Adı:
Rubailer
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
290
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754542103
Kitabın türü:
Çeviri:
Ali Güleryüz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Ömer Hayyam, Rubaileri ile İranın Nişabur kentinden dünyaya haykıran yürekli bir şair, bir bilim adamı, bir filozoftur. Gücü, bir yanıyla akılcılığından gelirken bir yanıyla da söz söylemedeki edebi gücünden gelmektedir. Kendi içinde bağımsız birer şiir olan dörtlükler, dönemin göreceli baskı ve taassup ortamında aşktan, şaraptan ve özgürlükten söz eder. Eleştiri oklarını iktidar sahiplerine, adil olmayan kadılara, softalara ve vurguncu zenginlere yöneltir. Tabii ki vefasız âşıklar da nasibini alır bu sivri oklardan. Rubailer içerik olarak dünyaya bir meydan okumadır, varoluş temelinde yüceltilen bir mutluluk felsefesinin mısralara ustalıkla serpiştirilmesidir.

Rubailer, Rusyadan Amerikaya kadar birçok dile çevrilmiş ve dünya edebiyatının ölümsüz eserlerinden biri olmuştur. Ancak birçok farklı şiirle karışmış ve Hayyama ait olmayan birçok dörtlük de ona mal edilmiştir. Elinizdeki kitapta Fars edebiyatı uzmanlarınca, en güvenilir kaynaklara dayanarak Ömer Hayyamın hayatı kısaca anlatılmış, rubailerinin ışığı altında düşüncesi hakkında önemli noktalara değinilmiş ve günümüze kadar ulaşan bilimsel eserlerinin listesi verilmiştir. Rubai seçiminde ise güvenilir kaynaklara ve tezkirelere başvurulmuş ve bu eserlerdeki rubailer incelenerek kendisine ait olduğu düşünülen 251 rubai seçilmiştir. Rubailer, Farsça asıllarından çevrilmiş ve çevirileri yapılırken özgünlüğünün bozulmamasına özen gösterilmiştir.
Öncelikle çeviriyi takdir etmek istiyorum. İş Bankası Yayınları her zamanki gibi kusursuz bir çeviri yapmış. (ama yine de orjinal hallerini okumayı isterdim) Ömer Hayyam, rubailerinde sınır tanımadan, özgür bir şekilde düşüncelerini, dünya, varoluş, Allah hakkındaki sorgulamalarını mizahi bir dille dörtlüklere dökmüş. Hayyam dini özde değil, sözde yaşayanları eleştiriyor. Şarap, kadın,zevku sefa düşkünlüğüyle bilinen Hayyam, toplumu ve yargılarını önemsemediğini bu yazdığı rubailerle bas bas bağırıyor aslında. Yaklaşık bin yıl önce böyle bir felsefeye sahip olup, böyle dörtlükler yazmak büyük cesaret. Zira bugün bile böyle tepkiler alan bu eser ve Ömer Hayyam kim bilir nelerle karşılaştı o dönemde...
Öncelikle, Sabahattin Eyüboğlu’nun önsözlerini zevkle okudum. Yalnız, bazı rubailerinin eksik ya da Ömer Hayyam’a ait olmadığından bahsediyor.
Ve zaten Hayyam’ın bilinen bir çok yapıtı bugüne ulaşmamış. Gerçekten üzüldüm bu duruma.

Felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, İslam dünyasının en aydınlık dönemlerinde, Selçuklu saraylarında ise bir Orta Doğu kültürünün oluşmaya başladığı bir dönemde yaşamış Hayyam. Ve özgürce felsefe yapabilmiş.

Yıl olmuş 2017. 2018’e kalmış 5 gün. Yer Selçuklu Sarayı falan değil Taksim metrosu.
Olayı bilmeyenler için bknz:
#25977044
Hayyam 1000 yıl öncesinde özgürce felsefe yapabiliyorken, biz metroda özgürce Hayyam okuyamıyoruz.
Tamam tamam, bu konuda daha fazla çene çalmayacağım. :)

Her şeyi sorguluyor Hayyam. Bizim yapmadığımızı yapıyor. Şunu anladım, sorgulayan insan sevilmiyor bizim memlekette. Evet, Allah’la ilgili yok artık Hayyam’cığım dediğim rubaileri var. Lakin bu onu okunmayacak insan haline getirmiyor. Doğruluk, adalet, hakikat üstüne muazzam rubaileri var. Ve bugün bir çok insanda eksik bu gibi kavramlar. Gerçekleri konuşalım.
Yani Hayyam okuyunca dinsiz falan olmuyorsunuz efendim. Öğreniyorsunuz. Öğretiyor.
Rubailerini genel olarak şarap, aşk, eğlence gibi konular üstüne yazmış.
Varoluş kaygısı, onu tatmin edecek bilgiye ulaşamaması, bulamama kaygısı gibi durumların onu dünyevi zevklere daha çok yönlendirdiğini düşünüyorum.
Yeri geliyor güldürüyor, yeri geliyor hüzünlendiriyor, yeri geliyor düşündürüyor Hayyam. Rubaileri çok derin manalı.
Velhasıl, Hayyam okumalarım bitmeyecek inşallah.
Okuyun, okutturun...
Okumayı düşünenlere, okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar dilerim. :)

Bir rubaisi ile incelemi bitirmek istiyorum:

Meyhane rintlerinin sergerdesi benim;
Yersiz sözlerle günaha giren benim;
Gecesini kızıl şaraba kurban eden
Ciğerinin kanıyla dua eden benim.

Rint:Dünya işlerini hoş karşılayan, hiçbir şeye aldırmayan, çok hoşgörülü, açıkyürekli kimse, gönül eri.
Sergerde:Elebaşı
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.578 Oy)18.095 beğeni41.010 okunma2.603 alıntı172.347 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.152 Oy)8.453 beğeni27.102 okunma743 alıntı132.112 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.289 Oy)12.837 beğeni32.840 okunma3.088 alıntı137.834 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.810 Oy)8.749 beğeni23.953 okunma1.599 alıntı111.078 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.491 Oy)8.437 beğeni24.891 okunma2.212 alıntı107.339 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.720 Oy)6.025 beğeni15.861 okunma2.580 alıntı81.916 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.072 Oy)7.634 beğeni21.446 okunma741 alıntı83.664 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.418 Oy)5.526 beğeni18.731 okunma766 alıntı95.782 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.230 Oy)7.558 beğeni20.427 okunma3.638 alıntı121.883 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.204 Oy)8.630 beğeni24.025 okunma1.250 alıntı117.902 gösterim
İlk olarak Ömer hayyam'ın dörtlüklerini 'Semerkant' kitabından okuduğumda daha çok ilgi duydum. Dörtlüklerin hemen hemen %85'in de içki, sevgili ile ilgili ama yine de beni çok etkileyen dörtlükler var.
Lisede çok sevdiğim bir edebiyat öğretmenim vardı. Elindekine şükür ederek hep daha fazlasını hayal ederdi. Bize öğrettiği en önemli şey buydu. Hep daha iyisini ve hep daha fazlasını hayal etmek. Okulumuzda bir kütüphane yoktu. Kimsenin bizim ruhumuzu güçlendirme gibi bir derdi de yoktu. Varsa yoksa yarış atları gibi hazırlanmak zorunda bırakıldığımız sınav çalışmaları, etütleri vardı. Diğerleri bize dağların denize paralel olduğunu öğretti o ise dağ köylerindeki çocuklara nasıl güzel bir gelecek sunabileceğimizi. Boş bir sınıf verdiler hocaya kütüphane yap diye, adam edemez vazgeçer sandılar. Önce boyadı orayı resim öğretmenimizden rica etti duvarlara resimler çizdirdi. Sonra raflar gerekti kitaplar için sanayiye bir marangoza gidip rica etti,raflar tek tek elinden geçti. Kitaplara kaldı mesele evinde sakladığı hazinesini getirdi yerleştirdi oraya.İlk aldığı kitabı da oradaydı, altını çize çize okudukları da. Başardı kimseden bir destek almadan bir kütüphane yaptı bize. Anlattı sonra edebiyatın bize ne katabileceğini, bizi sınırlandırdıkları o okul duvarlarının, yurt odalarının çok ötesinde bir dünya olduğunu kitaplarda. Bir, iki, üç... derken hergün biraz daha kalabalıklaştı kütüphane. Okuyanlar anlatmaya başladı,dinleyenler okumaya..

Sonra birgün duyduk ki Cüneyt Hoca kitap topluyor. Niye? Bizim kütüphemiz var halbuki. Meğer kütüphanesi olmayan bir okula kütüphane hayali peşinde yine bizim hoca. Koştuk yanına ne varsa bizde istedik memleketten kitaba dair gönderdik o okula. Sonra başka bir okula, başka bir okula. Geçenlerde yine konuşurken Cüneyt hocamla kitap lazım Şerife dedi. Yine bir umutla başladık toplamaya ve yolladık hocaya. Eminim şimdi birileri o kitapları okuyor. Ve eminim birileri kitap okuduğu her an bu dünya daha da güzelleşiyor.

Bu kadar uzun bir girişi yaptım. Daha da yazsam yazarım lise yıllarıma ve edebiyat hocama dair. Bu uzun girişin sebebi ise Ömer Hayyam'ı ilk hocamdan duymamdı.Divan edebiyatı,Halk edebiyatı,rubailer,dörtlükler,hicivler,taşlamalar havalarda uçuyor o zaman. Ezberle babam ezberle. Niye? Bilmem ne sınavında soracaklar.. O zamandan sonra bir daha Hayyam yoluma pek çıkmadı,adını duymadım. Geçenler de bir kitap sitesinden alışveriş yaparken gözüme takıldı ve şimdi okuma zamanı dedim onu da ekledim listeye. Dün başladım, dörtlüklerden oluştuğu için kısa sürüyor okumak. Biraz acımasız olsada Divan edebiyatında övüldüğü kadar yok Hayyam. Beklentim yüksekti başlarken beklentimi karşılamadı ama yine de hayata dair bulabileceğiniz şeyler var içinde. Okumanızı isterim. Okumanızı ve mukayese etmenizi bildikleriniz, duyduklarınız ve yazılanları.

İncelememi Hayyam'ın bir dörtlüğü ile bitirmek istiyorum.
" Okunu attı mı ölüm,sipeler boşuna ;
O şatafatlar, altınlar,gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü :
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna. "
Hâlâ iyilik için var iken vaktimiz,koşun dostlar bir olalım hepimiz!

Keyifli okumalar. :)
İslamın altın çağında yaşamış altın bir insan yıldızların efendisi deli yürek Ömer Hayyam.

İsminden dolayı kendisinin Fars olamayacağı belki de Türk kökenli olduğu tartışmaları yapılmakta. Ama bunun pek önemi yok. Bizler gibi doğulu olduğuna şüphe yok en azından. O yüzden bizden biri.

Bilim adamı kimliğiyle ilgili üç beş kelam etmek isterdim ama konumuz edebiyat deyip mevzuya geçelim.

Ömer Hayyam yaşadığı pozitif çağdan dolayı felsefeyi günah saymayan bir toplum yapısında özgürce felsefe ile ilgilenebilmiş. Bu özgürlüğün verdiği cesaretle mi yoksa doğuştan gelen bir cesaretle mi bilinmez birçoğumuzun söylemeye çekindiği sözleri korkmadan dile getirebilmiş.

Öyle sözleri var ki bu adam tam bir "Tanrıtanımaz" dedirtirken arkasından ekledikleri evliyaları bile kıskandıracak cinsten.

Kendisine dinsiz imansız diyen "softa"lara da lafını esirgememiş, tek tek geçirmiş :)

Hile hurda peşinde koşan, hak gözetmeyen ve dahi yiyen yöneticiler de Hayyam'ın dilinden nasibini almış.

Kitabı okurken yaptığım alıntılarda daha çok şarap içeren dörtlüklere rastladınız. Ne yapıyım sanatla süslenmiş şarap gördüğümde dayanamıyorum :) Yukarıda bahsettiğim konulardaki dörtlükleri kitapta bulabilirsiniz.

Ömer Hayyam okuduğum ilk günden bu yana beni en fazla etkileyen şairlerden oldu. Hayata, çevreye, olaylara daha eleştirel bakabilmemi sağladı. Bir sanattan beklenilen etki de bu değil mi?

Beni etkileyen bu adam için bir ahtım var: Ölmeden önce mezarını ziyaret etmek. Peki sadece ziyaret mi? Mezarı başında bu parça eşliğinde https://youtu.be/PHo5U9Rios0 gül rengi şarap içmek :)

Haa bu arada vinç kiralayıp gideceğim mezarına. Şarabı yudumladıktan sonra kendimi çekerim tepeye, boynuma ilmiği bağlar atlarım. Maksat devrim muhafızları yorulmasın.
Önsöz kısmında zaten tümünün Ömer Hayyam'a ait olmadığının düşünüldüğü yazıyor. Yine de bazıları hoşuma giderken bazılarının şirk olduğunu düşündüm, hoşuma gitmedi. İncelemelere baktığım zaman da neredeyse herkes çok beğenmiş. Belki de bana hitap etmedi. Bilemedim.
Kim bilir kaçıncıyı okudum kısacık bir sürede farkında olmadan. Şiir seven bir tip sayılmazdım hala da sayılmam ki , kaldı ki babam Hayyam'ın dörtlüklerini okumalısın diyene kadar hayatımda ilk ve sondur okuduğum okuyacak olduğum. Efsanevi bakış açısıyla göz açıp kapayıncaya kadar tekrar tekrar okunasıdır dörtlükleri. Nicedir almayı düşündüğüm yerde ararken gökte bulduğum bu eserin yazarı kendi vicdanını samimi , hiciv dolu serzenişin de Tanrıya olan sevgisini kendi bildiği yolla dile getirmiştir bir nevi şahsına münhasır ve eğlencelidir , bir de eğitici ,öğretici ve düşündürücüdür de ayrıca okuyun bence mutlak beğeneceksiniz... :))
Okuduğum bu kitabın sitemizde olmamasından dolayı sayfa sayısı tutmuyor. Kitap dörtlüklerden oluşuyor. Yüzde 70'i şarapla, içkiyle, meyhaneyle, saki ile ilgili. Ama gelin görün ki aynı Hayyam öte yandan pişman olmaktan, tövbe etmekten yana dörtlükler yazmış. Yüzde 10'u ( biraz istatiksel oldu incelemem :) ) ama çok fazla aşırı Allah düşmanlığı içeriyor. Daha doğrusu dinin kurallarına aykırı davranışlar ile ilgili. Gel gelelim aynı kişi bir o kadar da dinin gereklerine uyun diyor. Benim kanaatimce Hayyam ben içerim kardeşim ama dürüstlüğümü adamlığımı da Allah'a inancımı da gereğini yaparım havası var. İçip de kötü insan değilim ama bütün kötülerden ziyade iyi bir içiciyim gibi olmuş.

Okuduğum kitapta sayfa aralarında bir çok da tasvirler var. Kitap 300 küsür sayfa ise 130 sayfa falan resimlerden oluşuyor.

Ders verici nitelikte bir çok dörtlük var. Okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar diliyorum.
"Hayyam'ın şarabını içmeyen içtiğini üzüm suyu sanır
Ruhun içindeki canı can bilmeyen
Şarabı içtiği kaseyi camdan kadeh sanır
Manasına ulaşamamışsa hakikatin
Okuduğu üç beş satırı sadece kelam sanır."

Böylesine kendi varlığının şuurunu yaşayan, bendini kelimelere ustaca dökebilen, şair mi desem şiir mi desem fani mi desem yoksa ölümsüzlüğün sırrına erişmiş mi desem bilemedim kaç insan gelip geçmiştir ki dünyadan..

Hayyam'ı okumak ve anlamak özellikle bir anlam marifetidir. İnsanın kalbinde ne varsa neyi resmetmişse ruhuna neye inandırmışsa kendini bulacağı odur. Yani insan kendini okur mısraların arasında aradığı kendisidir bizatihi.

Okumalı... Hayyam'ın kendi varlığından başlayarak yaratılmış her şeyi okuduğu gibi... can kadehini sevgi ile mana ile ölümsüzlük ile doldurduğu gibi..
Böyle dizelerden sonra yorumlamak,incelemek pek kolay olmayacak ama; bu dizelerin hakkını vermeden de olmaz tabi. :) bundan yaklaşık bin sene önce bir yazarın sözleri hala güncelliğini koruyorsa, bin sene sonrada içtiği şaraba sadece hala haram diyebilmek benim için acziyetten başka bir şey değil. Hatta her devirde olacak-hatta günümüzde mevcuyeti kalabalık- olan hayyamın taşladığı kişilere de büyük acizlikten başka bir şey değildir. Öyle dizeler varki nefes kesip soluksuz bırakan benliğini sorgulatan hatta kavuran... sürekli dinimizin yanlış,aksayan ve yanlış ritüelleşmiş şeylerinden dert yanıyor...

"Müslümanlara şarap haram edilmiştir derler
İçmene bak, haram işlemeyen müslüman nerde?"

Sanırım derdini anlatmak için bu dizeleri uygun görmüş. Şaraba haram diyorsunuz ama cennette şarap olduğunu söylüyorsunuz diyor. Kendince haklı sebep arıyor doğal olarak ki haklı durumuna düşüyor. Kendisinin böyle dizeler yazmasında sebebi yine dinin yanlış ve yanlış ritüelleşmiş şeylerden kaynaklandığını görüyorum. "Aslında bana bunu diyorsunuzda beni bu hale getiren sizsiniz." der gibi bakıyor. Benim nacizane tavsiyem dizelerin doğru veya yanlış aramanın peşine düşmemek. Bu dizelerden benliğime ne katar'ın peşine düşmek daha doğru bir yaklaşım olur. Yazan yazmış keyfini çıkarmak gerek bazı şeylerin...
Ömer Hayyam sevdiğim bir şairdi ve tüm rubailerini okumak isteyince bu kitaba başladım. Okurken gayet zevk aldım ve Ömer Hayyam'ı daha yakından tanıdım.
Bir elde kadeh, bir elde Kuran;
Bir helâldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kâfiriz, ne tam Müslüman!
Ömer Hayyam
Sayfa 31 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
Tertemiz geldik yokluktan kirlendik;
Sevinçle geldik dünyaya, dertlendik.
Ağladık, sızlandık, yandık, yakındık;
Yele verdik ömrü, toz olup gittik.
Dinle dinsizliğin arası bir tek soluk;
Düşle gerçeğin arası bir tek soluk,
Aldığın her soluğun değerini bil
Bütün yaşamak macerası bir tek soluk.
"İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde:
"Körler onları görmese de, yıldızlar vardır,"-dedi...
Duru sudan daha temizdir benim sevgim;
Sevgiyle bu oynayış da hakkımdır benim;
Halden hale girer başkalarında sevgi:
Neyse hep odur benim sevgim ve sevgilim.
Dünya üç beş bilgisizin elinde;
Onlarca her bilgi kendilerinde.
Üzülme; eşek eşeği beğenir:
Hayır var sana kötü demelerinde.
Ömer Hayyam
Sayfa 28 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rubailer
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
290
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754542103
Kitabın türü:
Çeviri:
Ali Güleryüz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Ömer Hayyam, Rubaileri ile İranın Nişabur kentinden dünyaya haykıran yürekli bir şair, bir bilim adamı, bir filozoftur. Gücü, bir yanıyla akılcılığından gelirken bir yanıyla da söz söylemedeki edebi gücünden gelmektedir. Kendi içinde bağımsız birer şiir olan dörtlükler, dönemin göreceli baskı ve taassup ortamında aşktan, şaraptan ve özgürlükten söz eder. Eleştiri oklarını iktidar sahiplerine, adil olmayan kadılara, softalara ve vurguncu zenginlere yöneltir. Tabii ki vefasız âşıklar da nasibini alır bu sivri oklardan. Rubailer içerik olarak dünyaya bir meydan okumadır, varoluş temelinde yüceltilen bir mutluluk felsefesinin mısralara ustalıkla serpiştirilmesidir.

Rubailer, Rusyadan Amerikaya kadar birçok dile çevrilmiş ve dünya edebiyatının ölümsüz eserlerinden biri olmuştur. Ancak birçok farklı şiirle karışmış ve Hayyama ait olmayan birçok dörtlük de ona mal edilmiştir. Elinizdeki kitapta Fars edebiyatı uzmanlarınca, en güvenilir kaynaklara dayanarak Ömer Hayyamın hayatı kısaca anlatılmış, rubailerinin ışığı altında düşüncesi hakkında önemli noktalara değinilmiş ve günümüze kadar ulaşan bilimsel eserlerinin listesi verilmiştir. Rubai seçiminde ise güvenilir kaynaklara ve tezkirelere başvurulmuş ve bu eserlerdeki rubailer incelenerek kendisine ait olduğu düşünülen 251 rubai seçilmiştir. Rubailer, Farsça asıllarından çevrilmiş ve çevirileri yapılırken özgünlüğünün bozulmamasına özen gösterilmiştir.

Kitabı okuyanlar 2.020 okur

  • Lady Godot
  • Eftelya
  • Mustafa Demirtaş
  • Xwê Zan
  • S Dgdb
  • nihil nehir
  • Hilal
  • Farah Marun
  • DengesizLady
  • Fazilet Çetinkaya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.8
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%17.2
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%28.5
45-54 Yaş
%6.6
55-64 Yaş
%2.8
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%49.5
Erkek
%50.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.6 (89)
9
%8.8 (54)
8
%7.7 (47)
7
%4.4 (27)
6
%0.7 (4)
5
%1.1 (7)
4
%0
3
%0
2
%0.2 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları