Vedat Türkali

Vedat Türkali

Yazar
9.0/10
2.191 Kişi
·
6.189
Okunma
·
1.064
Beğeni
·
24854
Gösterim
Adı:
Vedat Türkali
Tam adı:
Abdülkadir Demirkan, Abdülkadir Pirhasan
Unvan:
Türk yazar, şair, senarist
Doğum:
Samsun, 13 Mayıs 1919
Ölüm:
Yalova, 29 Ağustos 2016
Vedat Türkali (doğumu. 13 Mayıs 1919, Samsun) Abdülkadir Demirkan 'ın (1950'li yıllarda Abdülkadir Pirhasan olmuştur) yazılarında kullandığı ismidir. Senarist, şair ve romancı olan Türkali, liseyi Samsun Lisesi'nde okuduktan sonra 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olmuştur. Aynı yıl eşi Merih Pirhasan'la evlenmiştir.

Maltepe Askeri Lisesi ve Kuleli Askeri Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1951'de siyasi eylemleri sebebiyle tutuklanmış; 9 yıl ceza almış 7 yıl sonunda koşullu olarak serbest kalmıştır.

Gar Yayınları'nı Rıfat Ilgaz ile kurduktan sonra, 1960'da Dolandırıcılar Şahı ile senaristliğe başlamıştır. Senaristliğine devam eden Türkali, 1965'de yönetmenliği denemiştir.

Bir Gün Tek Başına ve Mavi Karanlık gibi romanları Türk edebiyatının en büyük eserleri arasına girmiş; daha sonra da Yeşilçam Dedikleri Türkiye ve Tek Kişilik Ölüm romanlarını da yazmıştır.

Mihri Belli'nin yakın arkadaşı ve Atıf Yılmaz'ın arkadaşı ve akrabasıdır. TKP'nin eski üyelerindendir. 2002 seçimlerinde DEHAP'dan aday olarak aktif siyasete atılmıştır.

Vedat Türkali, oyuncu Deniz Türkali ve yönetmen Barış Pirhasan'ın babası, Deniz Türkali'nin kızı şarkıcı Zeynep Casalini'nin dedesidir.

Ödülleri


1965 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Senaryo Ödülü, Karanlıkta Uyananlar
1970 TRT Oyun Ödülü (Dallar Yeşil Olmalı)
1974 Milliyet Yayınları Roman Yarışması Birincilik Ödülü
1976 Orhan Kemal Roman Armağanı
"— Halkın gözü ne zaman açılacak? dedi. Bu kez yine baktım da halk öylesine uykuda ki... Çıkın Anadolu'ya umutsuzluk çöküyor içinize..."
Vedat Türkali
Sayfa 130 - Ayrıntı Yayınları - 9. Basım 2019
"Çıkarlarımızdan, hemde günlük çıkarlarımızdan başka ölçü yok ki elimizde; vermemişler ki..."
Vedat Türkali
Sayfa 76 - Ayrıntı Yayınları - 9. Basım 2019
Hangi nedenle olursa olsun, insanların birbirlerini öldürmek zorunda oldukları dünyayı sevmiyorum ben.
Vedat Türkali
Sayfa 343 - Everest - 1. Baskı - Ekim 2004
"Örgütsüz hiçbir şey olmaz... Yiğitlikler yapmışsın, dayanılmaz acılara katlanmışsın, ölmüşsün tek tek, bir örgüt içinde olmadıysa bunlar, boş..."
Vedat Türkali
Sayfa 226 - Ayrıntı Yayınları - 9. Basım 2019
"Yanınıza kalacak mı sanıyorsunuz? Haaa söyle bana!... Sehpalar kuracak bu halk size... Geberenlerinizin mezarına sıçacak."
Vedat Türkali
Sayfa 156 - Ayrıntı Yayınları - 9. Basım 2019
Ne anayasa, ne babayasa artık... İstediklerine "Geel!" Gazeteciymiş, milletvekiliymiş, devlet adamıymış... CHP'yi de kapatırlar mı? Kapatır bu herifler.
Vedat Türkali
Sayfa 489 - Ayrıntı Yayınları - 9. Basım 2019
120 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Daha önce senaryo olarak yazılmış olan, Fatmagül'ün Suçu Ne? kitabının filmini de dizisini de izlemediğimi belirtmek isterim. Gelecekle ilgili hayalleri olan Fatmagül kasabalı gençler tarafından tecavüze uğrar ve yaşamı altüst olur. Fatmagül'ün bundan sonra yaşadığı dram aslında ülkemizde pek çok kadının yaşadığı açığa çıkmamış yaşanmışlıkların da bir öyküsüdür. Sığınacak yeri olmayan Fatmagül'ün: Kanun tarafından, tecavüzcülerin cezadan kurtarılması için, tecavüz edenlerden birisiyle evlendirilmesi, kadının aşağılanmışlığının zirve yaptığı noktadır. Mevcut iktidarın kadına bakış açısının problemli olması nedeniyle, kadın sorunlarının katlandığı ve her zaman gündemde olduğu günümüzde bu kitabın okunması gerektiği inancındayım.
752 syf.
·7 günde
Öhööm öhööm!! Bu da neydi şimdi?? Yok bir de balgam atsaydın!.

Sağcı mısınız, solcu musunuz, muhafazakâr mı, milliyetçi mi, devrimci misiniz yoksa ülkesinde ne olup bittiğinden haberi olmayan birisi misiniz?

Nesiniz ki??

Kimsiniz ??

İyi misiniz?? Belki de kötü ?? Kim bilir .. Hem kime nasıl güvenilir ki . Ortalık hıyarağalarından geçilmiyor. Bu hıyarağası da  Vedat Türkali den geçti bana. İyi bir şey mi acaba. Yoksa kötü mü ?? Amaaan ne bileyim. Bilmezsin tabii, işime mi gelmiyor yoksa??


Kafamda binlerce soru, düşünce birbirine değmeden birbirlerini incitmeden çözüm arıyorlar. Pekiiii bu mümkün mü?? Neden olmasın ki??

Hiç ben ölsem de şu insana aşık olmam onunla birlikteliğim olmaz çünkü o şöyle düşünüyor onun ideolojisi şu dediniz mi?

Peki hiç benim ideolojim şu ben şunu giymem falancaya gitmem efendime söyleyeyim şu kitabı okumam bu adamla konuşmam dediniz mi?

Aşk mı yoksa kavganız mı?


Ne saçma sorular bunlar diyebilirsiniz, kitap yorumlarından önce kısacık beyin jimnastikleri güzeldir. Şimdi gelelim kitabımıza;

1960 askeri darbesinden önceye gidiyoruz (8 ay kadar) ama bu gidiş bizi yormuyor çünkü aşkla gidiyoruz. Aşkla yapılan bir şey yormaz yorsa da tatlı bir yorgunluktur.(klişeler klişeler..) Darbeye bir gün kala yolculuğumuz bitiyor.

Öğretmenlikten ihraç edilen, eşinin desteğini alarak açtığı kitapçıda çalışan Kenan abimiz ve felsefe bölümünde okuyan Günsel ablamız etrafında dönüyor olaylar.
 
Vedat Türkali'nin kalemine hayran kaldım. Bununla yetinmedim çok çok etkilendim. 752 sayfa kitap elinizde su gibi akıyor. Sanki okumuyor izliyorsunuz, yaşıyorsunuz. Neden? Çünkü iç konuşmalara sıkça yer veriyor, roman kahramanları günlük hayatta karşılaşabileceğimiz türden insanlar. Bizim gibi yiyip-içiyor, sarhoş oluyor, aşık oluyor, küfür ediyor, uyuyor, bazen uyuyamıyor düşüncelerden.. Hal böyle olunca yani karakteri olduğu gibi önüne koyunca Türkali hayran kalmamak elde olmuyor.

Yasak aşk kavramı. Dince, törece ve kanunca uygun görülmeyen aşk demek. Peki gönül ferman dinler mi? Kanunların ruhu yok o yüzden kanunlar bu konuyla ilgilenemez kesin çizgiler vardır. Kanunlar insanlar için yapılmıştır düzeni sağlar. Kafam karıştı yine neden yasak oluyordu aşk. Olaya objektif bakmak gerekiyor ama içinden çıkamadım ben. Çıkan olursa haber etsin.. Kızamadım Kenan abiye çünkü çok güzel sevmişti..

Küçük burjuva duyarlılığı. Bu cümleyi çok sevdim kitabı okuyacak olursanız sıkça karşılaşacaksınız. Sitarbaksta kahve içmeden kendine gelemeyen karakterler yok ama basit bir eylemi atıyorum arkadaşlarıyla buluşması gerekirken sevgilisine zaman ayırınca bunu küçük burjuva hareketi olarak gören karakterler var.

Darbe yaklaşıyor, faili meçhuller, olaylar olaylar... Kimseye güvenemiyorsun kimin eli kimin cebinde belli değil.

Günsel ve Kenan'ın yasak aşkı arka planda ise siyaset. Günsel pratikte Kenan da teorikte devrimci. Günsel mesele icraat diyenlerden Kenan abimiz biraz korkak bu biraz sert oldu ama başka da terim bulamadım..

Devrimcilerin "kaypak" dediği tipler var ya en güzel örneğini Türkali, Kenan üzerinden vermiş.

Güven kelimesini hatta güvensizlik kelimesini kitabın o çarpıcı sonuyla iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Dönemin sosyolojik yapısının da etkisi var tabi ki.

Türkali'nin "Bekle Bizi İstanbul" şiiri de bu kitapta. Kitaptaki Baba karakteri Hikmet Kıvılcımlı'ya, üniversite olaylarında ölen üniversiteli gençler de Turan Emeksiz'e işaret ediyor.

Kitabın ismi Bir Gün Tek Başına, düşününce karakterler de iç dünyalarına dönük. Burda aslında benim de çok sevdiğim kişinin kendisiyle yaşamasını bilmesi olayı anlatılmaya çalışılıyor. Çünkü aslında her kes tek başına.


Kitap yazıldığı dönem büyük bir yankı uyandırmış.1970'lerin ortalarından sonra doğan kız çocuklarına Günsel ismi konulmaya başlanmış.

Şiddet içermeyen bir şiddetle tavsiye ediyorum.

Son olarak Günsel için Adnan Yücel'in Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek şiirini bırakıyorum.

https://youtu.be/h1mZ2QE5E1g

Keyifli Okumalar...
744 syf.
·50 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kalemler ustalaştıkça üzerine söz söylemek de aynı oranda zorlaşıyor. Geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan Vedat Türkali de bu isimlerden...

Bir Gün Tek Başına, 60 Darbesi döneminde geçmektedir. Hani bir söz vardır, "Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin"; işte bu cümlede bahsi geçen devir sanırım o devirdir. Kimin polis kimin halk, kimin sağcı kimin solcu ya da kimin güvenilir kimin ispiyoncu olduğunun bilinmediği bir dönemdir. Ne sevgili, ne arkadaş ne de ekmeğini bölüştüğün dosta güvenebilirsin... Ve bu dönemde filizlenen bir yasak aşkı konu almaktadır kitap.

Kitabın ilk yarısı karakterlerin ve kurgunun oturması adına daha çok bu yasak aşk üzerine kuruluydu. Kisisel olarak mantıksallaştıramadığım bir durum olduğu için de günün sonunda karakterleri özümseyemedim. Ancak ne zaman ki ilişki, sayfalardaki ağırlığını kaybedip yerini daha çok arka planda kalmış olan siyasi olaylara bıraktı, o zaman kitaptan aldıüım zevk de katlandı.

Usta'nın kalemine, diline söyleyecek zaten lafım yok. İyi ki yazmış...
752 syf.
Bir Gün Tek Başına, Vedat Türkali’nin ilk romanı. Ellili yılların sonunda kaynayan Türkiye’yi, Menderes dönemini, toplumsal tepkiyi, kolluk kuvvetlerinin tutumunu, politize olmuş öğrencileri ve aşk olgusunu sürükleyici anlatımı ve yaptığı ustaca betimlemelerle anlatmış usta yazar Vedat Türkali. İlk romanı olmasına rağmen çoğu otorite tarafından en iyi romanı olarak gösterilir; Bir Gün Tek Başına. Bu incelemede romanın ana hatlarını ele alarak hem ‘’spoiler’’ vermemiş olacağım hem de kitap hakkında okuma öncesi güzel bir altyapı sunacağımı düşünüyorum. Keyifli okumalar.

Ellili yılların sonudur ve Türkiye içten içe kaynamaktadır. Hem dünyada ABD ve Sovyetler Birliği arasında geçen kıyasıya rekabet, ki Soğuk Savaş dönemidir o yıllar, hem de içeride Demokrat Parti’nin muhaliflerine karşı başlattığı sürek avı neticesiyle kentte yaşayan Türk toplumu üzerinde büyük bir baskı oluşmuştur. Meclisten taşan muhalefet artık sokaklardadır, üniversitelerdedir, evlerdedir… Lakin iktidarın baskısı ise günden güne artmaktadır. Bu ortamda Kenan’ın karakteri ve devrimciliği, çevresindeki insanlara karşı tiksinti duymasını sağlar. Eşi Nermin’den, kayınvalidesinden, yakın arkadaşı olan ama karaktersiz saydığı Rasim’den romanın başından itibaren sonuna kadar dereceli bir şekilde uzaklaşır. Bazen düşüncesinde bunu yapar, bazen de sert bir pratikle bunu uygular. Paranın mevzubahis olduğu, muhalifliğin hainlik sayıldığı, çıkarın güdüldüğü her ortamdan uzak tutmaya çalışır kendini. Zaten romanın ilerleyen sayfalarında Kenan’nın kopuşuna neden olacak olgular bunlardır. O bu tür insanları küçük-burjuva olarak görür. Bir akşam meyhaneye arkadaşlarıyla içmeye gider ve orada Günsel ile tanışır. Kıza aşık olur. Günsel devrimcidir ve Kenan gibi pasifize edilmiş( karakolda yediği iki tokattan sonra) bir devrimci değil, bunu pratiğe döken bir devrimcidir. Bu durum roman boyunca Kenan’la ilişkilerini etkileyecektir. Kenan’ın vazgeçtiği bir aile ve Günsel ile arasında olan ilişki, Rasim’in kokuşmuş zihniyeti, Nermin’in lümpen bakış açısı, Kenan’ın sonu gelmeyen iç sorguları, varsayımları, düşünceleri… Keza bu monologları Günsel’de de görürüz roman boyunca. 27 Mayıs İhtilaline giden yolda yorgun bir devrimcinin, dipdiri genç ve atak bir devrimci kadın ile ilişkisi ekseninde geçecek, devrimci kuşkuculuğun yeri geldiğinde ‘’iyi ki’’ ama yeri geldiğinde de ‘’keşke’’ dedirtecek derecede fazla olduğu mükemmel bir roman; Bir Gün Tek Başına.

Bir Mayıs günü Günsel’in Kenan’a okuduğu İstanbul şiiriyle;
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın
(ki Vedat Türkali’nin kendi şiiridir)
(https://www.youtube.com/...OT3j_Xk10&t=175s)

Üniversite bahçesinde öğrencilerin hep bir ağızdan bağıra bağıra söylediği şu dörtlükle;
"Olur mu böyle olur mu?
Kardeş kardeşi vurur mu?
Kahrolası diktatörler,
Bu vatan size kalır mı?"
(https://www.youtube.com/watch?v=D-Mp_gVnSVA)
Nazım’dan yapılan fevkalade alıntılarla hem edebi birikiminizi geliştirmesi bakımından hem tarihi bilginizi aydınlatması bakımından hem de bir görüş sahibi olmanızı sağlaması bakımından bir madendir bu kitap.

Öte yandan romanın, kurgunun yanısıra yüksek derecede tarihsellik barındıran ve çok faydalı bir yanı da vardır. Dp iktidarı ve zihniyeti, Dönemin CHP’si ve komünistlerin sosyal demokratlara(CHP) karşı tutundukları tavırlar ve düşünceleri, Meclis kararları; bkz.Tahkikat Komisyonu, İstanbul’daki ve Ankara’daki öğrenci olayları(Örneğin 555K; beşinci ayın, beşinci günü, saat 5’te Kızılay’da), dönemin İstanbul semtleri ve betimlemeleri( İnanıyorum ki okuduktan sonra Eminönü’ne, Taksim’e, Süleymaniye’ye ve daha birçok yere farklı gözlerle bakacaksınız.), kahramanlar üzerinden tarihten verdiği ‘’gerçek’’ olay örnekleriyle yedi yüz elli sayfalık lakin hiç yormadan kendini okutan bir başyapıt. Size önerim kitabı okuduktan sonra Birand’ın yaptığı Demirkırat Belgeseli’ni (yedinci bölüm ve sonrası) izleyemeniz. Dönemi zihninizde pekiştirerek, kişileri ve zihniyetleri daha iyi anlamanızı ve daha sağlıklı eleştirmenizi sağlayacaktır. Sağlıcakla kalın…
407 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Devlet güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür. Azîz Türk milleti, işte bu ortam içinde Türk Silahlı Kuvvetleri....

Böyle başlardı bildiğimiz bütün darbe gerekçe bildirileri.. Bir kitap bitince anlamsız bir şekilde sağa sola kafa çevirebiliyormuş insan..

Ah Muhsin yırtık devrimci, sosyalist ve sen bir ağaoğlu. Yani bir sömürücün oğlu. Selim Temo ' nun bir şiirinde
" Yani bir sömürgede doğan kırılgan olur "
Şiirindeki kırılgan. Ama zengin bir ağanın oğlu. 80 darbesi öncesi Türkiye' sinin karmakarışık ortamı. Kimler ölmedi, kimler vurulmadı, kimler asılmadı ki bu kitapta.
Denizler asıldı, Server Tanili vuruldu. Kemaller, Salihler, öldürüldü...
Üç nokta koyarken insanın içinin cız ettiği bir yer burası. Bakmayın kolay yazıldığına...
Sağın solu, Solun sağı kana buladığı dönemler. Gözaltına alınanın bir daha gelemediği, köylüyü amip gibi emen ağaların olduğu, kütüphanelerin bombalandığı dönemler... Ne garip biz bunları düzyazı gibi yazıyoruz, oysa ne analar ağladı bizim buralara yazdıklarımızı yaşarken, kaç çocuklar babasız kaldı Sağdan , Soldan...

İşte Muhsin tüm bunların içinde devrimci olmaya çalışan ve babasının himayesini kabul etmek istemeyen ama yine de ondan gelen parayla Ankara ya felsefe okumaya gider. Burada bilgin mı bilgin Nedim hocayla tanışır. Reyhan' ı vardır, severler birbirlerini. Ve tabii ki Salih' le.
Salih onun en yakın dostu, en yakınıdır kısaca.
Hayaloğlu ' nun Rıza' sıdır o Muhsin için. Ve yanıbaşında öldürülür...
Şu iki satırı da Salih için koyuyorum buraya.

""Yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
Yani bir daha olmayacak mısın?
Yani bir daha borç vermeyecek,
Bir daha bira ısmarlamayacak mısın?

Peki, beni kim kızdıracak,
Kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
Peki, beni bu köhne dünyada
Senin anladığın kadar kim anlayacak?

Ulan Rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,
Ne acayip şeyler yapacaktık..."""

Muhsin bıkar ya Ankara dan. Nedim hoca da gitmiştir artık. O da hiç istemediği halde köyüne gider. Ağalık ona göre değil elbette. Kabullenemez. Ne varki Nahide vardır, onu çok sever ilk gençliğinde. Ve Nahide yine belirir köyde, burnunun dibinde. Kaçamayacağı bir aşk onunladır artık. Gözleri " Vel fecr " der Nahidenin...
Hacı Tulukçu babası da ölünce ıyice sıkışır Muhsin. Ve darbe gerçekleşir. 80 darbesi, ıyice çaresizdir Muhsin.
Nahide gelir İstanbul' dan başsağlığına. Ya Avrupa ya gidecektir yada kalacaktır. Karar şaşkın Muhsin'in olacak. Ne yapacak, ?

Bitmesini istemediğim bir kitaptı. Türkali nın okuduğum ilk eseriydi ama son olmayacağını biliyorum artık.
Ruhun şad olsun güzel insan.
Iyi okumalar herkese...
800 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Güven" romanını yazma düşüncesi Vedat Türkali 1956 yılında cezaevindeyken oluşmaya başlamış ve 90'lı yılların başından itibaren on yıllık bir emeğin ürünü olarak sunulmuş bizlere. Kitabı okumaya başlamadan önce arka kapaktaki yazıyı okuyunca bizi konu açısından nelerin beklediği az çok tahmin edilebilir ancak ben roman kurgusunun, karakterlerinin ve anlatım tekniğinin bu kadar sağlam olacağını tahmin edememiştim . Güzel bir yanılgı oldu benim için.
♡♡♡ Tarih 1940'lı yılların sonu ve tüm dünyayı kasıp kavuran Nazi işgali söz konusu. Faşist- Sosyalist savaşı tüm şiddeti ile sürerken Türkiye' de kimin ne düşüncede olduğunun belli olmadığı bir Güvensizlik havası hakim.Yasaklanmış görüşler ve gözaltındaki işkenceler...Aslında halk da huzursuz ve savaş var diye daha da zora sokulmuş hayatları. Üniversitede okuyan bir grup faşizm karşıtı genç örgütlenmeye çalışıyor ve partileri olan TKP' yi arıyor. Biz gençlerin bu arayışını okuyoruz . TKP'nin kuruluş döneminde yaşananlar, partinin fikirleri, eksikleri, eleştirisi gibi birçok şey var romanda. Aynı zamanda o dönemin Türkiyesi ve dünyası hakkında da çok şey öğrenebileceğimiz bir dönem romanı Güven .
♡♡♡ 1.cilde baktığımızda evet kalın ve göz korkutucu bir roman ancak kesinlikle bir yerden sonra kitap içine hapsediyor sizi. Zira çok sağlam karakterler çok farklı düşünceler var ve ilerleyen sayfalarda güzelce iç içe geçiyor bu kişiler ve fikirler. Romanda çokça iç monologlar var biz bu teknik sayesinde karakterleri daha derinden tanıma şansı elde ediyoruz zihinlerindeki en ücra düşüncelere, çelişkilere kadar ulaşıyoruz.
*** Dönem romanlarını okumayı severler için çok faydalı olacağını düşündüğüm güzel bir romandı ilgili herkese keyifli okumalar ♡
752 syf.
·8/10
Merhaba kitapsever dostlar. Ramazan bayramınız mübarek olsun.
İlk baktığımda kitabın görüntüsü biraz gözümü korkuttu, ne yalan söyleyim. 750 sayfacık diyorum şimdi ise. O kadar akıcııydı ki ne zaman başladı ne zaman bitti bilemedim. Yazarın ilk okuduğum kitabı ve ben kalemine, anlatım tarzına hayran kaldım. .
Sizin hiç bir kitabın ana karakterini sevmediğiniz oldu mu? Bu kitapta ben tam anlamıyla bunu yaşadım. İlk sayfasından bitene kadar sevmedim Kenan'ı. Kızdım, eleştirdim kendi çapımda. O sövdükçe ben de ona sövdüm. Eşine, Günsel'e kötü davrandıkça lanet ettim. Aslında Kenan özünde iyi, efendi, saygılı, dürüst vs vs biri (!). .
Kitap 1960 yılında üç beş aylık bir dönemde geçiyor. Geçmişe gidişler tabiki var. Dönemin siyasal olaylarını, farklı ideolojik ve siyasal görüşlerini, bu görüşlerin insanlar üzerindeki sosyolojik ve kültürel yansımalarını öyle güzel resmetmiş ki yazar, sanki o günleri onlar ile yaşıyorsunuz. .
Kitapta çok beğendiğim bir başka nokta da yazarın Kenan' ın ve bazen de Günsel' in kendi kendileri ile iç konuşmalarını, vicdan muhasebelerini, o diyalogları biz okura sunuyor olması. .
Kitabın sonu biraz şaşırttı beni, ama ne olduğunu söylemem. Okuyun derim, tavsiye ederim.
432 syf.
·4 günde·10/10
Okuduğum ilk Vedat Türkali kitabı. İlk başlarda biraz tuhaf geldi ama sonra bırakınca bile aklımdan çıkmaz oldu kitap. Siyaset, aşk, psikoloji, fikirler ve gerçekler... hepsi o kadar güzel harmanlanmış ki, her türlü duyguyu yaşamak mümkün. Bazen isyan edip, bazen boşveriyorsunuz Muhsinle birlikte. Kitabın en çok gerçekçiliğine hayran kaldım. Savunduğu düşünceyi bile yeri geldiğinde yerin dibine sokabilmiş yazar. Kitaptaki her olay bir başka etkiledi beni. İlk fırsatta diğer kitaplarını da okuyacağım.
192 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
80 darbesiyle yolu Diyarbakır Cezaevinden geçen Ordu'lu Tarık yada cezaevinden çıktıktan sonra geçmişte yaşadığı acıdan, utançtan kaçmak istercesine değiştirdiği ismiyle Murat. Ölmekten ziyade ölmemenin korku dolu olduğu bir yer düşünebilir misiniz! İşte öyle bir ortamdan sağ çıkıp Leyla yada gerçek ismiyle Lüsi'yle tanışması üzerine kurulu, 1864' ten günümüze değin süren acı gerçeklerle dolu hikayeler tarihi. Ve sonuç; Kürt, Türk, Ermeni veya Rum' u, kim olursa olsun, hep çektikleri acıyla sonraki nesillerin anılarında hüzün dolu yaşayacak ve bu acıları yaşatanlarda dünyadan çekip giderken aldıkları tek cezayla yani nefretle anımsanacak!

Yazarın biyografisi

Adı:
Vedat Türkali
Tam adı:
Abdülkadir Demirkan, Abdülkadir Pirhasan
Unvan:
Türk yazar, şair, senarist
Doğum:
Samsun, 13 Mayıs 1919
Ölüm:
Yalova, 29 Ağustos 2016
Vedat Türkali (doğumu. 13 Mayıs 1919, Samsun) Abdülkadir Demirkan 'ın (1950'li yıllarda Abdülkadir Pirhasan olmuştur) yazılarında kullandığı ismidir. Senarist, şair ve romancı olan Türkali, liseyi Samsun Lisesi'nde okuduktan sonra 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olmuştur. Aynı yıl eşi Merih Pirhasan'la evlenmiştir.

Maltepe Askeri Lisesi ve Kuleli Askeri Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1951'de siyasi eylemleri sebebiyle tutuklanmış; 9 yıl ceza almış 7 yıl sonunda koşullu olarak serbest kalmıştır.

Gar Yayınları'nı Rıfat Ilgaz ile kurduktan sonra, 1960'da Dolandırıcılar Şahı ile senaristliğe başlamıştır. Senaristliğine devam eden Türkali, 1965'de yönetmenliği denemiştir.

Bir Gün Tek Başına ve Mavi Karanlık gibi romanları Türk edebiyatının en büyük eserleri arasına girmiş; daha sonra da Yeşilçam Dedikleri Türkiye ve Tek Kişilik Ölüm romanlarını da yazmıştır.

Mihri Belli'nin yakın arkadaşı ve Atıf Yılmaz'ın arkadaşı ve akrabasıdır. TKP'nin eski üyelerindendir. 2002 seçimlerinde DEHAP'dan aday olarak aktif siyasete atılmıştır.

Vedat Türkali, oyuncu Deniz Türkali ve yönetmen Barış Pirhasan'ın babası, Deniz Türkali'nin kızı şarkıcı Zeynep Casalini'nin dedesidir.

Ödülleri


1965 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Senaryo Ödülü, Karanlıkta Uyananlar
1970 TRT Oyun Ödülü (Dallar Yeşil Olmalı)
1974 Milliyet Yayınları Roman Yarışması Birincilik Ödülü
1976 Orhan Kemal Roman Armağanı

Yazar istatistikleri

  • 1.064 okur beğendi.
  • 6.189 okur okudu.
  • 148 okur okuyor.
  • 3.066 okur okuyacak.
  • 107 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları