
İyiyi kötüyü yazmış kaderi yazan;
Ta baştan gereği düşünülmüş her şeyin
Neden boşuna uğraşır, dertlenir insan?"(syf.186)

Bu satırlardan da anlayabileceğimiz gibi, oldukça değişik bir akıl yürütme şekli var Hayyam'ın. Bu da Hayyam'ı özel kılan şey bir bakıma. Bu kitabı okurken özellikle dikkatinizi çeken kelimeler de olacak tabii ki: en başta şarap, sonrasında kadeh, sevgili, sâki ve felek. Öyle ki; kitabı bitirdikten sonra merakımdan şarap kelimesinin kitapta ne kadar geçtiğini üşenmeyip saydım: 125 kez. Bu arada son 6 sayfadaki Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi kitapları haricinde kitap 196 sayfa. Hayyam'a göre Çin, Tus Sarayı bir damla şaraba bedel, dünya zehirse şarap panzehir. Şarabı iblis içse Adem'in önünde secdeye yatar, götürüp dağa döksen dağ sarhoş olup oynamaya başlar, şarap öyle önemli ki Hayyam için, şunu yazmış:

"Şarapla yıkayın beni öldüğüm zaman
Asmadan bir tabut içinde gömün beni."
(syf.151)

Bir süre sonra "Acaba bu şiirin neresinde şaraptan bahsedecek?" diye düşünmüyor değildim açıkçası. Hayyam'ın şiirlerinde şarabın önemini anlatmak için birkaç örnek rubai daha koyayım:

"Dedim ben artık bu kızıl şarabı içmem;
Üzümün kanıymış bu, ben kan dökmek istemem.
Gün görmüş aklım şaşırdı: Sahi mi? dedi;
Yok canım, dedim; şaka, ben nasıl içmem!"
(syf.54)

"Bilir misin, yüceler yücesi Tanrı,
Şarap ne zaman coşturur içenleri?
Pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe
bir de cuma, cumartesi günleri." (syf.69)

Şarap içmesini şöyle bir temele dayandırarak peygamberin dilinden yazdığı şu dizelerle haklı olduğunu göstermeye çalışmış sanki diğer insanlara:
"Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer."

Bir de şu rubai var ki, okurken gerçekten inanamadım, bunu sevgiliye değil sâkiye yazmış evet:

"Sâki, yüzün Cemşid'in kadehinden güzel;
Uğrunda ölmek sonsuz yaşamaktan güzel;
Işık saçıyor ayağını bastığın toprak,
Bir zerresi yüz binlerce güneşten güzel."
(syf.108)

Hayyam'dan öğrendiğim, daha doğrusu bilip de Hayyam'ın dörtlükleriyle desteklediğim bir düşünce daha oldu: "Her günü son günün gibi yaşa. Feleğin karşımıza ne çıkaracağı belli değil." Bununla ilgili çok beğendiğim birkaç rubaiyi paylaşmak isterim sizlerle:

"Dert çekme boşuna, hep gül de yaşa;
Zulüm yolunda hakkı bul da yaşa;
Sonu yokluk madem bu dünyamızın
Yok bil kendini, özgür ol da yaşa."(syf.42)

"Dünya, yıldıramazson beni ne yapsan;
Ölümden de korkmam, er geç ölür insan.
Ölmemek elimizde değil ki bizim:
İyi yaşamamak beni tek korkutan." (syf.125)

"Bu dünya kimseye kalmaz, bilesin;
Er geç kuyusunu kadar herkesin.
Tut ki Nuh kadar yaşadın zor bela
Sonunda yok olacak değil misin?" (syf.146)

Üzerinde düşünülecek, belki yüz kez okunacak şiirler de vardı kitapta, ki şahsi düşünceme göre Hayyamca değil de direkt Hayyam'a ait olan şiirlerdi bunlar:

"Yalnız bilgili olmak değil adam olmak;
Vefalı mı değil mi insan, ona bak.
Yücelerin yücesine yükselirsin
Halka verdiğin sözün eri olarak."(syf.124)

"Bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona?
Sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana.
Bir gününü sevgisiz geçirdinse, yazık:
En boş geçen günün o gündür, inan bana."(syf.136)

Hayyam'ın bahsetmeden geçemeyeceğim bir özelliği daha var ki, sivri dili, öyle bir dil ki bu, herkesi, her şeyi, hükümdarları, feleği, Tanrıyı, ciddi anlamda her şeyi eleştiren bir dil bu. Ön sözde şöyle yazıyor: "Doğu'da eskiden Hayyam'ın şiirlerini okuyan kim? Beş on kişi; kimseye hesap vermek zorunda olmayan Hayyam gibilerin bir gün kitap ve şarap parası veren, bir başka gün de boynunu vurduran mutlular mutlusu bir azınlık." Artık böyle olmasa da, bunun Hayyam'ın Doğu'da ve Batı'da çok farklı algılanmasında önemli bir rol oynadığını düşünmekteyim. Bir de Hayyam'ın eleştirilerine "üst" kesimin bakışına dair şöyle bir özet yazmış Sabahattin Eyüboğlu: "Sorumsuz beyzadeler Hayyam'ı diledikleri anlamda okuyup geçmişler: Hayyam'ın kendilerine attığı tokatları meze yapmışlar."
Biraz da Hayyam'ın bu eleştirilerine göz atalım:

"Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:
Senden ayığız bu sarhoş halimizle.
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:
İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde."(syf. 15)

"Güçlü olduğuna inanırdın beni;
Bol bol da verdin bana vereceklerini.
Yüz yıl günah işleyip bilmek isterim:
Günahlar mı sonsuz, senin rahmetin mi?"(syf. 120)

Okuyup okuyup güldüğüm birkaç rubaiyi koymak isterim buraya:(bunları Hayyam'ın yazdığını düşünmüyorum, daha çok Hayyam adına yazılmış şiirler olduğunu düşünüyorum:

"Camiye gittim, ama Allah bilir niye;
Ne namaz kılmaya, ne dua etmeye.
Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:
O eskidi gittim yenisini yürütmeye."(syf.19)

"Cennette huriler varmış, kara gözlü;
İçkinin de ordaymış en güzeli.
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz:
Bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili."(syf.29)

"Orucumu yiyorsam ramazanda
Mübarek aydan habersizim sanma:
Çileden gece oluyor da gündüzüm
Sahura kalkıyorum gün ortasında."(syf.50)

Herkes başka türlü görüyor Hayyam'ı. Kimine göre ermiş bir din adamı, kimine göre sadece bir keyif adamı, kimine göre kendini aşmaya, kimine göre kendini silmeye götüren, kimine göre devrimci, kimine göreyse bir uyarıcı. Bana göreyse kesinlikle bir dâhi! Siz bu yazdıklarımdan Hayyam hakkında ne düşündünüz bilmem ama Hayyam'ın bunlara da bir cevabı var tabii:
"Herkes bir türlü görmek istiyor beni
Ben kendimi ne türlü yaparsam yaparım."

Fazlaca uzun bir inceleme oldu gerçekten. Zaten bu inceleme vesilesiyle hızımı alamayıp tüm kitabı yazdım buraya galiba, yine de kitabı okumak isterseniz keyifli okumalar dilerim. :)
216 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
İslamın altın çağında yaşamış altın bir insan yıldızların efendisi deli yürek Ömer Hayyam.

İsminden dolayı kendisinin Fars olamayacağı belki de Türk kökenli olduğu tartışmaları yapılmakta. Ama bunun pek önemi yok. Bizler gibi doğulu olduğuna şüphe yok en azından. O yüzden bizden biri.

Bilim adamı kimliğiyle ilgili üç beş kelam etmek isterdim ama konumuz edebiyat deyip mevzuya geçelim.

Ömer Hayyam yaşadığı pozitif çağdan dolayı felsefeyi günah saymayan bir toplum yapısında özgürce felsefe ile ilgilenebilmiş. Bu özgürlüğün verdiği cesaretle mi yoksa doğuştan gelen bir cesaretle mi bilinmez birçoğumuzun söylemeye çekindiği sözleri korkmadan dile getirebilmiş.

Öyle sözleri var ki bu adam tam bir "Tanrıtanımaz" dedirtirken arkasından ekledikleri evliyaları bile kıskandıracak cinsten.

Kendisine dinsiz imansız diyen "softa"lara da lafını esirgememiş, tek tek geçirmiş :)

Hile hurda peşinde koşan, hak gözetmeyen ve dahi yiyen yöneticiler de Hayyam'ın dilinden nasibini almış.

Kitabı okurken yaptığım alıntılarda daha çok şarap içeren dörtlüklere rastladınız. Ne yapıyım sanatla süslenmiş şarap gördüğümde dayanamıyorum :) Yukarıda bahsettiğim konulardaki dörtlükleri kitapta bulabilirsiniz.

Ömer Hayyam okuduğum ilk günden bu yana beni en fazla etkileyen şairlerden oldu. Hayata, çevreye, olaylara daha eleştirel bakabilmemi sağladı. Bir sanattan beklenilen etki de bu değil mi?

Beni etkileyen bu adam için bir ahtım var: Ölmeden önce mezarını ziyaret etmek. Peki sadece ziyaret mi? Mezarı başında bu parça eşliğinde https://youtu.be/PHo5U9Rios0 gül rengi şarap içmek :)

Haa bu arada vinç kiralayıp gideceğim mezarına. Şarabı yudumladıktan sonra kendimi çekerim tepeye, boynuma ilmiği bağlar atlarım. Maksat devrim muhafızları yorulmasın.
216 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Önsöz kısmında zaten tümünün Ömer Hayyam'a ait olmadığının düşünüldüğü yazıyor. Yine de bazıları hoşuma giderken bazılarının şirk olduğunu düşündüm, hoşuma gitmedi. İncelemelere baktığım zaman da neredeyse herkes çok beğenmiş. Belki de bana hitap etmedi. Bilemedim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ömer Hayyam
Tam adı:
Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim'el Hayyam
Unvan:
İranlı Şair, Filozof, Matematikçi ve Astronom
Doğum:
İran, 18 Mayıs 1048
Ölüm:
Fars, 4 Aralık 1131
Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim'el Hayyam veya Ömer Hayyam (Farsça: عمر خیام)(d. 18 Mayıs 1048 - ö. 4 Aralık 1131) İranlı şair, filozof, matematikçi ve astronom.

Hayyam Nişaburludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Emin Maluf Emin Maluf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur.)

Birçok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.

Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı'na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubâileri ile ünlenmiştir.
Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.

Rubailerinde, dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenle de çağını aşarak "evrenselliğe" ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.

Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Dünyanın ilk rasathanesini kurmuştur. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim adamlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir.


Ömer Hayyam'ın mezarı, Nişapur, İran.
Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam'ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mal edilenler binin üzerindedir.

Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.
Rubailerinin Türkçeye çevirisi farklı birçok çevirmen tarafından yapılmışsa da rubaileri Türk halkına sevdiren çeviri Sabahattin Eyüboğlu tarafından yapılmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 1.678 okur beğendi.
  • 7.567 okur okudu.
  • 289 okur okuyor.
  • 3.024 okur okuyacak.
  • 56 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları