Vedat Türkali

Vedat Türkali

8.7/10
588 Kişi
·
1.842
Okunma
·
353
Beğeni
·
12.804
Gösterim
Adı:
Vedat Türkali
Tam adı:
Abdülkadir Demirkan, Abdülkadir Pirhasan
Unvan:
Türk yazar, şair, senarist
Doğum:
Samsun, 13 Mayıs 1919
Ölüm:
Yalova, 29 Ağustos 2016
Vedat Türkali (doğumu. 13 Mayıs 1919, Samsun) Abdülkadir Demirkan 'ın (1950'li yıllarda Abdülkadir Pirhasan olmuştur) yazılarında kullandığı ismidir. Senarist, şair ve romancı olan Türkali, liseyi Samsun Lisesi'nde okuduktan sonra 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olmuştur. Aynı yıl eşi Merih Pirhasan'la evlenmiştir.

Maltepe Askeri Lisesi ve Kuleli Askeri Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1951'de siyasi eylemleri sebebiyle tutuklanmış; 9 yıl ceza almış 7 yıl sonunda koşullu olarak serbest kalmıştır.

Gar Yayınları'nı Rıfat Ilgaz ile kurduktan sonra, 1960'da Dolandırıcılar Şahı ile senaristliğe başlamıştır. Senaristliğine devam eden Türkali, 1965'de yönetmenliği denemiştir.

Bir Gün Tek Başına ve Mavi Karanlık gibi romanları Türk edebiyatının en büyük eserleri arasına girmiş; daha sonra da Yeşilçam Dedikleri Türkiye ve Tek Kişilik Ölüm romanlarını da yazmıştır.

Mihri Belli'nin yakın arkadaşı ve Atıf Yılmaz'ın arkadaşı ve akrabasıdır. TKP'nin eski üyelerindendir. 2002 seçimlerinde DEHAP'dan aday olarak aktif siyasete atılmıştır.

Vedat Türkali, oyuncu Deniz Türkali ve yönetmen Barış Pirhasan'ın babası, Deniz Türkali'nin kızı şarkıcı Zeynep Casalini'nin dedesidir.

Ödülleri


1965 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Senaryo Ödülü, Karanlıkta Uyananlar
1970 TRT Oyun Ödülü (Dallar Yeşil Olmalı)
1974 Milliyet Yayınları Roman Yarışması Birincilik Ödülü
1976 Orhan Kemal Roman Armağanı
Hangi nedenle olursa olsun, insanların birbirlerini öldürmek zorunda oldukları dünyayı sevmiyorum ben.
Vedat Türkali
Sayfa 343 - Everest - 1. Baskı - Ekim 2004
Yetişmiş en iyi gençlerini düşman gören toplumda yaşamak ne ağır işti!
Vedat Türkali
Sayfa 604 - Everest - 1. Baskı - Ekim 2004
Düşündüğünü söylemekten korkmaya başlarsa bir kişi, düşünmekten de korkmaya başlar.
Kim büyük sanatçı olabilmişti başkaldırmadan?
Vedat Türkali
Sayfa 63 - Everest - 9. Baskı - Eylül 2012
"Bitmeyen ne var ki? Dünya da bitecek. Güneş bitecek. Yıldızlar bitecek. Kıpkırmızı umudumuz, sevgi yüklü tomurcuk, sen bitmedikçe hiçbir şey bitmeyecek! ..."
Vedat Türkali
Sayfa 630 - Everest - 1. Baskı - Ekim 2004
Turgut aldı,
- O zaman sizinle aynı noktaya geldik Sahir Ağbi.
- Nasıl?
-Bu hükümet faşist hükümet!
Sinirlenmiş gibi doğruldu Sahir Bey,
- Tersini söyleyen mi var?
.......
Vedat Türkali
Sayfa 70 - Everest - 15. Baskı - Mayıs 2014
Süleymaniye'ye uzanan sokağa girince bir sızı düştü içine. Yetmişli yıllarda, tam bu sokağın başında, yürüyüşteki solcu öğrencilere bomba atıp yedi genci öldürmüşlerdi faşistler. Yapanları da çıkarmamışlardı ortaya.
Vedat Türkali
Sayfa 39 - Everest - 1. Baskı - Ekim 2004
Şu esnaf, şu tüccar, şu işçi, şu atölye sahibi, şu memur camiden çıkıp işlerine dönecekler birazdan; soyan soyacak, soyulan soyulacak! Namazla, mevlitle mi değiştirecektin dünyayı!
- Evet, dedi acılıkla, bu rezil soygun düzeni öldürmeyi öğrettikçe tüm çiçekler kanlı!
Vedat Türkali
Sayfa 603 - Everest - 1. Baskı - Ekim 2004
* Bir Gün Tek Başına... Yeri benim için çok ayrı bir kitaptır. O yüzden yazım biraz uzun olacak ama okuyun lütfen, sıkılmazsınız :)

* Uzun yıllar evvelinden bahsedeceğim. Fakülteye ilk girdiğim günler... Türk Dili hocamız inceleme ödevim için bu kitabı vermişti bana. Az buçuk araştırma yapınca bir aşk hikayesi olduğunu okudum ve hayal kırıklığına uğradım. Çünkü oldum olası aşk romanlarını okumaktan hoşlanmam ben. Romantizmi pek sevmem. O yüzden burun kıvırmıştım kitaba. Niye benim payıma bu düştü diye canım sıkılmıştı. Zaten kitabın adından da sonu belli değil miydi bu aşkın, ne gereği vardı bu kadar kalın bir kitabı okuyup incelemeye... Hani tükürdüğünü yalamak diye bir deyim vardır ya, heh işte onu gerçekleştirdim. Hem de üç kere... Yani o tuğla gibi kitabı üç kere okudum. Benim için değerli olan insanlara da okuttum. Beni hem Vedat Türkali gibi bir usta yazarla hem de bu romanla tanıştırdığı için hocama da çok minnettarım. Kulakları çınlasın.

* Ankara'da siyasi olayların fokur fokur kaynadığı bir fakültede okuyan ve bu durumlardan çok da uzak kalamayan bir üniversiteli olarak kitaptan etkilenmemem elde değildi zaten. Haftalarca beynimin içinde Günsel ve Kenan'ın iç sesleriyle okula gidip geldim. Kitabı okumuş olanlar neden bahsettiğimi hemen anlamışlardır.

* Peki kitap bir aşk romanı mı gerçekten? Tam olarak hayır. Arka fonda siyaset dönerken ön tarafta yasak bir aşk peydah olur. Günsel ve Kenan'ın aşkı... Öyle anlar gelir ki arka fonda aşk sessizce ilerlerken; ön tarafta politik oyunlar, siyasetin kirli yüzü ve darbeli günlerin acısı peydah olur. O yasak aşk da payını alır bundan. Kitabın sonunu belirler. Eğer bir aşk romanı beklentisi içinde okursanız hayal kırıklığı yaşatabilir size ya da siyasi bir roman olarak okursanız tatmin olamayabilirsiniz. Aşkı, güvensizliği, siyasi romantizmi, insan ilişkilerini, kişilerin iç dünyasını ve ülkemizin yakın tarihinden kesintileri barındırır bu kitap...

* 27 Mayıs 1960 askeri darbesi öncesi Türkiye'sindeyiz.... İnsanın kendi babasına bile güvenmediği, her an herkesten şüphelenildiği, solcuların rakı sofralarında memleket kurtardığı, akşam vakitlerinde köşe başlarında isimsiz ölümlerin olduğu, yaklaşan darbenin ülkeye göz kırptığı günler... Yıllar öncesinde karakolda yediği iki tokat darbesiyle arkadaşlarını satan, çevresindeki herkese ve özellikle kendisine olan güvenini yitirmiş eski bir devrimci Kenan ve işçi sınıfı fakir bir aileye mensup gururlu, başı dik ve bir o kadar da inatçı bir devrimci olan üniversiteli Günsel arasında hiç beklenmedik zamanda alevlenen bir yasak aşkla başlar kitap. Herkes sıradan çalkantılı bir aşk hikayesi beklerken olaylar birden beklenmedik hal alır ve okun yönü ülkedeki çalkantılı olaylara döner.

* Romanı bende etkileyici kılan en önemli şey Vedat Türkali' nin kalemi oldu. Çünkü çoğu yerde karakterlerin iç sesleriyle anlatmış olayları. Adeta kitabı okumuyorsunuz da o kişinin beyninde yaşıyormuşsunuz gibi. Kendilerinden en emin oldukları durumlarda bile aslında beyinlerinde ne fırtınalar koptuğuna şahit oluyorsunuz. İyi yönleriyle kötü yönleriyle karaktere kendinizi yakın hissediyorsunuz.

* Zaten kitaptaki karakterler çoğu romanda olduğu gibi iyilik timsali kahramanvari tipler değil. Çünkü kolaydır sağlam kişilikleri anlatmak. Yüzeysel, hata yapmaya meyilli - hatta karaktersiz ve ahlaksız da diyebiliriz -siyasi romantizmin dar kalıplarında sıkışıp kalmış sıradan insanları anlatmak ve sevdirmek zordur. En basitinden baş karakter Kenan... Yeri geliyor kendisine "Hay senin kalıbına tüküreyim, sen nasıl bir erkeksin?" diyorsunuz. Hatta bir röportajında Vedat Türkali de Kenan'a nefret kusmuştur. İlk okuduğumda ben de kendisine çok kızmıştım ama ikinci kez okuduğumda, kendimi Günsel'in yerine koyunca çok sevmiştim Kenan'ı.

* Kitap hakkında daha teorik bilgiler verecek olursak, Vedat Türkali' nin ilk romanıdır bu. Vedat Türkali'yi gerçek bir yazar yapmıştır. Küçük burjuva duyarlılığı olan Vedat Türkali bunu da romanına yansıtmıştır. Güven olgusu üzerine yazdığı ilk romanıdır ayrıca. Bu konuda bu kadar hassas olması hem Kenan gibi bir karakter yaratmasına hem de "Güven" isimli iki büyük ciltlik eser daha yazmasına neden olmuştur. O çok meşhur "Bekle Bizi İstanbul" şiirini de ilk bu kitapta yayınlamıştır. Kitapta yarattığı Baba karakteri Hikmet Kıvılcımlı'ya, üniversite olaylarında ölen üniversiteli genç karakter de Turan Emeksiz'e işaret eder.

* Bir Gün Tek Başına demiş ya Vedat Türkali kitabın adına, aslında kitaptaki bütün karakterler iç dünyalarında yalnızdır. Tek başlarına... Ve bir gün hepsi dış dünyalarında da tek başına kalmaya mahkum olacaktır.

* Ne zaman aklıma gelse hep sorgularım aslında. Ahh Kenan... Çelmeseydin Günsel'in aklını ne olurdu? Peki Günsel? Kanmasaydın Kenan'a ya da güveneceksen sonuna kadar güvenseydin, böyle mi olurdu? Hadi bunlar karakterdi ve kurguydu diyelim. Ya güzelim ülkem? Nasıl günlerden geçtin ki böyle, yerde gezen karıncandan tut gökte uçan kuşuna kadar hayatlarını tarumar ettin!

* Eğer hala Vedat Türkali ile tanışmadıysanız, zaman kaybetmeyin ve bu kitabıyla başlayın derim.

* Kitabı ilk okuduğum ve incelediğim dönemlerde çokça çalınan bir şarkıyı da paylaşmak istedim sizinle. Her ne kadar tarzım olmasa da o dönemlerde ne zaman duysam, meyhane havasından mıdır, içinde okuduğu şiirlerden midir nedir bilmiyorum ama Günsel ile Kenan aklıma gelirdi. Hala duydukça kitaptaki yaşananları hatırlamamam mümkün değil.

* https://youtu.be/sWy8X_7GA_k

* Son olarak; Vedat Türkali' nin bu kitabında hem aşkı hem siyaseti nasıl da harmanladığını gösteren bir alıntıyla bitirmek istiyorum yazımı. Romanın can alıcı bir yerinde şöyle der Kenan:
"Ülke sallanıyor,
iktidardakiler sallanıyor,
herkes bir şey bekliyor.
Ben Günsel'i bekliyorum..."
Öhööm öhööm!! Bu da neydi şimdi?? Yok bir de balgam atsaydın!.

Sağcı mısınız, solcu musunuz, muhafazakâr mı, milliyetçi mi, devrimci misiniz yoksa ülkesinde ne olup bittiğinden haberi olmayan birisi misiniz?

Nesiniz ki??

Kimsiniz ??

İyi misiniz?? Belki de kötü ?? Kim bilir .. Hem kime nasıl güvenilir ki . Ortalık hıyarağalarından geçilmiyor. Bu hıyarağası da  Vedat Türkali den geçti bana. İyi bir şey mi acaba. Yoksa kötü mü ?? Amaaan ne bileyim. Bilmezsin tabii, işime mi gelmiyor yoksa??


Kafamda binlerce soru, düşünce birbirine değmeden birbirlerini incitmeden çözüm arıyorlar. Pekiiii bu mümkün mü?? Neden olmasın ki??

Hiç ben ölsem de şu insana aşık olmam onunla birlikteliğim olmaz çünkü o şöyle düşünüyor onun ideolojisi şu dediniz mi?

Peki hiç benim ideolojim şu ben şunu giymem falancaya gitmem efendime söyleyeyim şu kitabı okumam bu adamla konuşmam dediniz mi?

Aşk mı yoksa kavganız mı?


Ne saçma sorular bunlar diyebilirsiniz, kitap yorumlarından önce kısacık beyin jimnastikleri güzeldir. Şimdi gelelim kitabımıza;

1960 askeri darbesinden önceye gidiyoruz (8 ay kadar) ama bu gidiş bizi yormuyor çünkü aşkla gidiyoruz. Aşkla yapılan bir şey yormaz yorsa da tatlı bir yorgunluktur.(klişeler klişeler..) Darbeye bir gün kala yolculuğumuz bitiyor.

Öğretmenlikten ihraç edilen, eşinin desteğini alarak açtığı kitapçıda çalışan Kenan abimiz ve felsefe bölümünde okuyan Günsel ablamız etrafında dönüyor olaylar.
 
Vedat Türkali'nin kalemine hayran kaldım. Bununla yetinmedim çok çok etkilendim. 752 sayfa kitap elinizde su gibi akıyor. Sanki okumuyor izliyorsunuz, yaşıyorsunuz. Neden? Çünkü iç konuşmalara sıkça yer veriyor, roman kahramanları günlük hayatta karşılaşabileceğimiz türden insanlar. Bizim gibi yiyip-içiyor, sarhoş oluyor, aşık oluyor, küfür ediyor, uyuyor, bazen uyuyamıyor düşüncelerden.. Hal böyle olunca yani karakteri olduğu gibi önüne koyunca Türkali hayran kalmamak elde olmuyor.

Yasak aşk kavramı. Dince, törece ve kanunca uygun görülmeyen aşk demek. Peki gönül ferman dinler mi? Kanunların ruhu yok o yüzden kanunlar bu konuyla ilgilenemez kesin çizgiler vardır. Kanunlar insanlar için yapılmıştır düzeni sağlar. Kafam karıştı yine neden yasak oluyordu aşk. Olaya objektif bakmak gerekiyor ama içinden çıkamadım ben. Çıkan olursa haber etsin.. Kızamadım Kenan abiye çünkü çok güzel sevmişti..

Küçük burjuva duyarlılığı. Bu cümleyi çok sevdim kitabı okuyacak olursanız sıkça karşılaşacaksınız. Sitarbaksta kahve içmeden kendine gelemeyen karakterler yok ama basit bir eylemi atıyorum arkadaşlarıyla buluşması gerekirken sevgilisine zaman ayırınca bunu küçük burjuva hareketi olarak gören karakterler var.

Darbe yaklaşıyor, faili meçhuller, olaylar olaylar... Kimseye güvenemiyorsun kimin eli kimin cebinde belli değil.

Günsel ve Kenan'ın yasak aşkı arka planda ise siyaset. Günsel pratikte Kenan da teorikte devrimci. Günsel mesele icraat diyenlerden Kenan abimiz biraz korkak bu biraz sert oldu ama başka da terim bulamadım..

Devrimcilerin "kaypak" dediği tipler var ya en güzel örneğini Türkali, Kenan üzerinden vermiş.

Güven kelimesini hatta güvensizlik kelimesini kitabın o çarpıcı sonuyla iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Dönemin sosyolojik yapısının da etkisi var tabi ki.

Türkali'nin "Bekle Bizi İstanbul" şiiri de bu kitapta. Kitaptaki Baba karakteri Hikmet Kıvılcımlı'ya, üniversite olaylarında ölen üniversiteli gençler de Turan Emeksiz'e işaret ediyor.

Kitabın ismi Bir Gün Tek Başına, düşününce karakterler de iç dünyalarına dönük. Burda aslında benim de çok sevdiğim kişinin kendisiyle yaşamasını bilmesi olayı anlatılmaya çalışılıyor. Çünkü aslında her kes tek başına.


Kitap yazıldığı dönem büyük bir yankı uyandırmış.1970'lerin ortalarından sonra doğan kız çocuklarına Günsel ismi konulmaya başlanmış.

Şiddet içermeyen bir şiddetle tavsiye ediyorum.

Son olarak Günsel için Adnan Yücel'in Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek şiirini bırakıyorum.

https://youtu.be/h1mZ2QE5E1g

Keyifli Okumalar...
Daha önce senaryo olarak yazılmış olan, Fatmagül'ün Suçu Ne? kitabının filmini de dizisini de izlemediğimi belirtmek isterim. Gelecekle ilgili hayalleri olan Fatmagül kasabalı gençler tarafından tecavüze uğrar ve yaşamı altüst olur. Fatmagül'ün bundan sonra yaşadığı dram aslında ülkemizde pek çok kadının yaşadığı açığa çıkmamış yaşanmışlıkların da bir öyküsüdür. Sığınacak yeri olmayan Fatmagül'ün: Kanun tarafından, tecavüzcülerin cezadan kurtarılması için, tecavüz edenlerden birisiyle evlendirilmesi, kadının aşağılanmışlığının zirve yaptığı noktadır. Mevcut iktidarın kadına bakış açısının problemli olması nedeniyle, kadın sorunlarının katlandığı ve her zaman gündemde olduğu günümüzde bu kitabın okunması gerektiği inancındayım.
Kalemler ustalaştıkça üzerine söz söylemek de aynı oranda zorlaşıyor. Geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan Vedat Türkali de bu isimlerden...

Bir Gün Tek Başına, 60 Darbesi döneminde geçmektedir. Hani bir söz vardır, "Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin"; işte bu cümlede bahsi geçen devir sanırım o devirdir. Kimin polis kimin halk, kimin sağcı kimin solcu ya da kimin güvenilir kimin ispiyoncu olduğunun bilinmediği bir dönemdir. Ne sevgili, ne arkadaş ne de ekmeğini bölüştüğün dosta güvenebilirsin... Ve bu dönemde filizlenen bir yasak aşkı konu almaktadır kitap.

Kitabın ilk yarısı karakterlerin ve kurgunun oturması adına daha çok bu yasak aşk üzerine kuruluydu. Kisisel olarak mantıksallaştıramadığım bir durum olduğu için de günün sonunda karakterleri özümseyemedim. Ancak ne zaman ki ilişki, sayfalardaki ağırlığını kaybedip yerini daha çok arka planda kalmış olan siyasi olaylara bıraktı, o zaman kitaptan aldıüım zevk de katlandı.

Usta'nın kalemine, diline söyleyecek zaten lafım yok. İyi ki yazmış...
Türkali'nin başyapıtı olan bu kitap, 1960 Darbesi öncesinin siyasal ve toplumsal olaylarına ışık tutuyor. Günsel: cesaretli, kararlı genç,sol görüşlü bir kız. Kenan: korkak,çelişkili,orta yaşlı, evli bir erkek. Günsel pratikte, Kenan teorikte sol görüşün temsilcisi. Günsel ve Kenan ekseninde gelişen olaylar Türkali'nin üslubunda doruğa ulaşıyor. Kenan ve Günsel'in iç sesleri gerçekçiliği daha önce görülmemiş bir boyuta taşıyor ve okurunda inanılmaz bir tat bırakıyor. Kitabın sonu çok çarpıcı bir şekilde güven duygusunun sorgulanmasının aynı zamanda o dönemin sosyolojik yapısının bir göstergesi. İnsanların en yakınından şüphe ettiği yılların kanıtı niteliğinde. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bu kitap yazıldığı dönemde o kadar etkili olmuşturki 1970'lerin ortalarından sonra doğan kız çocuklarına Günsel ismi konulmaya başlanmıştır. Son olarak değineceğim Türkali'nin Bekle Bizi İstanbul şiiri nin kitapta yer alması yazarın çok yönlülüğüne ve kişiliğine bir selam niteliğinde.

Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniye'nle bekle.
Parklarınla,köprülerinle,kulelerinle,meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle.
Ve bir kuruşa Yeni Hayat satan
Tophane'nin karanlık sokaklarında
Koyun koyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi.
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi.
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanatını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın.
Tek kelime ile HARİKA bir kitap. İyi ki inatla yarım bıraktığım kitabı yeni baştan okumuşum. Kenan keşke başka bir türlü son hazırlasaydı hayatına. ŞOK oldum ve çok ÜZÜLDÜM :( Yeniden okumaya en başından başladım. Bazen insanın kendini zorlaması gerekiyormuş. Hiçbir kitap yarım bırakılmamalı, aynen yarım kalmaması gereken hayatlar gibi...............................
Adnan Yücel, o enfes - Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek isimli nehir şiirinde ''Bir inancın yüceliğinde buldum seni / Bir kavganın güzelliğinde sevdim'' der.

Türkali, Bir Gün Tek Başına'da bir inancın yüceliğinde buluşu, bir kavganın güzelliğinde sevmeyi anlatıyor belki de.

İnsan bir gün gerçekten de tek başına kalıyor Türkali! .. Bir gün tek başına kalıyor.

''Bin kez budadılar körpe dallarımızı / Bin kez kırdılar '' ..

Burada adıyla sanıyla bir aşk; bir kavganın, Nazım'ın tabiriyle - hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için- edilen bir kavganın, çekilen acıların ortasından hepimizi selamlıyor.

Buruk, kırık, hüzünlü.
Vedat Türkali'nin ülkenin acılarının yer aldığı, büyüleyici aşk öyküsünü barındıran bir kitabı daha.
Kitap Esme ve Dr. Nahit'in aşkını anlatıyor olsa da arka planda çok derin konular işlenmekte bu kitapta. Özellikle, İstanbul'dan nefret eden ben'e, İstanbul'un güzel olabileceğini düşündürttü. Çok güzel İstanbul güzellemelerine ve aynı zamanda hicivlerine sahip. Bir başka olay ise, dönemim ideolojik çatışmalarına değinmesi. Bu noktada okuyanların mutlaka farklı düşünüp, yazarla ciddi bir çatışma yaşayacağı açık. Tatlı su komünistlerine, faşistliğe varan milliyetçiliğe kadar bir çok konuda sert eleştiriler mevcut. Kitabı okurken kimi kısımlarda, aşktan ziyade, kendinizi ideolojik bir çatışmanın içerisinde buluyorsunuz.
Karakterlere hayran kalmamak elde değil. Özellikle Esme karakteri çok etkileyiciydi. Hazırcevaplılığı, asi laf dinlemez oluşu, bir o kadar kırılgan ve düşünceli oluşu, kendine olan güveni, başlı başına bir hikaye.
Ayrıca, bugüne kadar yaşlı-genç ilişkileri bana hep itici gelmiştir veya samimi gelmemiştir. Art niyet ararım her defasında. Ama öyle bir kitap ki, yeri geliyor bu aşkı iliklerinize kadar hissediyor, kıskanıyorsunuz. Vıcık vıcık bir aşk hikayesi değil, bir tarafta yaşlılığın verdiği acizliği ile mücadele eden bir adam diğer yanda gururu ve asiliği, dik başlılığı ile bütün sevgisini ona adamış bir kadın..
Yalancı tanıklar kahvesinde ve mavi karanlıkta umduğum lezzeti bulamadım. Birgün tek başına daha başarılıydı gerek anlatım gerek psikolojik analizler gerekse dönemi yansıtması bakımından. Sade kahve gibiydi tatsız tuzsuz sonu itibariyle belirsiz.
Yanlış anlaşılmasın kitap tek kelimeyle harika ancak romanın daha başında
yazarın "güven" kitabına çok atıfta bulunduğundan ilk o kitabı okuyacağım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Vedat Türkali
Tam adı:
Abdülkadir Demirkan, Abdülkadir Pirhasan
Unvan:
Türk yazar, şair, senarist
Doğum:
Samsun, 13 Mayıs 1919
Ölüm:
Yalova, 29 Ağustos 2016
Vedat Türkali (doğumu. 13 Mayıs 1919, Samsun) Abdülkadir Demirkan 'ın (1950'li yıllarda Abdülkadir Pirhasan olmuştur) yazılarında kullandığı ismidir. Senarist, şair ve romancı olan Türkali, liseyi Samsun Lisesi'nde okuduktan sonra 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olmuştur. Aynı yıl eşi Merih Pirhasan'la evlenmiştir.

Maltepe Askeri Lisesi ve Kuleli Askeri Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1951'de siyasi eylemleri sebebiyle tutuklanmış; 9 yıl ceza almış 7 yıl sonunda koşullu olarak serbest kalmıştır.

Gar Yayınları'nı Rıfat Ilgaz ile kurduktan sonra, 1960'da Dolandırıcılar Şahı ile senaristliğe başlamıştır. Senaristliğine devam eden Türkali, 1965'de yönetmenliği denemiştir.

Bir Gün Tek Başına ve Mavi Karanlık gibi romanları Türk edebiyatının en büyük eserleri arasına girmiş; daha sonra da Yeşilçam Dedikleri Türkiye ve Tek Kişilik Ölüm romanlarını da yazmıştır.

Mihri Belli'nin yakın arkadaşı ve Atıf Yılmaz'ın arkadaşı ve akrabasıdır. TKP'nin eski üyelerindendir. 2002 seçimlerinde DEHAP'dan aday olarak aktif siyasete atılmıştır.

Vedat Türkali, oyuncu Deniz Türkali ve yönetmen Barış Pirhasan'ın babası, Deniz Türkali'nin kızı şarkıcı Zeynep Casalini'nin dedesidir.

Ödülleri


1965 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Senaryo Ödülü, Karanlıkta Uyananlar
1970 TRT Oyun Ödülü (Dallar Yeşil Olmalı)
1974 Milliyet Yayınları Roman Yarışması Birincilik Ödülü
1976 Orhan Kemal Roman Armağanı

Yazar istatistikleri

  • 353 okur beğendi.
  • 1.842 okur okudu.
  • 56 okur okuyor.
  • 1.101 okur okuyacak.
  • 32 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları